Özellikle son birkaç yıldır gündemde olan kültür varlıklarının ait oldukları topraklara iadesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kültür varlıklarını, aslında Türkiye’de halen geçerli kavram “kültür ve tabiat varlıklarını” korumak hakkında ne biliyorsunuz?

Ben bu konuda evrenselci düşünüyorum. Ana sorum şu: Neden ve ne zaman toprağımız altındaki ve üstündeki her eseri hakkıyla korumuşuz da en önemli eksiğimiz Berlin’de adına müzeler inşa edilmiş Bergama’nın Zeus sunağı, British Museum’daki Ksanthos şehri kalıntıları, hatta ve hatta Atina’daki son dönem Osmanlı eserleriymiş gibi bir anlayışa evrildik? Ve bunu istemeye hakkımız var mı?

Berlin’deki Pergamon Museum’da sergilenen Bergama’dan götürülen Zeus Tapınağı

Öncelikle “evrildik” diyorum çünkü yeni taleplerde bulunmak için önce eldeki işi bitirmiş olmak gerek. Bergama’dan çıkıp bugün kilometrelerce ötede sergilenen eserlerin burnumuzda tütmesi için de bazı şeyler gerekiyor: Bergama’daki her taş, her kalıntı hakkıyla korunuyor ve ziyaret ediliyor, şehir tamamen ortaya çıkarılmış, öyle bir müze yapmışız ki Berlin’dekine taş çıkartıyor… İşte o zaman bize ait olup da başka topraklarda sergileneni istemeye hakkımız olur. Ama bugün o gün değil. Neden mi? Çünkü biz daha elimizdekini koruyamıyoruz.

Bir kere Türkiye gibi gösterişli kalıntılara, her dönemden sayısız uygarlığa sahip zengin kültürel mirası olan bir ülkede, kültür varlıkları hâlâ 1983 yılından kalan bir yasayla korunmaya çalışılıyorken;

İlaveten kültür varlıklarına ve doğaya verdiğimiz zararların boyutu gün gün artmışken ve hiç bu kadar kötü bir dönem yaşanmamışken, yasanın adı hâlâ Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu iken, daha doğal olanla tarihi olanı ayırmayı bile başaramamışken;

Yurt içi ve yurt dışı kaynaklı tarihî eser kaçakçılığı ile mücadele edemiyor, halen defineciler toprak altı ve üstündeki kültür varlıklarımıza göz göre göre zarar verebiliyorken….

İhtiyacımız olan gerçekten yurt dışında, milyonlarca ziyaretçisi olan müzelerde, iyi korunan, iyi bakılan, çoğu hak ettiği değeri bulan kültür varlıklarının Türkiye’ye geri dönmesi mi?

Taşınabilir bazı eserleri Bergama Müzesinde bulunan Milet Ören Yeri Girişi

İşin bir yanında bu eserlerin yurt dışına nasıl gittiği var. Gazetelerde, internet haberlerinde sık sık “çalınan, kaçırılan” bu eserlerden bahsedilir oldu. Evet çalınan ve kaçırılanlar var ama sizin atıfta bulunduklarınızın çoğu imzasıyla, imtiyazıyla, özerkliğiyle gitti o topraklara. Dolayısıyla hayır, kazıyı yapan arkeologlar örtüler altına saklayıp da kaçırmadı bu eserlerin çoğunu.

Bu eserler genellikle 18. ve özellikle 19. yüzyılda, yani Osmanlı Devleti’nin bir eski eser politikası yokken ya bile isteye verildi ya imtiyaz usulü bir başka iş için teklif edildi ya da biri gün yüzüne çıkarana verilsin biri de devlete kalsın mantığından hareketle paylaşıldı. Demiyorum ki hiçbir eserimiz çalınmamıştır. Elbet çalınmıştır. Schliemann’ın kaçırdıkları Truva’nın makus talihidir. Halen, 2022 yılının bitmesine ramak kala, teknolojinin zirve döneminde yerli yabancı defineciler bulduğunu kaçırmakta, satmakta ve kimse buna engel olamamaktadır. Bugün bile önlenemeyen bu kaçakçılığın 200 yıl önceki hâli için bugün uluslararası arenada suç duyurusunda bulunmak bana son derece distopik geliyor. Uluslararası bir hak olmadığını iddia etmiyorum, devletlerin böyle bir hakkı olabilir ancak burada iki görüşü olduğunu hatırlatmalıyım: Evrenselci görüşe göre kültür varlıkları tüm insanlığa aittir, hangi topraktan çıkarsa çıksın milleti olamaz. Milliyetçi görüşe göreyse bir devlet bugünkü sınırları içinde yer alan toprak altındaki ve üstündeki, kendinden önceki medeniyetlere ait her türlü eserin yegâne sahibidir.

Bergama Antik Kentinden Bergama’ya bakış

Milli kimliğine ve milliyetçilik duygularına dayanarak bu topraklardan çıkan eserlerin buraya ait olduğunu savunanları anlıyorum ama bu düşünceye katılamıyorum. Üstüne üstlük hayatında bir kere müzeye gitmemiş, çok pahalı oluyor diye düşündüğünden giriş ücretinin ne kadar olduğunu bile sormamış, bir müze-kart edinmemiş, “hepsi birbirinin aynı bunların yaa” diyerek bir antik kent gezmemişlerin bu milliyetçiliğe sığınarak, yine hayatları boyunca görmeyecekleri eserlerin getirilmesini talep eden siyasileri alkışlamalarını anlamlı ve samimi bulmuyorum.

