Ülkemizde en çok tüketilen ürünlerin başında diziler ve filmler geliyor. Bu tüketim kolunun gücünü fark eden herkes de buna yatırım yapıyor. Özellikle televizyon kanalları ve internet kanalları. Ama televizyonlarda, RTÜK ve bilumum kurumların baskılarıyla birbirinin aynısı senaryoları izlemeye mecbur bırakıldık. Buna alıştırıldık. Biz o kadar alıştırıldık ki klişeye elimizde avucumuzda o kadar çok hikaye varken bazı sebeplerden bu hikayeleri görmezden geldik. Türk toplumundan istenen şu oldu ; belirli içeriklerin-konuların dışına çıkmadan benim belirlediğim düzeyde, var olan uygun olan senaryoları izle , kabul et. Bunun dışına çıkacak dizilerden, 5 yılda bir tanesine izin vereceğim o da sınırını aşarsa yayından kaldıracağım. Bilgin olsun. Bu ultimatom çerçevesinde mankenler eğitilip dizilere yerleştirildi, sonrasında biraz ağlatıldı ve iyi oyuncular diye lanse edildi. Yani aslında bu sektöre darbe yapıp kendi kişilerini yerleştirerek var olan düzenin devamına hizmet edecek, bu düzene laf söylemeyecek bir sektör kuruldu. Toz pembe bir Türkiye tablosunun çizildiği, birbirinin aynısı olan senaryolardan sıkılan bazı insanlar, internetinde yaygınlaşmasıyla birlikte yabancı dizilere yöneldi. Ve bu durum giderek yaygınlaştı. Yabancı dizileri seyrettikten sonra Türk halkının beğeni seviyesi çok arttı. Ve artık var olan düzene burun kıvırmaya başladılar. Bu da sektörde yeniyi aramaya itti. Bunun sonucunda Ezel gibi bir dizi yapıldı ve Türk dizi sektörünün yönü tamamen değiştirdi. Bu durum sektörü değişime zorladı. Hal böyle olunca da dizilerdeki gerek çekim kalitesi gerek hikaye kalitesi aranmaya başlandı. Bu tarz özellikler dikkat çekmeye başladı. Önce edebiyata başvuruldu. Sonrasında tarihe. Muhteşem Yüzyıl ile tarihi diziler furyası başladı ve çok farklı bir döneme girildi. TRT’nin özelleşmesi ve büyük yatırımlar yapılmasıyla Türkiye’de propaganda özellikle dizilerin üzerinden dönmeye başladı. Bu da yatırımı getirdi. Tabii ki bu yatırımında bir geri dönüşü de olacaktı. Diriliş ile Türkiye tarihinin en yüksek reytingini alan TRT yatırımlarını bu tip dizilere yaptı ve durum günümüzde ortada. Bu arada Leyla ile Mecnun, Behzat Ç gibi daha realist ve günümüzü ve alternatif konuları konu alan diziler göz ardı edildi, el tersiyle itildi. Bazı bahaneler sunuldu. Yayından kaldırıldılar. Reyting canavarı yuttu dendi. Reyting aslında kontrol edilebilirliği ve güvenilirliği ile sorgulansa da televizyonların en büyük gelir kaynağını reklamlar hala bu sisteme göre veriliyor. Ve televizyon kanalları bu sisteme bağlı kalmak zorunda kalıyorlar. Ama Yeni Medya kavramının ortaya çıkmasıyla işler bambaşka bir boyut kazandı. Netflix’in dünyaya gelmesi ve dünya üzerindeki etkisi görülünce, Türkiye’de de benzer bir oluşum olmaması kaçınılmazdı. Önce Kanal D o dönem fenomen dizisi “Ulan İstanbul” u ücretli olarak kendi sitesinden yayınlamayı denedi. Fakat bu sistem sonuç vermedi. Sonrasında 2016 yılında Blu Tv ile Netflix’in ilk yerli rakibi doğdu. Format olarak var olan, sevilen Türk dizilerini ve filmlerini izleyicilerine sunmayı hedefleyen bir platformdu. RTÜK kontrolü yoktu. Çünkü internet platformuydu. Bir de kendilerine ait diziler yapmaya başladılar. İlk örneği “MASUM” oldu. Ve Masum çok beğenildi. Hem televizyondaki gibi gereksiz uzun bölümler, yerli yersiz reklamlar yoktu , hem de daha özgürdü çünkü RTÜK yoktu. Tabii ki bunun da rakipsiz kalacağını düşünemezdik. Blu Tv paralıydı ve üyelik sistemiyle çalışıyordu. Sonrasında Puhu Tv diye bir oluşum doğdu. Puhu Tv’nin en çekici kısmı bedava olmasıydı. Sürümden ve tıklanmadan kazanıyordu. Sonrasında neredeyse tüm dönemim popüler oyuncularının olduğu ayrıca dönemin popüler kitap üçlemesinin ilk kitabı “Fi” yi duyurdular. İlk bölümü 5 milyon izlenince bu etkileşim üzerine Puhu TV işi büyüttü. Ama hiçbir zaman izleyicisinden para almadı. Bu da Puhu TV’yi Blu TV’den daha erişilebilir kıldı. Durum buyken Puhu TV birkaç proje daha üretti. Ve ben bu dizilerin içerisinden şu ana kadar ki en olgunu ve en güzidesi olan  “ŞAHSİYET” e parantez açmak istiyorum.

