Dünya müzeciliğinde de bu sorun mevcut mudur bilmiyorum ama Türk müzeciliğinin en önemli sorunlarından biri bilimsellikten uzak olması… Bilimsellikten uzak olmak derken, koleksiyonların depolarda gün yüzüne çıkmadan yıllar boyu beklemesi, teşhirlerin güncelliğinin sağlanamaması, dolayısıyla bir müzenin koleksiyonunda ne var ne yok dışarıdan bilinememesini kastediyorum. İçeriden ne kadar bilindiğinden de şüphelenmek çok mu fesatlık olur, kararsızım.

Elbette ki her müzenin envanteri, kayıtları, hatta şanslıysanız eser fotoğraflarını içeren bir arşivi olmalıdır. Ancak müzelerimiz bu kayıtlarda sorun yaşadığından ve daha önemlisi ortama zimmet usulü çalışma sisteminden kaynaklı “akademik bir sahiplenme” hakim olduğundan, kayıtların paylaşıl(a)maması sorununa sık sık şahit oluyoruz. Akademik camiada bir belgeye ulaştı mı, kullanmasa da saklama, belki bir gün lazım olur düşüncesi ile paylaşmama huyu vardır. Bu huy kimi müze uzmanlarımızda da var ne yazık ki…

Devlet müzelerimizde her koleksiyon bir uzmana, hatta uzman sayısı yetersiz, koleksiyon sayısı çoksa birden fazla koleksiyon aynı uzmana zimmetlenir. Kanuna göre uzman bu eserlerin envanterini çıkarmak, korunmasını sağlamak ve eğer bir araştırmacı bu eserlerle ilgileniyorsa ona refakat etmekle yükümlüdür. Kültür Bakanlığının 1990 tarihinde yürürlüğe soktuğu “Müzeler İç Hizmetler Yönetmeliği”nde müze tanımı şu şekilde yapılır: Kültür varlıklarını tespit eden, ilmi metotlarla açığa çıkaran, inceleyen, değerlendiren, koruyan, tanıtan, sürekli ve geçici olarak sergileyen, halkın kültür ve tabiat varlıkları konusundaki eğitimini, bedii zevkini yükselten, dünya görüşünü geliştirmede tesirli olan daimi kuruluş.

Yani müzeciden eseri yalnızca koruyup saklaması değil, sürekli ve geçici sergilerle halka sunması, incelemesi, değerlendirmesi, bunları yaparken de ilmi metotları kullanması beklenir. Müze uzmanının eksikliğini aslında kanunda da aramak gerekiyor. Kanun müze uzmanı elindeki her eserin kaydını düzenli olarak tutsun der ama paylaşsın ve yayınlasın demezse, devlet memurluğundan bir üst kademeye çıkma başarısını gösteremeyen uzman da, eseri saklar, paylaşmaz. Kanun müze tanımını halka hizmet olarak belirler ama bilimsel hayata katkı sağlamak olarak yapmazsa, müzelerimiz de bilimsellikten bu denli uzak olur. Sorunu başlangıçta aramak gerekiyor.

Peki, bu durum nasıl çözülür? Evvela devlet kendi çıkardığı kanun uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu bunu tetkik ettirmelidir. Pek tabii bir devlet müessesesi olan müzelerimizde müze idarecileri bu yüzden vardır ancak her iş onların omuzlarında olduğu için diyelim, yayın ve araştırma hizmetlerine yeterince ilgi gösterememektedirler. Bunun için bakanlık ya da müsteşarlık bir üst birim kurabilir ve bu birim akademi ile müze arasındaki bağı kurar. Zaten biz hep akademisyenlerin sahayı tanımaksızın dünya müzeciliği çevirileri ile Türk müzeciliğine katkı sağlama çabalarını eleştirmiyor muyuz? İşte bu durum bir nebze engellenmiş olur.

İkincisi, müze uzmanı olarak üzerine koleksiyon zimmetlenen herkesten yılda bir yayın talep edilmeli ve bu bir puanlama sistemi ile memuriyetine etki etmelidir. Bu şekilde tıpkı tanımlandığı gibi müzelerde ilmi metotlara yer açılmış olur.

