Ahmet Levendoğlu’nun sahneye koyduğu, Harold Pinter’ın “Aldatma” (Betrayal,1977 ) adlı piyesini dilimize çeviren Haluk Bilginer. Doğru hatırlıyorsam, 1990’da Tiyatro Stüdyosunda ‘Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Ahmet Levendoğlu, Lütfi Oğuzcan’lı kadrodan izlemiştim ilk kez “Aldatma”yı. Ve yine bildiğim kadarıyla, 2007-2008 sezonunda Bursa Nilüfer Sanat Tiyatrosunda sergilenmişti aynı oyun.

Kurgu zamanda şimdiden geriye doğru akıyor sayfa sayfa..Seyircinin belleğiyle oynanıyor adeta..Her detayın bir önemi var..Örneğin Robert ‘in ilk yıllarda saçındaki o hafif açıklık birkaç yıl önceye dönüldüğünde kapanmış oluyor. Sahi ilk seyredilen mi en çok kalıyor akılda yoksa şimdiki zamanda değil de eskilerde yaşanmış olanlar mı ? Sonuçtan nedene bir akış olmasın sakın bu? Ya da ‘an’dan ‘geçmiş’e, gizli katmanlarıyla son dokuz yılın iç ödeşmesi? Belki hepsi. Belki de hiçbiri.

Pub 2016 İlkbahar. Daire, 2014 Kış. Emma ve Robert’in evi,  2013 İlkbahar. Otel odası, 2012 Yaz. Daire, 2012 Yaz. Restoran, 2012 Yaz. Daire, 2010 Yaz. Jerry’nin evi, 2008 Kış. Daire, 2008. Emma ve Robert’in yatak odası 2007.

Her şeyin en ‘baş’ı olan ‘son’dan çıkıyoruz yola.

Profesyonel reji, ışık, efekt, sahne, görsel efekt ve özellikle kostüm tasarımı etkileyici. (Yine de acaba Emma’nın bir galeri yöneticisi olarak giysileri biraz daha farklı olabilir miydi?)  Oyuncular Pinter oyuncusu kıvamında zaten…

Jerry – Kuralımızı hatırlasana. Ben sana kocanı soracağım. Sen bana karımı soracaksın.

Emma – Öyle tabii. Karın nasıl?

Her oyunda, yaşar kıldığı her karakterde yepyeni bir kadın yaratan, ruhuna büründüğü her kadını başarıyla canlandıran Şebnem Köstem sahnede var ettiği görsel etki ve üstün oyunculuk tekniğiyle Emma rolünde izleyicisini adeta büyülüyor. Ve bir kez daha ‘Diva’ mertebesine erişiyor. Tıpkı Şebnem Köstem gibi, Gökçer Genç (Jerry), Burak Davutoğlu (Robert) başarılı oyunculukları, çok özel sahne dilleri, sahne kullanımlarıyla… O derin tereddütleri, içe çekilişleri, üç köşeli yalnızlıkları, hüzünleri, umursamazlıkları, kıskançlıkları… İnce bir mizahın rüzgârıyla taşıyorlar sahneye. Üç karakter de aslına bu denli yaklaşabilirdi, diye düşünüyor izleyici ister istemez. Yaşamı oynamak, hayatı, olayları sahnede estetize etmek bu olsa gerek. Üstünkörü değil, tüm duyguları apaçık. Yaratıcı güçlerini ortaya koyarak. Rolleriyle kurdukları duygusal bağ o kadar güçlü ki zaten. Her sahnede, her replikte kusursuz bir performans sergiliyor, ustalıklarını konuşturuyorlar. Burak Davutoğlu  Derya Gülü, Mecbur Adam, Saygılı Yosma, Kırmızı Pazartesi, Titanic Orkestrası’nın ardından, bir kez daha  Robert’a hayat verirken oyunculuğu ve üstün yorumlama gücüyle de ön plana çıkıyor. Rolünün perspektifini, derinliğini izleyiciye tam olarak ulaştıran Gökçer Genç ise Pinter’ın ‘bellek oyunları’nı Jerry karakteriyle kusursuzca yansıtabiliyor. Sesini, jestlerini ve yüz ifadesini çok doğru kullanarak, samimi, perfecto bir İtalyan garson tiplemesine imza atan Direnç Dedeoğlu övgüyü hak ediyor.

her-seyin-en-basi-olan-o-sonda-1

“ Sanırım, kesinlikle en doğru kararı verdik…”

Gülümsedi Emma kıvılcım kıvılcımdı gülüşü. Gözlerinde ışıklar oynaşıyordu.

