Seneler öncesinde saygı duruşunda ben de titremiştim. Bir dakikalık sessizlik ne kadar yaralayıcı olabilir?

Hamileliğin artık son zamanlarındayken belli belirsiz tarifsiz bir özlem belirir güzel kızım. Merak ama tam olarak bir merak duygusu da değil, sarılıp koklama, duyularınla keşfetme ve en önemlisi özlemini dindirme isteği. Oysaki bu duygu çok tanıdık, bu sevme duygusu.

Ben milletimi sevmeyi sanırım en çok da O’ndan öğrendim. Hiçbir paydada buluşamadığım arkadaşlarımla; vatan sevgisinde ve buna beslediğim saygı etrafında uzlaştım. Bu genç yaşta müesser olduğum bir olgunluktu. Ben galiba gençlikte O’nu okuyarak duruldum.

Bir “Türk kadını” olarak son yıllarda yaşadığım türlü hakaretlere, O’nun sözlerini tekrar tekrar okuyarak başa çıktım. Yaşadığım içsel muharebeleri ben de O’nun gibi kendi devrimlerimle şereflendirdim.

Çünkü ben, Atatürk’ün mirasçısıyım! 19 Mayıs’ta, O’nu Samsun’a ulaştıran denizin damlalarından bir tanesiyim ben!

4 Mart sabahı önlüğünün yaka düğmesini ilikleyen Cumhuriyet annesi ve ilk kez eğitim önünde de eşitlenen o kız çocuğuyum.

1 Kasım’da o ilk muallimlerin Türkçeyi öğretirken kullandığı beyaz tebeşirim!

Kendimize ait, milletimizin olan bu dili korumak ve geliştirmekle görevli TDK memurlarından, en tecrübesiz olanı da benim.

Çağdaşlaşmanın bir diğer şartı -sadece saraylının değil- halkın da estetik yaşayabilmesi için edilen o dans; Vals’in mazurkasıyım.

Beni dedemin, atamın kimliğiyle tanınmamı ve onurlanmamı sağlayacak ilk soyadıyım!  Ben; yolu, Atatürk’te kesişen o soy ağacının bilmem kaç milyon budağının sadece minik bir yaprağıyım!

Çocuklara gelinlik giydirerek, ağasına, bey babasına, hoca efendisine peşkeş çekmekten alıkoyan; aile içi-dışı cinsel istismar ve tecavüzü engelleyen Medeni Kanun’un 124.maddesiyim. Türk kadınına evi dışında; aile olmak dışında bir yaşam alanı sağlayan Tevhid-i Tedrisat’ım. 1935 meclis seçimlerindeki vekil olan on sekiz kadından biriyim, belki de on sekizi birdenim.

Bu 100 yıl boyunca sana özlemimi sayabildiğim, bunu anlatabildiğim, bunu algılayabildiğim o “bir” dakikalarca varım!

Köy enstitülerinde gencecik çocuklara verilen o minik tohumum ben! Terzi okullarındaki pamuk, tıbbiyedeki indimal…

100 yaşını doldurmuş ama hâlâ emekleyen bir bebek gibi; yoluna kararlı bir duruşla devam eden, bir deniz feneri gibi; gece karanlığında yolu aydınlatan ve yol gösteren Türkiye Cumhuriyeti, benim son umudum ama ilk okulumdur.

Cumhuriyet, benim küçük kızımdır. Onun ilk adımını attığındaki ilk heyecanım, doğduğunda kokusundan tanıdığım, evimin asırlardır sahibi ve benim tek gerçekliğim. Cumhuriyet benim sana ve tüm arkadaşlarına emanetim ve asla sorgulanmayacak güven duygumdur. Cumhuriyet Ata’mızın, Atalarımızın bize emanetidir pamuk kızım.

Bir dakikalık o sessiz yalnızlıklarda yüreği paramparça olan, paramparça oldukça daha da katılaşan Türk kadını; sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!

Saygı, minnet ve özlemle…

Kaynaklar:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2268372
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1680925
https://tr.wikipedia.org/wiki/