Hayatın hemen her oylumunda yüzüme çarpan hüzün, özlem, tutku, hasret, yeniliş, vazgeçişler, tekinsiz sevgiler, yasak aşklar bu kadar mı net anlatılırdı? Sesi kuşattı beni önce. Hüznün, yalnızlığın ne mene bir uçurum ya da mezar olabildiğini hatırlatırcasına. ( Sevinç dudaklarımda kırık hırıltılara parçalanmışken üstelik.) Kalbiyle söylüyordu şarkılarını. Milena, belki Elsa Triolet’di o. Reşat Nuri’nin “Eski Hastalık” romanındaki Leyla onunla gövdelenmiş olmalıydı. Bir başkaydı. Bambaşkaydı, Ayten Alpman.

Birazdan gece inecek zaten. Tekrar gün ağaracak, sonra tekrar gece. Şarkıları bir hançer, bense kın. Elpençe yürek, el pençe sevgiyle eğiliyorum karşısında.

Ne doğru bir tanım: Bir başkadır Ayten Alpman. Onu yüreğimde taşıdım hep; sakladım. İyi ki var diye düşündüm. Safkan yorumculuğu, kimi yerde acının doruğunu tattıran sesi ( “Söyle buldun mu aradığın aşkı söyle… yoksa yalnız mısın sen yine..”), suç ortağı bir sevgili.. Onaran. Kendimi bir şeylerden aklar gibi.

Dünyaya şarkı söylemek için gelmişti Ayten Alpman. Her şarkı yakıştı ona,  yorumladığı her şarkı onunla özdeşleşti. Dahası yorumda üslup dersi verdi plaklarında. Bir çiğ damlasının yapraktan kayması gibi içimize, bilinçaltımıza sızdı ve hep bizimle kaldı.

Peki ya yeni Ayten Alpmanlar? Yanıtı ne yazık ki ‘hayır’ olan bir soru.

“O, Türk popüler müziğinin çok önemli kilometre taşlarından biri. O, bu ülkenin popüler kültüründeki müzikal değişimleri birebir yaşamış kadın. O, eskilerin deyimi ile Türk hafif müziğinin büyük sesi ve caz müziğinin unutulmaz yorumcusu. Adeta bir ülkenin resmi marşı olan şarkıya hayat veren ses.. ‘Memleketim’ şarkısını adının önüne yazdıran kadın. O bir şarkı ile Türkiye’ye ve Türk insanına mal olana sanatçı. O Ayten Alpman.” diyor Şafak Karaman ve devam ediyor : “Daha doğrusu Ayten Alpman biyografisi popüler müziğimizin tam anlamı ile bir özeti. Bugün artık var olamayan orkestralar 1950’li yıllarda altın yıllarını yaşarken Ayten Alpman vardı. İlham Gencer Orkestrası ve sonrasında İsmet Sıral Orkestrası’nın solisti Ayten Alpman’dı. Fecri Ebcioğlu yabancı şarkılara Türkçe sözler yazıp Türkiye’de yeni bir akımın öncülüğünü yaparken ve ‘İnan Bana / Ayrıldık Yalnızım’ şarkılarını bir kadın vokale yorumlatırken o şarkıların yer aldığı 45’liği yorumlayan Alpman’dı”. (Ş.Karaman, “İmajıma Dokunma”/ 2004 )

Gecenin ilk sedefli ziyaları üstüne dökülüyordu. Geçmiş zamanda bitmiş bir şey. Bir sevdanın kısacık romanını anlatıyordu : ”Yastığımda hala bir tek saçının teli. O gün bugün yatağımda sensiz yatmadım. Nasıl olur unutursun sendeki beni…”

Hüznün en güzel tiryakiliğini yaşadığım o şarkı : “Telefon çalsa bile, konuşurum sen diye. Kapım açık bak yine. Seninleyim. Başkasıydı kollarımda. Sen varsın yanımda.

İtiraf edeyim, Ajda Pekkan, Nükhet Duru’dan sonra bu şarkıları dinlemek ürkütmüştü beni. Anılar biriktirmiştim Fikret Şeneş ve Seda Akay’ın sözleriyle. Ya aynı tadı bulamazsam? Ya, hoyratça talan edilmişse o şarkılar?

Geçmiş intiharlarımın külleriyle dolu vazolara takılmıştı gözüm bir an. Küçücük bir sıyrık, çatlağa tahammülüm yoktu. Müzik setinin kumandasına bastığımda dizlerim titremişti. Ve Hakan Eren haklıydı. Ayten Alpman, bambaşka bir yorumla seslendirmişti şarkıları. Burayı, orayı, geçmişi ve şu anı birleştirmişti.

20 Nisan 2012’de aramızdan ayrılmıştı… Onu çok özledik…