19 Şubat 20016 yılında aramızdan ayrılan Harper Lee edebiyat dünyasında büyük bir boşluk bıraktı. Zira henüz on yaşındayken tanık olduğu bir olayı yazdığı ilk romanıyla Pulitzer Ödülü’nü kazanacak kadar önemli bir yazardı.

Harper Lee, yaşadığı kasabada tanık olduğu ve hayatında büyük bir iz bırakan önemli bir davayı kaleme aldı ve bu eser 1960 yılında yayımlandı. Kitap, yayımlandığında o kadar ses getirdi ki bir yıl sonra Pulitzer Ödülü ile taçlandırıldı. Toplumsal bir olaya değinen kitap, 1962 yılında sinemaya uyarlandı, böylece hem edebiyat hem de sinema dünyasının unutulmazları arasına adını yazdırdı.

Yazar, bu romandan sonra birkaç yazı dışında hiçbir şey kaleme alıp yayımlamadı, bu durum da birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Birçok kişi ‘Bülbülü Öldürmek’ romanını yazan kişinin Harper Lee’nin de yakın arkadaşı olan Truman Capote olduğunu iddia etti. Ancak yazar bu durumla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı, kendini savunmadı ya da aksini ispat etmek için uğraşmadı. Yıllar sonra ‘Bülbülü Öldürmek’ romanının devamı olarak yorumlanan ‘Tespih Ağacının Gölgesinde’ romanını yayımlandı.

Aslında Harper Lee, ‘Tespih Ağacının Gölgesinde’ romanını, ‘Bülbülü Öldürmek’ romanından daha önce yazdı. Ancak editörü, yazardan bu olayları bir çocuğun gözünden anlatmasını istemesi üzerine ‘Bülbülü Öldürmek’ başyapıtı ortaya çıktı.

Kitabın ana karakteri Scout’tur. Aslında Scout, Harper Lee’nin kendisidir. Scout’un dışında ağabeyi Jem ve arkadaşı Dill eserde önem kazanmaktadır. Scout’un yakın arkadaşı olarak anlatılan Dill de gerçek yaşamdan da çok yakın arkadaşı olan Truman Capote’dir. Eserdeki bu nokta da iddiaları ortaya çıkaran unsurdur. Yıllar önce Harper Lee’nin tanık olduğu bu olayların bir başka tanığı da Truman Capote’dir. Rüştünü ispatlamış, sürekli eser üreten Truman Capote’ye karşın eser üretmeyen ama ilk eseriyle Pulitzer Ödülü alan Harper Lee daima ilgi odağı oldu.

Eser, 1930’lu yıllarda ırkçılığa karşı mücadele veren hukukçu Atticus’un (Scout ve Jem’in babası) bir topluma karşı çıkmasıyla gönüllerde taht kurdu. Yazar, bu kitapta hukukun üstünlüğünü savundu. ‘Hukukun herkes için olması gerektiği’ fikri eserin çıkış noktasıdır.

Hukuku bir yaşama biçimine dönüştüren Atticus, beyaz bir kadına tecavüzle suçlanan bir siyahinin savunmasını üstlenir. Ancak kasabanın tamamı bu siyahinin ölümünü ister. Zira söz edilen tarihlerde siyahinin hakları söz konusu bile değildir.

Scout, babasının topluma rağmen böyle bir karar almasını ilk başta sorgular. Babasının cevabı insanlık dersi niteliğindedir: ‘Ama bu davayı almasaydım çocuklarımın yüzüne bakabilir miydim sanıyorsun? Tek umudum, tek duam Jem’le Scout’un öfkeye kapılmadan bunu atlatması, en önemlisi de bunu Maycombluların alışagelmiş hastalığına kapılmadan yapmaları. Bir siyahiyle ilgili bir şey olduğunda aklı başında insanların neden akıllarını kaçırdıklarını anladığımı söylesem yalan olur. Umarım Jem ile Scout bir cevap aradıklarında kasabada konuşulanları dinlemek yerine bana gelirler.’

Bülbülü Öldürmek romanı; aslında masumiyetin, vicdanın, ahlakın, eşitliğin ve adaletin savunucusudur.

Kitap, iki bölümden oluşur. Birinci bölümde Scout ve Jem’in, Dill ile tanışmaları, onunla geçirdikleri yaz tatili ve sonrasında açılan okul sürecini ele alınır.

İkinci bölüm ise Scout’un gözünden haksız yere suçlanan bir siyahiyi savunan babası Atticus’un kendisiyle, çocuklarıyla, toplumla yaşadığı mücadeleyi ve bu mücadelenin Scout ve Jem’e yansıması süreci üzerinde durur.

Scout ve Dill, bu davayı merakla izlemektedir. Hatta bir seferinde mahkeme salonuna girmeyi başarır ancak mahkemedeki tavırlar onları –özellikle Dill’i- çok etkiler. Bu nedenle mahkeme salonunu terk etmişlerdir. Bu olaylara tanık olamayıp salonu terk etmeleri ‘çocuk masumiyeti’ni temsil ettiği gibi herkesin koruması gerektiği insani değerlere de gönderme yapar.

Eserde yer alan roman karakterlerin Ray Raymond çocukların bu çirkin tavırlara tahammül edemeyerek salonu terk etmelerini çok güzel yorumlar: ‘Çünkü sizler çocuksunuz, anlayabilirsiniz. Olup bitenlere şu oğlanın henüz aklı ermiyor, biraz daha büyüsün midesi de bulanmaz, ağlamaz da. Belki de her şeyi doğru bulmasa bile ağlamaz. Bazı insanların hayatlarını, bazı insanların hiç düşünmeden cehenneme çevirmesine ağlamazsın.’

Peki esere neden ‘Bülbülü Öldürmek’ ismi verilmiştir? Bu durum eserden bir cümleyle açıklanabilir: ‘İstediğin kadar kuş avlayabilirsin ama sakın bülbüle dokunma. Zararsız olanları öldürmenin günah olduğunu aklından çıkarma.’

Bülbül, masum olan ama sırf siyahi olduğu için öldürülmek istenen bir siyahinin simgesidir. Nitekim Scout’un babası insanların bu ırkçı tavırlarını çok önemli tespitlerle ortaya koyar: ‘Bazı zenciler yalan söyler, bazı zenciler ahlaksızdır, kadınlarımızın çevresindeki bazı erkeklere güvenmememiz gerekir-ister siyah olsun ister beyaz- Ama bu her türlü insan soyu için geçerlidir, belli bir insan soyu için değil. Bu mahkeme salonunda hiç yalan söylememiş, ahlaksızca bir şey yapmamış kimse yoktur, bir kadına hiç arzuyla bakmamış tek bir erkek yoktur.’

Eser, ırkçılığı bırakıp insanlar arasında empati kurulmanın önemini vurgular. Eserde geçen ‘Kendinizi bir adamın yerinde olmanın nasıl bir şey olacağını anlamaya çalışmadıkça o adamı gerçekten tanıyamazsınız.’ cümleleri eserin ana fikri ortaya koymaya yöneliktir.

Harper Lee, ırkçılığa karşı çıkan bu eserle bize önemli bir insanlık dramını sunmuştur. İnsana ‘insan’ gibi bakmamızı önemser, kitaptaki ifadesiyle ‘Sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır.’ gerçeğini bize sunar.

Cinsiyetin, ırkın farklılıklarını önemsemeyip daima gerçeklerin peşinde olmamızı öğütleyen Harper Lee’nin kitabıyla buluşmanız dileğiyle…