Aslında üçü de geleceklerini hayallemişlerdi sadece. Giderek ürkekleşen, yasaksavar gibi yaşanan sevişmeler. Dudaklarda hep o bir zamanların hayali. Her şeyi unutma, göze alma, vazgeçme anıydı bu…Hepsinin kafasında düşünceler düğüm düğümdü. Jerry Robert için, Robert Jerry için diğer erkekti. Emma Jerry’nin karısı Judith için öteki kadındı. Judith’de Emma için. Herkes gölgedeydi. Bir diğerinin gölgesinde. Ve hepsi de bir diğeri için yem ve ökseydi aslında. Gerçek dışılığın tutsağıydılar ve bu gerçek dışılık tüm ilişkilerin basit bir yalana dönüşmesini sağlamıştı. Yalanlar ve ihanet ortaya çıktığındaysa Jerry, Robert ve Emma gerçekliklerini o kadar yitirmişlerdi ki, artık yaşananların tüm kronolojisi tersyüz edilebilirdi.

Tekste dönüyorum yeniden.Her ne kadar kimi replikler hala belleğimdeyse de, gözlerimi kapattığımda satırlar gözlerimin önünden geçiyor gibi…

Emma’nın sesiyle irkiliyorum : “Acaba ? Acaba herkes başından beri biliyor muydu ?”

her-seyin-en-basi-olan-o-sonda-2

“Aldatma”: Modern Bir Klasik

Harold Pinter, İsveç Akademisi’nin “Günlük keşmekeş içindeki uçurumları gözler önüne seren ve zulmün kapalı odalarını açılmaya zorlayan bir yazar”  (1)  olarak tanımladığı sıra dışı bir yazar. Geçtiğimiz yüzyılda Britanya Tiyatrosu’na damgasını vuran Pinter, “Aldatma” oyununda episodik olarak zamanı tersine çevirir, dramatik yapıyı başaşağı diker ve neden-sonuç ilişkisini tersyüz ederek ilginç bir tiyatro deneyimi sunarken, kendi tarihiyle de ters algılanabilecek bir oyuna imza atar. “Pinter’ın bu oyununda önceki oyunlarında görülen dil çözümlemeleri ve uyumsuz diyaloglar, gerçek-düş sarmalı, çekince yüklü güldürü yerine son derece gerçekçi ve doğal bir anlatım vardır. Diğer oyunlarının aksine, Aldatma O’nun absürd tiyatro geleneğinden bir sapmayı ifade eder.” (2)                                                                

Aldatma”yı sıra dışı kılan diğer özelliği ise oyunun yönetmeni Ahmet Levendoğlu şöyle ifade ediyor: “Aldatma, teması üzerine kurulu gerçekçi bir öykünün gerçekçi ayrıntılarla işlendiği oyun. Göreceli gerçekçiliği ile kendinden önce gelen Pinter yapıtlarından da belirgin bir politik bilinçlilik içeren son dönem ürünlerinden de ayrılıyor. Bu nedenle Pinter tiyatrosu gelişiminde özgün bir yer tuttuğu söylenebilir. Doğal ki yine de, gizli katmanları, derinlikli anlamlarıyla Pinter damgasını taşıyor.(3) Levendoğlu “Aldatma”yı bu noktadan yorumluyor ve böylelikle oyunun düşünsel veçhelerine doğru yerden temas edebiliyor. Zira, Pinter’ın politik tavrı, oyunlara hiçbir dolayımlama olmaksızın yansır ve özellikle erken dönem oyunlarındaki metaforik anlatım, zamanla evrilerek 1980 sonrası oyunlarında “politik bir sese” dönüşür. “Diğer bir deyişle, yazarın 1980 sonrası oyunları, ilk ve orta dönem oyunlarına oranla artık ‘açıkça’ politiktir. Bu aşamada ‘açıkça’ ifadesi önem kazanıyor; çünkü bu ifade yazarın 1980 öncesi oyunlarında da, açıkça olmasa da politik bir ton olduğuna işaret eder zira kişisel olan her şey, doğal ve kaçınılmaz olarak zaten politiktir ya da politik olan zaten kişiseldir.” (4)

