Türkiye’de kültür varlıklarını koruma anlayışının oluşmasında etkin olmuş isimleri hatırlamak için kaleme aldığımız yazı dizisinde anacağımız bir diğer kıymetli müzecimiz Aziz Ogan. Küçük yaşlardan itibaren tarihi eserlere ilgi duyan ve bu ilgisini hayatının sonuna kadar meslek edinen Aziz Ogan, Türk arkeoloji ve müzecilik tarihinde önemli bir yere sahiptir. Denilebilir ki Osman Hamdi Bey ve Halil Ethem Bey’den sonra Müzeler Müdürlüğünün ve bu itibarla Türk müzeciliğinin gidişatını Aziz Bey belirlemiş ve müzelerimizin geniş çaplı tanınmasını yine Aziz Bey sağlamıştır.

Aziz Bey 1888’de İstanbul’da doğar, Sanayi-i Nefise Mektebine yani bugünkü Güzel Sanatlar Akademisine devam eder ve 1910’da ressam olarak mezun olur. O dönem Darülfünun’da yani dönemin yüksek öğrenim kurumunda arkeoloji bölümü henüz kurulmamıştır. Bu bakımdan Türkiye’de ilk dönem müzecileri hep bir öncül kimliğe sahiptir, Aziz Ogan da bu gelenekten şaşmaz.

Akademiden henüz mezun olmadan, bugünkü adı İstanbul Arkeoloji Müzeleri olan döneminin Müze-i Hümayununda ufak bir memuriyetle ilk görevine başlar. Aslında Aziz Bey’in arkeolojiye merakı çocuk yaşlardan itibaren, Eskihisar’da komşusu olduğu Osman Hamdi Bey tarafından fark edilmiştir. Osman Hamdi Bey, ondaki arkeoloji merakını ateşleyecek girişimlerde bulunarak Aziz Bey’i muhtelif bölgelerdeki kazılara yollamaya başlar. Aziz Ogan’ın böylece başlamış olan eski eser yolculuğu 1914’te Aydın-İzmir Bölgesi Asarı Atika Müfettişi olduğunda epey ilerlemiştir diyebiliriz.  

Aziz Bey, I. Dünya Savaşı sırasında yedek subayken Şam’da eski eserlerle ilgili çalışmalar yapan Alman Arkeolog Theodor Wiegand ile tanışır; Şam Müzesinin kuruluşu sırasında beraber çalışırlar. Böylece Aziz Bey askerlik görevini de yine eski eserler arasında yapmış ve memlekete dönmeye hazırlanmıştır. Ancak İzmir işgal altındadır ve İzmir’deki görevi başına değil İstanbul’a, yeniden Arkeoloji Müzesine döner. İzmir işgalden kurtuluncaya kadar İstanbul’da görev yapmayı sürdüren Aziz Bey, İzmir’in kurtuluşunu eski eserlerin yaşama döndürülmesi ile bir tutar, derhal bölgeye giderek hızla çalışmalara başlar. Bir yandan eski eserlerin envanterleri çıkarılır, kayıtlar alınır, onarımlar gerçekleştirilir diğer yandan bu işleri yürütmekte etkili olacak kurumlar hayata geçirilir. İzmir Havalisi Asarı Atika Muhipleri Cemiyeti kurulur; Efes ve Bergama Müzelerinin teşkili için de çalışmalar yine Aziz Bey’in başkanlığında başlatılır. Bu çalışmaların doruk noktası İzmir Asarı Atika Müzesinin kapılarının açılmasıdır.

Aziz Ogan’ın İzmir bölgesindeki yaşamı 1930’ların başında İstanbul’a dönünceye dek sürer. Aziz Bey, 1931 yılında İstanbul Müzeleri Umum Müdürü olmuş ve ayrıca Eski Eserleri Koruma Encümeni’nin başkanı, aynı Encümenin her daim aktif bir üyesi, yaptığı yayınlarla eski eserlerin korunması ve Türk müzeciliği alanında kalem oynatan bir yazar olarak da uzun yıllar eski eserler alanının öncü ismi olmayı sürdürmüştür.

Osman Hamdi Bey’in kardeşi olan ve kendisinden sonra İstanbul Müzeler Müdürlüğü görevini yürüten Halil Ethem Bey, emekli olurken bu önemli görevi, çocukluğundan beri bu alandaki merakını yakından takip ettikleri Aziz Bey’e devreder. Böylece Aziz Ogan, 1954’te emekli oluncaya dek taşıyacağı bayrağı Halil Ethem Bey’den devralmıştır. Osman Hamdi Bey ve Halil Ethem Bey zamanlarında tüm müzelerin bağlı olduğu İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, Aziz Ogan’ın göreviyle yeni bir devre açılmış olur. Her bir idarecisinin çok kıymetli katkılarda bulunduğu bu kurum Aziz Ogan döneminde ilk kez kimya laboratuvarı ve fotoğraf atölyesi gibi teknik birimlere kavuşmuştur.

