onun öylece kaçmasına izin mi verdin ? Ve uygun olmayan ben mi oluyorum? S….n Lan !?!

 Yaşadığımız dünyanın kendine göre kuralları var. Ve bu kurallar ülkelere göre değişiklik gösteriyor. Bu değişikliklere rağmen değişmeyen tek şey var : Kuralları belirleyen ve uygulayan merci. DEVLET. Çok fazla sorgulanan bir kurum olmasına rağmen sınırları kendisi belirlediği için karşısında duranları ya da sistemine uymayanlara karşı kazanan her zaman devlet olmuş. Var olan sisteminde en büyük dayatmalarından biri de zaten devlet kavramını kabullendirmedir. Bir şekilde kabullenilen bu kavramın sınırları çok tartışılır. Bazı yasalar çıktığında herkes ayaklanır. Bu kadar da olur mu, bunun kararını devlet nasıl verebilir diye düşünürüz. Hali hazırda ülkemizde devlet en mahremimizde bile bize eşlik ediyor. Bir de özgürlük ve kişisel haklar üzerinden uygulanan bazı yaptırımlar. Anlamsız kanunlar. Bizde çok tartışılan sansür yasaları, bazı sosyal yaptırım getiren yasalar gibi durumlar her ülkede farklı bazda tartışılıyor. Amerika’da ise en çok eleştirilen kanunlar sivil silahlanma ve sosyal güvenlik kanunları. Kıstasları ve kısa sürede şahit oldukları üzerinden bir yargıya vararak ailelerin ellerinden çocuklarını alma hakkını kendinde görüyor Amerika’daki bu kurum. Ve sadece şikayet ve önyargılar üzerinden bir kanaatle. İşte bu duruma belgesel tadında yaklaşan bir filmi konuşacağız bugün: The Florida Project.

Öncelikle filmin mutfağına baktığımızda, Tangerine (2015) ile tanıştığımız Amerikalı yönetmen Sean Baker var. Ultra realist tavrı ile kurmaca belgesel ve kurmaca film arasında işler yapan yönetmen, bizi Amerika’nın varoşlarından hikayelerle buluşturuyor. Hayatlara ortak ediyor. The Florida Project yönetmenin ilk defa oyuncularla çalıştığı film. Öyle ki Castta Willem Dafoe gibi büyük bir yıldız var. Ama o yıldızı gölgede bırakan bir performans var ki filmi adeta taşıyor. Moonee karakterini canlandıran Brooklynn Prince. Filmi tek başına sırtlayan Moonee’ye eşlik eden diğer iki çocuk oyuncu ise Valery Cotto ve Josie Olivo. Anne rolünde ise Bria Vinaite’yi izliyoruz. Dafoe’yi görmezsek yeni yüzlerle dolu bir cast. Film zaten gücünü hikayesinden alıyor. Harika bir hikayeye sahip film. Filmin konusu “Zorlu koşullarda hayat sürdüren ailelerin çocukları olan Moonee liderliğindeki ekip, yetişkinlerin dünyasının çok uzağında olmasa da onlardan çok farklı bir dünyada yaşamaktadırlar. Çocukturlar, özgürdürler. Fakat sistem onların da hayatlarına müdahil olmaya başlar ve olaylar gelişir. Gelişen kötülüklere rağmen masumluklarından hiçbir şey kaybetmeyen çocukların hikayelerine şahit oluyoruz.”

Filmin türü drama. Drama türüne ait olmasına rağmen drama ögelerinin çok ön plana çıkmadığı bir film The Florida Project. Yani drama türü sizi hikayesiyle komple sarıp sarmalarken olayı ajite edip size dikte eder ve duygularınıza oynar . Bu filmde ise final sahnesine kadar, (ki finalde bile duruşundan ödün vermeden) dram ögelerinin etkisini hissetmiyoruz. Kamera kullanımı ve sinematografi konusunda ise hikayenin geçişini ve gerçekliğini sağlamlaştırmak için amatör bir tarz izlenmiş. Yani filmde hareketli kamera görüntüleri çok fazla kullanılmış ve bu görüntülerle amatör bir tavır sergilenmiş. Filmin belgeselvari duruşuna da hizmet eden bu durum anlatıyı güçlendiriyor. Görüntü ve renk kullanımı ile de kendine münhasır bir durumu var filmin. Çocukların dünyasına direk olarak ortak eden filmdeki pembe, mor gibi renklerin ağırlığı bunu destekler nitelikte. Teknik ve sinematografik olarak bu kadar anlatı üzerine yönelen filmin asıl amacı bizi hayatlara ortak etmek. Mesajını da bunun üzerinden vermeyi hedefliyor. “Yargılarınız ve tabularınız yüzünden gerçekleri göremiyorsunuz” olan mesajını bir anne – kızın hayatı üzerinden bize veriyor. Çok da sorumluluk sahibi olmayan bir anne profiline sahip Halley karakteri dış görünüş olarak anne stereotipine çok uzak. Filmin başında özellikle buna odaklanan yönetmenimiz, önce başı boş bırakılmış çocuklar ve sorumluluk sahibi olmayan anne profilini gözümüze sokuyor. Fakat bu iki karakteri bir araya getirdiğinde ise masalsı ve hayal edilecek seviyede bir anne – kız ilişkisi görüyoruz. Kızının babasından hiç bahsedilmese de “işine geri mi döndün” diyaloguyla anladığımız kadarıyla fahişelik sırasında bir iş kazası olarak hamile kalan Halley’in çocuğu Moonee. Durum böyle olmasına rağmen Moonee hayatına girdikten sonra hayatında yeni bir sayfa açıp hayatını adeta kızına adamış. Bu durumu dışarıdan baktığımızda ilk görüşte anlamamız imkansız. Bu da yönetmenin özellikle yaptığı bir şey. Karakter yaratımı konusunda harika iş çıkarmış. Aynı zamanda senaryosunu da yönetmeni tarafından yazılan film, karakter derinliği konusunda da çok başarılı. Ve bu derinliği diyaloglar yerine gösterdiği karelerle sağlıyor yönetmenimiz. Görüntünün yetmediği yerde diyaloglara başvuruyor. Diyalogları genel olarak isyan objesi olarak kullanıyor. İsyanını, mesajını direkt olarak söyleyen filmimiz, sarsmak istediği her anda ve konuda asla sözünü esirgemiyor ve suratımıza adeta bir tokat vuruyor. Anneleri böyle zorlu durumlara düşüren sistemin sanki tek sorumlusu anneymiş gibi anneyi cezalandırıyor oluşuna değinen film, ezilenin yanındaki duruşuyla da protest bir tavır sergiliyor. Film ilk bölümünde belgesel gibi bize anne- kız ve çevresini tanıtıyor sonrasında filmin evrenini genişletiyor ve kurmacaya doğru yöneliyor, son kısmında ise film çocukların ekseninden çıkarak adeta hayatın gerçekleri ile büyüyor ve merkeze anneyi alıyor. Bu harikulade anlatımı ile seyirciyi çok iyi yakalıyor. Final sahnesi ile bize öyle bir tokat atıyor ki o kısımdaki küfrü bu duruma sebep olan kuruma hizmet ettiğimiz için bizi suçluyor. Çocukların her zaman kendi çözümleri olduğunu söylemeyi unutmayan film, Disneyland’da kaçan çocuklarımız ile adeta onların her şeyine zarar verebileceğimizi ama hayal dünyalarına ve masumluklarına müdahale edemeyeceğimizi söylüyor.

Hikayesi ile tartışmasız senenin en güçlü filmi olan “The Florida Project” sarsıcı ve üzerine düşünülmesi gereken bir film. Harika oyunculuklarıyla izleyicisinin iliklerine işleyen film dünya sinemasına da çok iyi bir oyuncu sunuyor. Masumiyet, çocukluk, hayal dünyası ve gerçek dünya çatışması konusunda adeta bir antoloji olan film, adeta bir belgesel niteliğinde . Amerikan varoşlarına iki saatlik misafirlik sırasında aynı zamanda sisteme, kanunlara , baskılara ve var olan düzenin tüketiciliğine büyük eleştireler sunan film bu senenin başarılı yapıtlarından. Bağımsız Amerikan sinemasının bu sıralar tekrar aktifleştiği dönemin meyvelerinden biri diyebiliriz.

Bu sene benim ilk 5’imde yer alacak 15 filmden 🙂 biri olmayı kesinlikle başaran “The Florida Project” izlenilesi ve leziz. Benim için tartışmasız yılın en sarsıcı filmi. İzlemeyen herkese “ İyi seyirler “ izleyenlere de “Gç oldu ama oldu”lar diliyorum . Saygılar…