Müzeler İç Hizmetler Yönetmeliğinin diğer önemli maddelerini merak ettiyseniz, kısaca şunlar var:

  • Müzedeki eserler mümkün olduğu ölçüde kronolojik ve ilmi olarak teşhir edilir.
  • Depolar ilmi çalışmalara imkan verecek şekilde düzenlenir.
  • Müzedeki uzmanlar taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları ile ilgili ilmi araştırmalar yapar, tanıtıcı faaliyetlerde bulunur.

Maddelere karşın kaç müzemizin deposuna uzmanından başkası girme şansı elde etmiştir? Kaç uzman tanıtıcı faaliyette bulunmuştur? Bunların istatistiki bilgileri her yılın sonunda keşke yayınlansa…

Kanunun devamında müze müdür ve müdür yardımcıları ile uzmanlarının görev ve sorumlulukları tanımlanır. Müze müdürü taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının birinci sorumlusu olarak müzede ve dışarıda bunların korunmasından, ortaya çıkarılmasından ve müze içindeki görev dağılımlarından sorumludur. Müze uzmanına atfedilen görevlerse aslında müzecinin kültür varlıklarına dair idari kadrolardan daha fazla sorumluluk sahibi olması gerektiğini açıkça söyler. Müze uzmanı:

  • Taşınmaz kültür varlıklarının korunmasını, tanıtılmasını, yayınlanmasını, kontrolünü sağlar;
  • Taşınır kültür varlıklarının müzelere kazandırılması, tasnifi, tescili, envanteri, katalog fişlerinin düzenlenmesi, sergilenmesi, depolanması, korunması, mekanik temizliği, tanıtımı, yayımı, güvenlik tedbirlerinin alınmasını sağlar,
  • İlmi araştırma yapanlara refakat eder,
  • Mesleki, ilmi yayınları izler, müzeye kazandırılmasına ve inceledikleri yayınların diğer uzman personele tanıtılmasını çalışır,
  • İmkanlar dahilinde, kendi branşı ile ilgili eserler üzerinde ilmi çalışmalar yapar.

Görüldüğü gibi maddeler aslında müzeciyi eleştirdiğimiz pek çok noktaya atıf yapıyor ancak kanunun tatbiki aşamasındaki eksiklikler şimdilik giderilecek gibi değil. Türk müzeciliğinin bilimsel dünyaya hizmet eder hale gelmesi için müzecilere çok iş düşüyor. Bir devlet kurumundan çok daha fazlası olan müzelerde hiçbir müze uzmanı sıradan bir memur değildir ve sıradan usullerle çalışmamalıdır. Araştırmaya, paylaşmaya meraklı olmalı; elindeki koleksiyonun en sıradan parçasının bile bir araştırmanın ana konusu olabileceğini unutmamalıdır. Eğer kendi yayın yapamıyorsa, eserlerle ilgili yayın yapılması hususunda paylaşımcı olmalı ve elindeki eserlerin ulaşılabilirliğini sağlamalıdır. Müzelerimiz ancak bu şekilde bilimsel kurumlar haline gelebilir ve dünya müzeleri ile yarışabilir.

Müzelerin bir yaşam alanı olarak her gün biraz daha hayatımıza girdiği; müzecilik fuarlarının derneklerinin çoğaldığı bu dönemde bakanlık da artık müzelerin iç hizmetler yönetmeliğini güncellemeli ve çağdaşlaştırmalıdır. Çağdaş müzecilik artık sadece ziyaretçiyi hedef almıyor, araştırma yapan, merak eden, iyi vakit geçirmek isteyen herkesi hedefliyor. Diliyoruz ki yeni yıl müzelerimize de yenilikler getirir; müzelerimiz yediden yetmişe herkesi; çocuğu, yetişkini, araştırmacıyı, bilim adamını, sanatçıyı, sanatseveri ayırmaksızın aynı çatı altında toplamayı başarır.