Günümüzde özellikle Tur Abdin ismi ile bilinen bölge, Süryani Ortodokslarının ilk yerleşim yeridir. Adının kaynağı ile ilgili çeşitli varsayımlar olan Tur Abdin, bir araştırmacıya göre “manastır hayatına dair” anlamına gelirken bir başka araştırmacı bu ismi “Köleler Dağı” olarak Türkçeye çevirmiştir. Köleler Dağı ile ilgili olarak da, Romalıların Pers topraklarından ele geçirdiği putperestlerin bir kısmını esir olarak alıp bu bahsi geçen bölgeye yerleştirdiği belirtilir.

Bölge topraklarıyla ilgili olarak ise farklı araştırmacılar farklı fikirler ortaya atmıştır. Bunlarda bir tanesine baktığımızda bölge için yaklaşık olarak verilebilecek sınırlar şu şekilde olabilir: Hasankeyf, Mardin, Dara, Nusaybin ve Cizre’nin çevrelediği yerleşim bölgesi.

Tur Abdin Haritası

Tur Abdin’deki Süryani Ortodoks kiliselerine baktığımızda ikona açısından oldukça zengin kiliselerdir. Süryani geleneklerinde doğrudan duvara işlenen resim örneği oldukça nadirken çoğunlukla bunlar kumaş ya da kâğıtların üzerine baskı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yönüyle Süryaniler, diğer birçok toplumdan ayrılırlar. Mor Gabriel Manastırı’ndaki Meryem Ana Kilisesi, doğrudan duvara işlenen geç dönem ikonalarıyla nadir örneklerden biri olmaktadır.

Süryani Ortodoksluğunun erken dönemlerinde, simgesel sanatta hayvan ve insan figürlerine karşı oldukça ciddi bir mesafe vardı. Hem de bu durum, ikonoklazm öncesinde bile Tur Abdin bölgesinde yaygındı. Süsleme olarak taş işlemelerde ve mimari diğer süslemelerde daha çok geometrik motiflere rastlamamızın sebebi de budur aslında.

İkonaların konularına gelecek olursak, kiliselerin bazılarında, ikonalarda kilisenin adandığı aziz ve onunla ilgili hikâyeler resmedildiğini görürüz. Bunların dışında İsa’nın ve Meryem’in ikonalarını da görmekteyiz. Geç dönemlerde yapılan kiliselerdeki ikonalar, erken dönem örneklerine göre daha detaylı ve gerçekçi resmedilirlerdi. Erken dönem örnekleri de dâhil olmak üzere bazı ikonaların da naif bir üsluba sahip olduğu görülmektedir. Bu naif üslubu, özellikle erken dönem örneklerini doğrudan hayvan ve insan figürlerine karşı olan soğukluk ile ilişkilendirebiliriz. Çünkü bu vesile ile resmedilen ne ise, onun gerçekçiliği olabildiğince azaltılıyordu.

Aslında bu naif üslup ile bahsedilen şey, daha zarif ve incelikle işlenen figürler değildir. Gerçekçiliği azaltılan, perspektif açıdan eksiklikleri barizce görülen ve oldukça basit çizimler içeren bir resimdir bahsedilen. 5-6. yüzyıllardan günümüze kadar kalan örnekler temel alındığında, özellikle 19. yüzyılda kendine bir kimlik kazanan naif üslup için Fransız Henri Rousseau ya da Gürcü Niko Pirosmani örnek verilebilecek önemli sanatçılar arasındadır.

Henri Rousseau, Havva, 1906-07

Niko Pirosmani, Yavrularıyla Beyaz Ayı, 1910

Kumaş üzerine yapılan ikona resimlemesi, Tur Abdin bölgesinde basmacılık olarak bilinmesinin yanı sıra, oldukça önemli de bir gelenektir. Ancak günümüz şartlarında artık bu sanat ustalarının oldukça azaldığını da biliyoruz.