ŞAHSİYET

Şahsiyet dizisi aslında ilk duyurulduğunda yönetmeniyle beraber duyuruldu. Onur Saylak ve senaristi Hakan Günday. Onur Saylak çok ünlü bir oyuncu. Yıllarca bağımsız filmlerde boy  göstermiş ve alternatif sinemada bir jöne dönüştükten sonra kaliteli oyunculuğuyla ana akımın içerisinde bir anda var olmaya başladı. Özellikle Tuba Büyüküstün ile evlendikten sonra ününe ün katan oyuncu daha sonra yönetmenliğe yöneldi. Orman filmi ile yönetmenliğe adım atan Saylak , Hakan Günday ile de burada çalışmaya başladı. Hakan Günday ise 2013’te “Çok uzun bir hikayenin tam ortasında” isimli kısa film ile sektöre merhaba diyor, “Akide, Müslüm”  gibi filmlerin senaryosunu yazıyor. Sonrasında Onur Saylak’la birlikte çalışmaya başlıyor. Orman filminden sonra “Daha” yı yazıyor ve Onur Saylak ile hayata geçiriyorlar. “Daha” birçok festivalde gösterildi ve ödüllerle döndü. Yani anlayacağınız sektörü bilen ama aynı zamanda alternatif kısımda duran bir yönetmen ve senaristin ürünü Şahsiyet. PuhuTv gibi özgür bir platform ile birleşince de zaten  çarpıcı olacağı ortadaydı. Ama kimse bu kadar yoğun olacağını düşünmemiştir. Çünkü senaryosu aslında çokta ipucu vermiyordu. Oyuncu kadrosu da açıklandı. İlk olarak baş rollerimiz belli oldu. Ustaların ustası Haluk Bilginer ve belkide mankenden gelme olup oyunculuk kabiliyeti bu denli iyi olan nadir isimlerden Cansu Dere. Sonrasında Şebnem Bozoklu ,Hüseyin Avni Danyal, Necip Memili gibi isimler duyuruldu. En son ise sürprizlerin şahı geldi ve uzun süredir sektörden uzak olan gönüllerimizin sultanı Müjde Ar la kadro son şeklini aldı. Dizinin konusu ise “Agah beyoğlu emekli bir adli katiptir. Bir gün rahatsızlanır ve alzheimer olduğunu öğrenir. Bunu öğrenmesi ile birlikte geçmişten gelen bir meselesi olduğunu hatırlar. Meselesini unutmamak ve çözüme ulaştırmak adına kendine bir yol çizer ve cinayet işlemeye başlar. Bu cinayetlerle birlikte cesetlerde cinayet bürodaki tek kadın komiser olan Nevra’ya mesajlar gönderir” Bu sinopsis okuduğumuzda aslında klasik bir seri katil hikayesi gibi gözükse de Türk dizileri düşünüldüğünde dikkat çekici bir konusu var. Ama diziyi izleyince bizi bambaşka şeylerin beklediğini görüyoruz.