Bergama Asklepion’u

“Kültür varlıkları bulundukları toprağa aittir, dünü ve bugünü ile milli kimliklerimizin biçimlendiricilerinden biridir.” Bu söylem çok yenidir ve siyasidir. Olaya ne kadar sıradan yaklaşıldığının kanıtıdır çünkü bu söylemlerin tamamı somut olan kültür varlıklarını ilgilendirir. İnsanlığın soyut olarak adlandırdığımız kültür mirasını kime ait addedeceğiz? Medeniyet dediğimiz bütünde, insanlığın gelişiminde etkin olmuş olaylar zincirini ne yapacağız?

Kültürel değerlerin milli kimlikleri tanıtmada etkili olmaya başladığı geçen yüzyıla kadar kimsenin aklına böyle aidiyet soruları gelmiyordu. Tarihsel geçmişi sembolik değerler haline getiren iktidarlar evrenselci düşünceden uzaklaşmamıza yol açtılar. Kendimize bir geçmiş yaratarak var olabilirdik. Bu nedenle Türklerin Hititlerden geldiği konuşuldu, bu nedenle son yıllarda hepimiz şanlı birer Osmanlı torunu olduk. Bunu görebildiğiniz zaman, yırtdışında pırıl pırıl bir vitrinde parlayan bir tanrıçayı kaldırıp da 60 ila 80 yıl önce inşa edilmiş, o günden bugüne yenilenmek için bütçe bekleyen, bir anlatısı olmayan, tozlu bir vitrine koymak size de anlamsız gelecektir, gelmelidir.

Atatürk’ün Bergama kalıntılarında çekilmiş fotoğrafı

Bu eleştiriye neden giriştiğime dair bir de not düşeyim. Daha önce Berlin’deki Pergamon Müzesini ziyaret etmiş biri olarak geçtiğimiz günlerde İzmir’deki Bergama Müzesini gezdim. Zavallı Bergama Müzesi! Açıldığı günden beri ayakta durmaya çalışan duvarlar, eski usul duvar vitrinlerinde ve nişlerde bekleyen boynu bükük eserler, yetersiz ışıklar altında okunamayacak kadar karanlık ve eski etiket ve açıklamalar… Avuç içi kadar bir müze.

Bergama Müzesi’nin yenilenen salonundan bir görüntü

Bergama Müzesi ki cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde bir kırılma noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk bir yurt gezisinde iken Bergama’ya gelir ve buradan eski eserlere sahip çıkılması ve her ilde bir müze açılması için Başbakan İsmet İnönü’ye bir telgraf gönderir. 1936 yılında Bergama Müzesi açılır ve bu güzel hikaye orada biter. Bugün ziyaretçiyi eskiliği ile çağdaş müzecilikten (her yıl salonları doldurup doldurup 4. Sanayi Devriminin yahut pandeminin müzeler üzerindeki etkisini inceleyen uzmanlarımızın, akademisyenlerimizin işaret ettiği o muhteşem müzecilikten) tamamen uzak, adeta dökülen bir Bergama Müzesi karşılar. Antik kent halen tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Dünyada bu kadar iyi korunmuş tek sağlık merkezi olan Asklepion halen yarımdır, Kızıl Avlu bir anlatıya sahip olamamış, yarım bir ciddiyetle ayakta beklemektedir.

Bergama Müzesi Girişi

Ve o güzel Bergama şehri, 2022 yılı bitmeye yüz tutmuşken hâlâ bir gün ayağa kalkmayı beklerken, bundan yüz kusur yıl önce Almanlar gelmiş, çoğu muhtelif işlerde imtiyaz olarak kendilerine verilen bölgenin toprak altı zenginlikleri içinde Zeus Altarını, Milet şehri parçalarını ve nicelerini Berlin’e götürmüştür. 1870-80’lerde biriktirdikleri bu koleksiyon için devasa müze binaları yaptırmış ve zaman içinde Pergamon Müzesi’ndeki “İslam Koleksiyonu” dünyanın en meşhur koleksiyonlarından biri haline gelmiştir. Yıllık ziyaretçi sayısı, pandemiden çok önce başlayan restorasyon zamanında, kısıtlı bir bölümü gezilebiliyorken bile 1,5 milyondu.  Bu yılın ilk 6 ayında İzmir Bergama’yı 100 bin kişi ziyaret etmiş. Bunların kaçı müzeye girdi, kaçı ne gördü, ne anladı?

Bergama Müzesi teşhir alanlarından bir örnek

Ziyaretimin ve kızgınlığımın üzerinden çok zaman geçmemişti ki, birkaç ayrı platformda, Berlin’de Pergamon Müzesinde sergilenen eski eserlerin geri getirilmesi için talepte bulunulacağını okudum. Sadece o eserleri geri getirerek bunun prestijinden yararlanmayı arzulayan, kültür varlıklarına sahip çıkmayı dert edinmiş gibi görünen siyasilere ve aşırı milliyetçilere aslında bu soru: Siz hiç Bergama antik kentini ve daha önemlisi Bergama Müzesini ziyaret ettiniz mi? Hiç baktınız mı, biz elimizdekini korumuş muyuz? Getirilecek olan eserleri mesela -diyelim ki iade ettiler- ne yapacağız? Antik kentin içine mi atacağız? Getirmeden hemen önce bir ihale açıp 100 yıllık Bergama Müzesini zorla ve acilen elden mi geçireceğiz? İçselleştiremediğimiz sürece kültür varlıklarını korumuyor, yalnızca vitrinlerinden faydalanıyoruz. Siz yine talep edin, edin de bir kere “ya bu Bergama da neresiymiş deyin!”

Bergama’nın müzesiyle, ören yerleriyle, tam anlamıyla bir kültür şehri olmaya ihtiyacı var. Önce ayağa kaldıralım, sonra talep edelim.