Aziz Bey’in Türk arkeolojisi için bir önemi daha vardır. Aziz Ogan’ın kızı Jale İnan, Türkiye’deki ilk kadın arkeoloğumuz olarak babasının bıraktığı izlere yenilerini eklemiş, özellikle Perge ve Side antik kentlerinin gün yüzüne çıkması ve eserlerin sergilenebileceği Antalya ve Side Müzelerinin kurulması için çaba harcamıştır. Dolayısıyla Aziz Ogan, arkeoloji eğitimi alması için yönlendirdiği kızı Jale Hanım’ın vasıtasıyla da bu alanda hizmet etmeye devam etmiş ve daha önemlisi kadınların erken tarihten itibaren arkeoloji alanında yer almasına vesile olmuştur.

Tüm bu çalışmalarının yanı sıra Aziz Ogan, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) ve UNESCO ile irtibat sağlamış ve özellikle İstanbul’daki müzelerin dünya müzecilik standartlarına kavuşturulması için de çalışmalar yapmıştır. İstanbul’da ayakta kalan Bizans devri eserlerini şahsi bir merakla ayrıca inceleyen Aziz Ogan, bu konuda yayınlar yapmış ve bu yapıların müzeye çevrilmesi için birçok çalışmalara imza atmıştır. Dünyadaki pek çok ülkenin arkeoloji enstitüleri ve muhtelif akademik kuruluşlarına üye olmuş, uluslararası yayınları ile Türk müzelerinin tanınmasını sağlamıştır. Antik kentlerde yapılan çalışmalarda tuttuğu detaylı raporlar bugün bu alanda çalışma yapanlar için olduğu kadar Türkiye’deki arkeoloji tarihi için de çok kıymetlidir.

Aslında ressam olan ama eski eser sevgisiyle bu yeteneğini ikinci plana bırakan Aziz Ogan’ın ölünceye dek resim yapmayı sürdürdüğünü biliyoruz. Kızı Jale İnan, babasının vefatı üzerine kaleme aldığı yazısında babasının her zaman resim yapmayı sürdürdüğünü anlatır ve eski eser sevgisinin resimlerinde de öne çıktığını şöyle ifade eder:

“… Konularını tabiattan ve bilhassa eski sanat eserlerinden alırdı. Çok sevdiği ve hemen her köşesini cebinin içi gibi tanıdığı ve abidelerinin uğradığı en ufak hasar veya manzarasını bozan herhangi bir hareketten büyük üzüntü duyduğu İstanbul, şahane manzara ve abideleri ile, konularının başında gelir.

Aziz Ogan’ın kaleme aldığı kıymetli eserlerden bazıları şunlardır: İzmir ve Havalisinde yaptığı kazılara ilişkin çalışmalardan Efesos- Ayasolug Rehberi, Bergama Tarihi ve Rehberi, 1927 Senesi Efesos Hafriyatı, İzmir Müzesi Rehberi; eski eserlerin korunmasına ilişkin genel yayınlarından Tarihi Anıtların Korunması, Türkiye’de Müzenin Kuruluşu, Türk Müzeciliğinin 100. Yıldönümü; ayrıca Türkiye’de eski eserlerin korunmasına dair çalışmalar yapanları andığı yayınları arasında Osman Hamdi Bey, Halil Ethem Bey, Albert Gabriel, Theodor Makridi gibi isimleri andığı yayınlar… Bunların yanı sıra Ogan, ömrünün son yıllarda Anadolu abideleri üzerine yoğunlaşmış ve ayrıca Bizans eserlerinin tanıtılması için de bazı yayınlar çıkarmıştır.

1920’lerden 1950’lere uzanan süreçte Türkiye’de arkeolojik çalışmalar ve müzecilik alanında pek çok önemli veriyi bir araya getiren Aziz Ogan’ın kişisel arşivi torunu tarafından Boğaziçi Üniversitesine bağışlanmıştır: “Maarif Vekaleti, Türk Tarih Kurumu, yabancı müzeler, arkeoloji enstitüleri ve arkeologlarla yaptığı yazışmalar, dış gezilerine ilişkin notlar ile diploma, nişan ve ödülleri ile çok sayıda fotoğraf ve gazete kupürü gibi materyali de barındıran” bu kıymetli arşivi incelemek isterseniz bu siteyi ziyaret edebilirsiniz: http://bogaziciarsivleri.boun.edu.tr/sergi/ogan.php

Profesyonel anlamda Osman Hamdi ve Halil Ethem Beylerle başlayan Türkiye’deki eski eser merakı ve korumacılığında Aziz Ogan’ı ve ismini anacağımız, anmayı unutacağımız nice kıymetli isimleri; tıpkı hayatlarını adadıkları tarihi eserler gibi sonsuza dek hatırlamayı ve hatırlatmayı diliyor, hepsini bir kez daha rahmetle yad ediyoruz.