En baştan söylemek gerekiyor ki, burada bahsedeceğim şey tarihsel bir gerçeklikten değil, felsefî bir işkillenmeden ileri geliyor. Hatta belki ortaya koymaya çalışacağım bu teori, bir komplo teorisi olarak bile nitelendirilebilir. Daha önce pek az kişi tarafından pek kısık sesle dillendirilmiş olan bu düşünce, ilk kez Sokrates’in İhaneti isimli konuşmayı sahnelerken aklıma düştü. Sokrates’in idamını anlatırken, birdenbire bu idamın bir kurmaca olup olamayacağı üzerine düşündüm ve bunu böylece anlattım. Daha sonra öğrendim ki, bu işkile kapılan benden başkaları da olmuş. Bu yüzden tek başıma olmadığıma sevindim. Düşüncenin işleyişine gelirsek:

Bildiğiniz üzere Sokrates, MÖ 399 yılında “gençleri baştan çıkarmak, kentin tanrılarını tanımamak ve yerlerine yeni tanrılar koymak” gibi suçlamalarla mahkemeye verilmişti. Bu suçlamaları yapanlar Derici Anytos, Hatip Lykon ve tragedya yazarı Meletos’tu. Mahkeme sırasında Sokrates’in kendine has diyalektik yöntemiyle yaptığı savunma daha sonra metne dönüşmüş ve bu metin felsefe tarihinin en kritik metinlerinden birisi hâlini almıştı. Yargılamanın sonucunda ise yetmiş iki yaşındaki bilge Sokrates idama mahkûm edilmişti. İnfazın gerçekleşmesi içinse birkaç gün beklenmesi gerekiyordu. Bu birkaç gün içinde birkaç farklı diyalog daha yaşanmış ve bu diyaloglar da daha sonra Sokratik düşüncenin en önemli metinleri hâlini almıştı. Bu diyaloglardan en kritiği ise, Sokrates’e arkadaşlarınca iletilen “seni Atina’dan kaçıralım” teklifinin Sokrates tarafından kesin bir şekilde ve detaylı gerekçelerle reddedildiği Kriton metniydi. Sokrates burada suçsuz olduğu halde yasalara saygı göstermesi gerektiğini, aksi halde kendisiyle çelişeceğini ve kaçmanın kendisine yakışık olmadığını anlatıyordu. Ve bu diyalogdan bir gün sonra yaşlı bilge, oldukça kendinden emin şekilde baldıran zehrini içerek zaten değersiz gördüğü bedensel yaşamını sonlandırmıştı.

Bu ölüm hikâyesi Sokrates’i pek çoklarının gözünde bir felsefe şehidi ya da bir trajik kahraman yapıyor. Benim komplo teorim ise tam da burada devreye giriyor: Böylesi bir ölüm hikâyesi, kendisini tarihe aktarmak isteyen her filozofun ya da her tarihsel kişinin isteyeceği bir sondur. Tüm detayları ile muâzzamdır. Sokrates korkunç bir haksızlığa maruz kalmıştır fakat uzun uzun mağduriyetini anlatma ve kendini savunma fırsatı bulmuştur. Böylesi bir konumda, mahkeme edilen kişinin bu denli güçlü ve uzun kendini savunuşu pek de vâki değildir. Bunun yanında Sokrates, defalarca son sözlerini söyleme ve kaçırılma teklifini reddederken bile bütün felsefesinin yeniden altına çizme imkânına da sahiptir. Bu da yine bu konumdaki pek çok kişi için mümkün değildir. Son olarak ise, Sokrates’in kendi kendini infaz ediş anında muhteşem bir fotoğraf vermesi de görsel olarak kusursuzdur. Platon’un pozisyonu, Kriton’un dramatik hâli, duvarı yumruklayan diğer öğrenciler, avludaki aile üyeleri ve ihtişamlı duruşuyla idam mahkûmu… Felsefî olarak bakıldığında ise, Sokratesçi felsefenin en önemli ayrımı olan beden-ruh ikiliğinde Sokrates, bedenin feda edilebilir bir epifenomen olduğunu, ruhun ise sonsuz ve yüce olduğunu “bedensel ölüme yürüyerek” en kesin biçimde söylemiştir. Bedenin değersizliği ancak bu kadar iyi ifade edilebilir. Sokrates ölmekten memnuniyetsiz değildir, zirâ ölen yalnızca bedendir. Ruh ise sonsuz yaşamın sahibidir. Bütün bu detaylar göz önüne alınınca, şöyle bir şey söylemek hiç de anlamsız değildir. Sokrates kendi çağı için baştan çıkarıcıdır, muhteşem bir ikna kabiliyetine sahiptir. Pekâlâ ama bu yalnızca yaşadığı sürece geçerli olabilecek bir baştan çıkarıcılıktır. Platon’un tarihsel ve politik idealleri de düşünülecek olursa, Sokrates’in baştan çıkarıcılığının tüm tarihe yayılabilmesi için güçlü bir son hikâye lâzımdır. Bu mahkeme ve bu idam, bu bakımdan pekâlâ Sokrates ve öğrencileri tarafından planlanmış ve politik kimi dokunuşlarla organize edilmiş olabilir. Yani Sokrates, kendi kendini mahkeme ettirmiş, kendi kendini savunmuş, kendi kendini mahkûm etmiş ve kendi kendini idam etmiş olabilir. Ve bu sayede ise kahramanlaşmış ve Sokratik kültürü yerleşikleştirmiştir.

Kulağa pek de yatkın gelmeyebilir bu söylediklerim, zirâ en başta da dediğim gibi, bugüne kadar getirdiğimiz tarihsel hakikatle çelişiyor bu. Hem de zihnimizde canlanan Sokrates, tüm felsefî kurnazlığına rağmen, hiç de böylesi şeytanî bir planla bağdaşmıyor. Ben de zaten kesinlikle böyle olmuştur demiyorum; sadece böyle bir ihtimal daha var diyorum. Eğer olay gerçekten “kendiliğinden” gerçekleşmiş ise, Sokrates tarihin en şanslı filozofudur; eğer ki benim dediğim gibi bu bir “kurmaca” ise, Sokrates tarihin en kurnaz filozofudur. İki ihtimale de eşit uzaklıktayım. Siz de kendi zihninizde ölçüp tartınız. Sokrates kendi idamını organize etmiş olabilir mi acaba?