1. Søren Kierkegaard, Korku ve Titreme, 1843:

Her ne kadar koyu dindar bir filozof olsa da ve felsefesinin örgüsü bu pietistik pozisyon tarafından belirlense de, Kierkegaard çoğu zaman ilk varoluşçu filozof olarak anılır. Ve onun en bilindik eseri olan Korku ve Titreme ise varoluşçu felsefenin ilk temel metinlerinden birisidir. Aynı yıl yayınlanan Ya / Ya Da eseri birlikte düşünüldüğünde Kierkegaard’nun üç aşamalı varoluş düşüncesini tamamlayan Korku ve Titreme eseri, İbrahim peygamberin öyküsü üzerinden bireyi, bireyin dolaysız olarak Tanrı’ya teslimiyeti ve tümel olan ile tikel olan arasındaki seçimde tikel olanın seçilişini odağa alarak varoluşçu felsefenin ilk ipuçlarını verir.

2. Fyodor Dostoyevski, Yeraltından Notlar, 1864:

Fyodor Dostoyevski edebiyatı, yirminci yüzyıl varoluşçu felsefe ve yaklaşımlarının en önemli esin kaynaklarından birisidir. Bilhassa Yeraltından Notlar eserindeki tema, bireyin iç çatışkısını, bunalım hâlini ve kendini var etme sürecini odak alarak varoluşçu önermeleri açığa çıkarır. Albert Camus başta olmak üzere yirminci yüzyılın pek çok varoluşçu perspektifi Dostoyevski eserlerinden pay alır ve bu yüzden de Yeraltından Notlar varoluşçuluk okumalarının en önemli uğraklarından birisidir.

3. Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, 1883:

Varoluşçu iz sürmede on dokuzuncu yüzyılın bir diğer önemli uğrağı ise, elbette Friedrich Nietzsche’dir. Klasik varoluşçu yaklaşımın, yani varoluşçuluğun tanrıtanımaz kanadının baş ucu eserlerinden birisi olan Böyle Buyurdu Zerdüşt, yeryüzüne bağlı ve bedeni öne çıkaran bir yaklaşımla, bireyi yeni değerlerin yaratıcısı pozisyonunda yeniden kurar. Nietzsche, kendisini seçen, kendisini ortaya koyan ve kendi değerlerini kendisi adına belirleyen yaklaşımın en belirgin ipuçlarını sunar.

4. Albert Camus, Yabancı, 1942:

Varoluşçu edebiyatın ve felsefenin “aykırı” isimlerinden Albert Camus’nün Yabancı’sı, Meursault karakteri ile dünya ve birey ilişkisini yeniden gözden geçirmeyi önerir. Camus’nün aynı dönemlerde yayınlanmış bir diğer eseri Sisifos Söyleni ile birlikte Yabancı, varoluşçu perspektifimize boyut kazandırması bakımından mühimdir.

5. Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk, 1946:

Varoluşçuluğun teorik önderi olarak anabileceğimiz Jean-Paul Sarte, 1945’teki “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır” konferansında (bu konuşma bir yıl sonra metinleştirilmiştir), bir yandan kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt verirken, bir yandan da varoluşçu felsefenin sınır ve ilkelerini ortaya koyar. Ne kadar farklı eğilimlere sahip olurlarsa olsunlar, bütün varoluşçu yaklaşımları “varoluş özden önce gelir” ilkesi etrafında örgütlemeyi öneren Sartre, ayrıca bu felsefeye eylemsel bir alan açmayı da amaçlar.

Diğer Beş Öneri:

Franz Kafka, Dava (1925)

Martin Heidegger, Varlık ve Zaman (1927)

Jean-Paul Sartre, Bulantı (1938)

Jean-Paul Sartre, Varlık ve Hiçlik (1943)

Albert Camus, Veba (1947)