Pinter, “Aldatma” oyununda bir ilişkinin geçtiği evreleri sergilerken “ilişki” olgusunun kendisini tarihsel bir sorgulamaya tabi tutar ve her zaman yaptığı gibi,  “gerçek ve gerçek olmayan” arasındaki kaygan zemine odaklanır. İnsanlar arasındaki ilişkilerin uyumsuzluklarını ve yapaylıklarını sergileyerek “yabancılaşmanın” dile ve davranışlara yansımasını irdeler. Pinter’in karakterleri aynı zamanda büyük bir varoluş mücadelesi içindedirler; kendileriyle bir yüzleşmekten kaçamazlar. Ahlâki kodları, öğretilmiş/dayatılmış davranış ve düşünüş biçimlerini sorgulayan Pinter, bu yüzleşme üzerinden, “aldatma” olgusunu kişisel alandan toplumsal alana taşır. Gerçekliği tüm çıplaklığıyla ve doğal bir biçimde ortaya koyarken bir çözüm üretmez; ancak seyirciyi koltuğunda rahatsız etmeyi ziyadesiyle başarır. Tıpkı bir söyleşisinde dediği gibi: “Yaşadığımız gerçek, fiili ve somut dünyada, bana göre, doğru ve yanlış arasındaki ayrımı görmek çok kolay. Bize söylenen pek çok şey aslında yanlış. Ve gerçek, bütünüyle gizli ve tüm bu doğrultuda gizli gerçeğin açığa çıkarılması, sunulması ve onunla yüzleşilmesi gerekiyor.” (5)

her-seyin-en-basi-olan-o-sonda-3

Bir başka Britanyalı, akademisyen Coward, Pinter’ı teyit eder: “Kadınla erkek arasındaki ilişkinin doğallığı yokedilmiştir; tarih bu ilişkiyi erkek ile kadın arasındaki güç ilişkisinin tezahürü olarak tescillemiştir. İlişkiler gerçek değildir artık; kültürel anlam, âdet ve sınırlamalarla sarılmış bir kurgusal etkinliklerdir. Genelde bir toplumsal rol, özelde de bir cinsel eylem olarak, bugün ilişkileri açıklayabilecek tek şey, doğal olan her şeyin dışında, sıkı sıkıya bağlı olduğu kadın/erkek sosyal hiyerarşisidir.” (6)           

Benzer biçimde, Foucault, “İktidar ilişkilerinin özneyi kurma süreci içinde, beden genellikle dışlanan ve görmezden gelinen bir olgu olarak görülmüş, dolayısıyla tarihsel süreç içinde cinsler arası ilişkiler, bazen bedenleri bastırma pratikleriyle kontrol etmeye, bazen de onlara içkin olan arzuları yüz üstüne çıkararak, bedenleri denetim altına alan süreçlere dönüşmüşlerdir.” derken konuya tarihsel bir boyut kazandırır.”(7) Foucault’un incelemeleri sonucunda, bedenin öncelikle kilisenin denetimi altına girdiği, daha sonra kapitalizmin ve politik kurumların modeline dönüştüğü gözlemlenir. İktidarın bedeni kullanarak bireyleri kontrol altına alması ve zamanla kontrol mekanizmalarını çoğaltılmasına yol açar ve böylece iktidar, beden üzerinde politika yapmayı da aşarak, ilişkiler üzerinde ideolojik/kültürel bir otoriteye dönüşür. “Aldatma”, arka planında teşhir ettiği bu gerçekliklerle sadece psikolojik değil, aynı zamanda sosyolojik, politik ve felsefi bir oyun niteliği taşıyor.

“Aldatma”, bu çok boyutlu düşünselliği ve oyunun katmanları arasına yerleştirilmiş tarihsel sorgulamaları ile seyirciyi düşünmeye davet ediyor. “Pinteresque’ denilen kendine özgü bir tarz yaratan Pinter, Ahmet Levendoğlu’nun rejisiyle farklı bir yorum kazanıyor Darülbedayi sahnelerinde. Oyun boyunca sahne aralarında teknik ekibin sonraki sahneyi inşa edişini seyirciye tüm açıklığıyla sunuşundan, finalde Pinter için simgesel bir anlamı olan “kapı”nın ortaya çıkışına kadar pek çok detayda Pinteresque bir tarz göze çarpıyor. Oyunculuklardaki sahicilik, sahne tasarımındaki sadelik, müziklerde tercih edilen piyanonun ritmiyle akıp giden doğallıkla tiyatral uzama hakim kılınmaya çalışılan “gerçekçilik”, “Aldatma”yı bir “modern klasik” olarak hafızalara kazıyor.

Kaynakça: