Sen ve ben, mavi ve yeşil, siyah ve beyaz… Ama en çok siyah ve beyaz!

Bir olduğumuzu, iki çocuk, bir kardan adamla bile gösterebilir. Önce iki avuç toprak ile küçük bir tepecik, sonra bir kat daha toprak ile bedenin oluşması ve beyazla kaplanarak görünümün tamamlanması… Bir olmadığımızı savunan yalnızca yanılgıya yenik düşen beyinlerdir.

Bülbülü Öldürmek, adaletin adaletsizliğini, bir insanlık dramını, ırkçılığın yol açtığı hezeyanı gözler önüne serer. Baş karakterimiz Scout’tur. Aslında Scout Harper Lee’dir ve kitapta anlatılan yaşanmış, gerçek bir olaydır. Editörü Harper Lee’ye tavsiyede bulunur ve tüm bu olayların bir çocuğun gözünden anlatılmasının daha etkili olacağını söyler. Biz de kitabı küçük bir kız çocuğu olan Scout’un gözünden izleriz.

Kitap iki bölümden oluşur. İlk bölüm Scout, kardeşi Jem ve arkadaşları Dill ile geçirdikleri macera dolu yaz tatili ve ardından okullarının açılmasını kapsar. Kitaba dair bir detay daha vardır. Scout ve Jem’in arkadaşları Dill, Harper Lee’nin yakın arkadaşı Truman Capote’dir. Harper Lee’nin bu romandan başka eser vermeyişi Bülbülü Öldürmek’i Capote’nin yazmış olduğu iddialarını doğurmuştur. Kitabın ikinci bölümü ise Scout ile Jem’in babaları ve iyi bir avukat olan Atticus’un, tek suçunun siyahi olması olan Tom Robinson’un savunuculuğunu üstlenmesini konu alır.

Robinson, olayların geçtiği ve siyahilere karşı nefrete sahip olan Maycomb’da beyaz bir kıza tecavüz etmekle suçlanır. Atticus’un bu davayı üstlenmesi tüm Maycombluları karşısına alması demektir. Fakat o tek bir şeyi önemser: “Bu davayı almasaydım çocuklarımın yüzüne bakabilir miydim sanıyorsun? Ne olacağını sen de en az benim kadar biliyorsun, Jack. Tek umudum, tek duam Jem’le Scout’un öfkeye kapılmadan bunu atlatması, en önemlisi de bunu Maycombluların alışılagelmiş hastalığına yakalanmadan yapmaları. Bir siyahiyle ilgili bir şey olduğunda aklı başında insanların neden akıllarını kaçırdıklarını anladığımı söylesem yalan olur… Umarım Jem’le Scout bir cevap aradıklarında kasabada konuşulanları dinlemek yerine bana gelirler. Umarım bana yeterince güveniyorlardır…”

Başta kabullenemeseler, anlamlandıramasalar da sonuç Atticus’un dilediği gibi olur. Tüm dava sürecine hakim olan bu çocuklar, ırkçılık yüzünden haksızlıkla sonuçlanan davayı izler. Kitabın adındaki bülbülün simgesi olan Robinson, bile isteye ölüme gönderilir. Oysa unutulmamalıdır: “Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir. İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma bülbülü öldürmek günahtır.”

O gün, o salonda Atticus bir adamı değil bir düşünceyi savunur. Yine o gün o salonda üç çocuk büyür. Bir adam o gün insanların “Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanların vicdanıdır.” ilkesini görmezlikten geldikleri için ölüme uğurlanır. Aslında kabullenmemiz gereken tek bir şey vardır: “Sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır…”

Kanıtsız, gözle görülür haksız suçlamalar… Dill’in midesi tüm bunlara daha fazla dayanamaz. Scout ile salondan çıkarlar. Bu sırada roman kahramanlarından Bay Raymond’da dışarıdadır. Raymond, Dill’in o halini görüp şu cümleleri kurar: “Çünkü sizler çocuksunuz, anlayabilirsiniz. Olup bitenlere şu oğlanın henüz aklı tam ermiyor, biraz daha büyüsün yeter ki. Bazı insanların hayatlarını bazı insanların hiç düşünmeden cehenneme çevirmesine ağlamazsın.” Raymond’un sözleri sayesinde çocuk masumiyetini tüm çıplaklığıyla görebiliriz. Belki de hukuktaki adaletsizliğimiz bir çocuğun masumiyetine sahip olamayışımızdandır…

Kitapta, gerçekte de bu şekilde olan, hukuka getirilen en güzel eleştiri Atticus’un salona seslenişindeki şu sözleridir: “Bir yoksulu Rockefeller Ailesi’nin bir ferdiyle, bir budalayı Einstein ile, cahil bir kişiyi bir kolej müdürüyle eşit gören bir tek kurum vardır. Bu kurum da Baylar, hukuk kurumudur.”

“Atticus…” dedi Jem soğuk bir sesle.

Kapı ağzında duran Atticus geriye döndü, “Ne var oğlum?”

“Bunu nasıl yapabildiler, nasıl?”

“Bilmiyorum ama yaptılar. Daha önce de yaptılar, bu gece de yaptılar, yine yapacaklar ve yaptıkları zaman… öyle görünüyor ki yalnızca çocuklar ağlayacak. İyi geceler.”