### YAZIMIN BURADAN SONRAKİ KISMI SPOILER İÇEREBİLİR. İZLEMEDİYSENİZ OKUMAYI BURADA BIRAKMANIZI TAVSİYE EDERİM ###

Öncelikle dizinin isminden başlamak istiyorum. Bu isim seçilirken aslında hikayenin ismin üzerine kurulduğunu görebiliyoruz. Öyle ki dizide en büyük vurgu yapılan şey de “ Şahsiyet ve kişilerin Şahsiyet kavramı” . Dizinin her bölümünün başında da izleyicisine “Şahsiyeti hatırla” demesi de bundan mütevellit. Çünkü dizi Türk toplumunun en büyük problemlerini senaryosunun tam göbeğine almış ve bu konuları bizi tokatlaya tokatlaya yüzümüze vurmak için yapılmış. Türk toplumuna unuttuğu çok önemli bi’ kavramı hatırlatmak için yapılmış. ŞAHSİYET. Aslında biz bu kavram için yaşarmışız ilk zamanlarda ama sonrasında bizde globalleşmişiz ve bazı unsurlar bizi bu kavramı unutma seviyesine getirmiş. Ama sanatçı zaten topluma unuttuğu ve hatırlaması gereken şeyleri hatırlatmakla mükellef değil midir? Picasso Guernica’yı bu mantıkla üretmedi mi ? Onur Saylak da tam olarak bu misyonu üstlenmiş ve yerine getirmiş.

Dizinin öncelikle en dikkat çeken kısmı çekim tekniği. Çekim tekniği ve kullanılan açıları dünya aslında Mr. Robot ile tanıdı. Mr Robot öncesi Avrupa bağımsız sinemasında deneysel olarak bir çok yönetmenin kullandığı “ kabul edilen kadraj kavramının dışına çıkmak ve tabuları yıkmak” adına kullandıkları bu açılar zamanla bir anlatım diline dönüşmüş. Yönetmeninde bu tekniği harika kullandığı söyleyebiliriz. Özellikle Nevra karakterinin ruh dünyasını aktarırken kullandığı bakış boşluğu olmayan çerçevelerle köşeye sıkılmışlık hissini , bir şeyler yapmaya çalıştığında hep bir muallakta olduğunda Nevra’yı kadrajın tam ortasına koyarak bilinmezliğini ve çaresizliğini , konuşmalar esnasında erkek arkadaşıyla yatakta konuşurken bile aralarındaki uzaklığı yine bu tabu bozan kadrajlarla seyirciye geçirmeyi seçmesi harika bir tercih. Bu kullanımda asıl esas olan şeyi göz ardı etmemesi de harika. Çünkü bu gözün alışık olmadığı kadrajlar, kullanım sıklığı ve kullanımına dikkat edilmediğinde seyirciyi yorar ve algılamasını zorlaştırır. Görüntüyü beynin okumasını engeller ve amacının dışına çıkar. O görüntüler de amacına hizmet etmez. Bu yüzden aslında var olan düzendeki kadrajlar ile olağandışı kadrajların birlikte kullanımı üzerine iyi bir çalışma olmuş. Ayrıca deneysel bir çok çekimi de içinde barındırıyor. Baş komiserin kum torbası sahnesindeki kamerayı Kum torbasına yerleştirme fikri müthişti. Çok iddialı konuşmak istemesem de Teknik açıdan  Türkiye’de özellikle dizi sektöründe ilki ve en iyisi diyebilirim. Bu özgürlüğü ona sağlayan da aslında İnternet platformunun özgürlüğü. Bu özgürlüğü son damlasına kadar kullanan ekip Türkiye’de adeta sektöre umut aşılıyor. Ciddi anlamda bir emek ve büyük bir çabanın ürünü olduğunu teknik kısmı ile kanıtlıyor.

Senaryosuna geldiğimizde ise bir sahne dahi sarkmayan , asla konusundan uzaklaşmayan ama mesajını ve toplumsal kaygısını, amacını her kelimesinde hissettiren diyalogları ve harikulade olay örgüsü ile bir şaheser. Her konuda kendi üzerine düşeni yapan bu hikaye asla korkmayan ve birine , bir şeye hizmet etmek yerine sanata ve topluma hizmet etmeyi tercih ediyor. Realizmini toplumsal olgulardan alan dizi, özellikle argo kullanımı ile ve diyaloglarla karakterlerin kişiliklerini almamızı sağlıyor. Küçük kelime oyunları ile amacını net belli eden dizi , içinde barındırdığı “Easter Egg” lerle kalitesini ortaya koyuyor. İçinde var olan referansları harika bir dizayn ile bize sunan dizi, bu kullanımların ardından saygı duruşunu da eksik etmiyor. Her kelimesi ile her karesinin birebir ilintili olduğu dizi senaryo- görüntü ilişkisi adına adeta ders olarak okutulası bir yapıt olmuş. Özgür ve üzerine bol düşünülen bir eser yaratma kaygısı içerisinde olan ekibin bunu net bir şekilde ortaya koyduğunu görüyoruz. Özellikle Bomba sahnesindeki Joker referansı ve 53 kişi göndermesi en dikkat çekenleri. Çok fazla sürpriz bozmama adına detaya girmemeyi tercih ediyorum. Ayrıca yıllarca İffet sahnesindeki durumu ile mağdur kadınımız Müjde Ar’a intikam olanağı  sunması da harikulade bir saygı duruşuydu. Dizideki bu tip nüanslar diziyi daha da saygı duyulası bir konuma getirmiş. Hikayesindeki çarpıcılığı da sonuna kadar kullanan ve toplumsal baskıdan korkmadan dilini sakınmadan her şeyi apaçık ve çarpıcı bir şekilde seyircisinin yüzüne vurarak sunması da diziyi güçlü kılıyor. Özellikle kadınlar üzerinden yapılan toplum eleştirileri ve mahalle baskısına karşı yapılan eleştiriler en sarsıcıları olanlarıydı. Kambura köyünde yaşananları.

