“Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz büyük bir rahatlıkla geri dönüverdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek. Dünya mı Güneş’in çevresinde döner, Güneş mi Dünya’nın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun. Kısacası değersiz bir soru bu.”


Uyumsuz anlamsızlığın ipini çözmeye uğraşmayan ancak ona duyduğu bir hayranlıkla sürüp gidendir. Tanrı’nın varlık sorunu, insanın özgür olup olmadığı, dünyanın kaç bucak olduğu; bunların önemi yoktur yüce bilinmezliğin yanında. Bilimsel gerçeklerin uyumsuz insana verebileceği bir anlayış, bir kanıt yoktur. Dünyanın nasıl oluştuğu, etrafındaki nesnelerin fiziksel açıklamaları ne aydınlatıcıdır ne de mantıksal. Kaosu, birbirini kovalayan çelişkileri, hiçbir sonuca ulaşmayan felsefi çözümlemeleri görmüştür o. Bunların hepsiyle bir güzel sarsılmıştır, tökezlemiştir, uyumsuzluğun tek çıkar yolu olarak felsefi ya da fiziksel intihar denemelerine bile başvurmuştur. Ancak eğer kendisine en azından “sürüp gitmek” için yeterli zamanı vermişse, intiharın “en son noktasına götürülmüş kabullenme” olduğunu anlar. Kendisini gerçekleştirmenin temelinde, yoksunlaştırmamak olduğuna göre bilincinin ve dünyanın dışında olmanın kendisine yarattığı ayrıcalıktan kaçmamalı, sahip olduğundan kendini mahrum etmemelidir. Dünya ile arasında bilinci dolayısıyla var olan anlaşmazlığı sona erdirmek için uyumsuza sıkı sarılmalıdır.

Uyumsuzun karşıtı uzlaşmadır: uyumsuzun dünyasında ise bu söz konusu değildir. Uyumsuz özgürlüğün tanımının peşinde değildir, uzlaşmış kişi ise bu sorunu çözmüştür. Kendi tanımına göre özgürdür. Ancak özgürlüğünün “sınırlandırılmış” bir özgürlük olduğunu da bazı şartlarda veya olaylar neticesinde sakin bir boyun eğişle kabullenebilir. Uyumsuzun dalgalanması dediğimiz, kişinin yeniden uzlaşması, alışılan benliğine dönmesidir: Günlük uykusuna geri dönmüştür ve kendisini en azından intihara sürüklenmekten kurtardığını düşünerek avutur. Sonuçta baş kaldırmak değildir yaptığı. İntihar etmekten de pek farklı olmamıştır aslında: Bir boyun eğişle bir kabulleniş. Ancak farklı bir tarzda sürüp gitme olarak görülebilir (farklı bir tarzda, yani uykuda). Ve burada uzlaşmış insanın yol ayrımıyla karşılaşıyoruz.

Belki bir gün:
İşleri ters gittiğinde, geçim sıkıntısı çektiğinde veya sosyal hayatı dayanılmaz duruma geldiğinde, eski uyumsuz hâlinin o rahatlatıcılığına geri dönmek ister. Usların dünyasında kaybolmak kırık bir gururla yaşamaktan daha çekicidir. Tanımlayamadığına yabancı kaldığını kabullenmek, herhangi bir nesneye bakarken, ona dokunurken aslında onunla savaştığını bilmek ve bunların tamamen anlamsız, sürüp giden ve çabalarına karşın tepkisiz hâllerini izlemek bir bakıma rahatlatıcıdır. Bilinci, evreni oluşturmuş bir olgu değildir. Evrenin tam karşısındadır o. Savaşı sadece nesnelerle sınırlı kalmaz. Bu heyecan vericidir, kimi zaman da korkutucudur çünkü sosyalleştiği ölçüde toplumda yerini alan insan, kendi kendisini bu sefer bilerek toplumdan soyutlamış, tek başına bırakmıştır. Uyumsuzda yalnızlık bir sonuç değil, zorunluluk olmuştur.
Ancak rahatlatıcı olan tarafı, dünyanın karşısında olduğunu bilmekten gelir. Dünyanın karşısında olmak kötülüğün, acının, pişmanlığın da karşısında olmaktır. Böylece arınma gerçekleşir. Dünyaya borçlu olduğu bir şey yoktur. Veya insanlığa… Hiçbir düşünce, eşitlik arayışının kendisini kurtaramayacağını bilmek, işte uzlaşmış kişi böylece sorumluluktan sıyrılır.
Evet, çekip gidecektir, nasıl olsa onsuz halledilemeyecek bir iş yoktur. Dinini kaybetmiştir ancak tanrısını bulmuştur. Şimdi o bilinmezlik tanrısından bir içlilik, bir savunma veya bir itiraf bekliyor. Aslında bu dünyayı da aşmak, ötede, anlamın veya anlamdan düşüşün olmadığı, çelişkilerin hislerini geçersiz kılmadığı bir öte dünyaya ulaşmak istiyor. Ve hiçbir filozof yetişmiyor imdadına. Çünkü bu yolculuk, tek başına tamamlanmadığı müddetçe bir yanılgıya dönüşecek.


Canı istediğinde çekip gidebilmek, işte gerçek özgürlük bu. Uyumsuz belki bu sefer geleceğe, yazılı tarihine atlayacaktır. Bir anlığına uyumsuzluğuna geri dönen bu insan, intiharla tekrar uzlaşacaktır.

Başvurular:

Albert Camus, Sisifos Söyleni, Çeviren: Tahsin Yücel, Can Yayınları, 2016.