“ Ergenlik döneminde göğüsleri belli olmasın diye kambur gezen o kızların sırtındaki kambur hepimizin kamburudur. “ gibi bir replikle desteklemeleri de zekice bir hareket. Ayrıca bu kadar cesur ve çarpıcı olmasına rağmen yine de halkını tanıdığını inkar etmeyen senarist, hedef gösterme gibi bir duruma düşmemek adına Gölyazı yerine Kambura’yı kullanmış olması da toplumsal bilinç açısından önemli bir hamle olmuş. Nevra karakteri ve annesi üzerinden anne – kız ilişkisini ve mahalle baskısının travmalarını bize yansıtan senaryo özellikle bu kısımlardaki cesur argo kullanımı ile tekrar tekrar takdir edilesi. Senaryodaki özgürlük ve cesaret dizininde en güçlü kısımlarının başında geliyor. Hakan Günday ve Onur Saylak ciddi anlamda iyi iş çıkarmış. Dizide “Küçük bir Türkiye” portresi çizen yönetmen , bu konuda söylenebilecek her şeyi söylemeye çalışıyor. Ve başarılı oluyor. Türk medyasının ve sanat dünyasının ketumlaştığı bu dönemde böyle bir dizi yapabilmek, insanların yüzüne gerçeği haykırmak büyük cesaret. Bu duruşu ile sektörel açıdan örnek olmasını beklediğimiz dizi, Türk sinema sektörüne olan umudumuzu da yeşertiyor.

Oyunculuklar bakımından Haluk Bilginer ve Cansu Dere ikilisinin başı çektiği harika performansların yanı sıra bütün oyuncular hayatlarının performanslarını sergilemiş olabilir. Dizi başlangıçta yan rol diyebileceğimiz oyuncuların performansı ile dizi adeta çok başrollü bir diziye dönüşüyor. Her iyi performansın hikayeye inanılmaz büyük etkisinin olmasınında bunda payı büyük. Ama oyuncu yönetimi konusunda yönetmenimizin de bir oyuncu olmasının çok faydası olmuş. Ciddi anlamda tam olarak yönetmenin istediklerini yansıtmışlar. Hikayeyi aktarma da çok başarılılardı. Ve seyirci özdeşleşme konusunda sıkıntı çekmişlerdir. Oyunculukların da kusursuz oluşu projenin güçlü taraflarındandı.

Tecrübeli oyuncu , çiçeği burnunda yönetmen Onur Saylak ve ileride de sık sık beraber olacağı Senarist Hakan Günday’ın başarılı eseri “Şahsiyet” aslında Türkiye’nin ideallerinin en önemli temsillerinden. Sadece bağımsız sinema filmlerinde görebildiğimiz bir konuyu bu kadar ana akım bir projede vermeyi tercih etmelerini ayakta alkışlıyor ve saygıyla önlerinde eğliyorum . Bu dizinin diğer dizi üreticilerine de örnek olmasını diliyor , üretirken toplumsal kaygıyı en öne koymalarını temenni ediyorum. Normalde spoiler vermek tarzım olmasa da dizi irdelemek biraz daha farklı oluyor ve bundan kaçamıyorsunuz. Sürç-i lisan ettiysem affola . İzlemeyen herkese diziyi şiddetle tavsiye ediyorum. İzleyenlere de afiyet olsunlar diliyorum. Saygılar sunuyorum…