Üç kişinin dahil olduğu bir hadisede gerçeğe ulaşmak çok zordur. Çünkü hadisenin üç farklı versiyonunu dinlemek zorunda kalırsınız ve gerçek, hadiseye dahil olan kişi sayısı arttıkça daha da belirsizleşir. Peki ya bu üç kişinin birisi psikolojik bağlamda rahatsız, birisi aşık, bir diğeri ise tutkulu ise ne olur? İşte bu sorunun cevabını “I, Tonya” filmini izleyenler biliyorlar. Gelin, spoiler da vermeden film üzerine biraz konuşalım.

Gerçek Tonya Harding’in Triple Axel hareketini gerçekleştirdiği an

Oldukça özgün ve dünya spor tarihinin yanı sıra, medyada da oldukça ses getiren bir hikâye Tonya Harding ve Nancy Kerrigan hikâyesi. Amerika’daki buz pateni müsabakalarında ‘Triple Axel’ hareketini başarıyla gerçekleştirebilen ilk Amerikan kadındır Tonya Harding. Ve bu başarısı dahilinde olimpiyatlara hazırlandığı bir süreçte, arkadaşı(!) ve aynı zamanda rakibi olan Nancy Kerrigan’a bir saldırı gerçekleşir. Farklı bir tür cop ile Kerrigan’ın dizkapağına zarar vermek sureti ile Kerrigan’ı sakatlamak isterler. Fakat asıl soru, bunu kim ya da kimler yapmıştır?

Öncelikle, yapının başrol oyuncusu Margot Robbie aynı zamanda filmin yapımcılarından. Filmin yönetmeni Craig Gillespie ise oldukça başarılı bir yapım ortaya çıkartmış, o nedenle öncelikle buradan tüm ekibi tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum.

İkinci olarak, her bir oyuncunun aslında gerçek olan bu hikâyenin gerçek karakterleriyle nasıl birebir olduklarına da parmak basmak istiyorum. Öyle ki; tamamen kurgu olan bir senaryoda, kurgu olan bir karakteri oynamak bir nebze de olsa gerçek bir insanı canlandırmaktan daha kolay olabilir. Çünkü kurgu olan bir karaktere oyuncu kendi niteliklerini katarak bu karakteri öznelleştirebilir ve kendi nitelikleriyle ünik bir karakter yaratabilir. Her ne kadar Jared Leto’ya aşık olup, rolün hakkını verdiğini düşünsek de, kabul etmeliyiz ki “Joker” denildiğinde akla gelen ilk kişi Heath Ledger oluyor. Bu gibi durumlarda önceden kurgulanmış bir karakteri oynamak, ya da tarihe geçmiş gerçek bir kişiyi yeniden canlandırmak bir nebze daha zor oluyor. Altından kalkmanız gereken bir rol olmasını bir kenara bırakın, kırmanız ama aynı zamanda kendinize uyarlamanız gereken bir imajla da karşı karşıyasınız sonuçta.

Solda gerçek Jeff Gillooly, Sağda Sebastian Stan

Her neyse, bunu bir kenara bırakırsak bu yapımdaki en başarılı bulduğum şey cast seçimiydi diyebilirim. Margot Robbie, gerçekten de Tonya Harding karakterinin içine işlemiş ve bana kalırsa Tonya Harding’den daha Tonya Harding olmuş. Gerçekten var olan bir insana benzemek bir yana, bu insanı bir karakter haline getirebilmiş bütün cast. Aynı şey Jeff Gillooly’i canlandıran Sebastian Stan ve LaVona’yı canlandıran – üstelik En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını alan ve sonuna dek de hak ettiğini düşündüğüm – Allison Janney için de geçerli.

LaVona karakterini canlandıran Allison Janney

I, Tonya aslında kara komedi olarak anılan filmlerden sayılabilir. Özellikle hikâyenin her karakter tarafından farklı anlatılması, her farklı hikâyenin de filmde bir örgü içinde verilmesi çok hoştu. Yazımızın girişinde bahsettiğimiz, dahil olan kadar farklı versiyonuna şahit olacağımız hikâyelerden birisiydi bu hikâye.

Peki bu kadar zor bir hareket filmde nasıl başarıyla gerçekleştirildi? Margot Robbie tüm buz pateni sahnelerinde dublör mü kullandı? Robbie, Triple Axel hareketini başarıyla yapabildi mi? Şimdi de biraz film dedikoduları üzerine konuşalım.

Margot Robbie, filmin çekimlerine başlanmadan beş ay öncesinden itibaren haftanın beş günü buz pateni antrenmanlarına gitmiş ve oldukça sıkı bir çalışma yapmış. Triple Axel, yalnızca hikâyenin gerçekleştiği 80’ler, 90’lar döneminde değil, günümüzde dahi yapılması oldukça zor bir hareketmiş. Dünyada yaklaşık 6 kadının bunu başarıyla gerçekleştirebildiği, yapılan görüşmeler neticesinde hiçbir buz pateni sporcusunun olimpiyatlar öncesi kendisini böyle büyük bir riske atmak istemediği de ortaya çıkınca sonuç olarak bilgisayar efektleri imdatlarına yetişmiş. Yani o hareketi gerçekten yapan kişi Margot Robbie değil takdir edersiniz ki. Fakat bunun dışında, sahnelerin birçoğunda pistteki bizzat kendisi imiş.

Filmin, asıl hikâyenin anlatıldığı belgesellerle ve medya yayınlarıyla birebir örtüştüğünü de belirtmek istiyorum. Kendi içinde özgün bir yapım olmasına rağmen, gerçeklere ve önceki yayınlara bağlı kalınması ise hikâyeyi daha da çekici kılmış.

Ayrıca, parmak basmak istediğim bir nokta var ki, sevgili okur, işler burada biraz ciddileşecek. Amerika’da son dönemde sıkça karşılaştığımız bir trend yükseliyor: “Don’t judge book by its cover”. Türkçe çevirecek olursak, “Bir kitabı kapağına göre yargılama” anlamına gelmekte. Bu, insanlar için oldukça önemli bir trend olarak yükselse de insanların vazgeçemediği bir şey aynı zamanda. İnsanın özündeki nitelik ne olursa olsun, gözün erişebildiği şeylere göre değerlendirmekten hâlâ vazgeçemiyoruz. Ve bu film aslında bunun hayatlarımıza ne kadar keskin kavşaklarda, ne kadar keskin virajlarla etki edebileceğini gözler önüne seriyor. Bu açıdan da takdir etmek gerektiğini düşünüyorum.

Filmi izleyenler bu epik sahneyi hatırlayacaktır.

Ve filmin soundtrack seçiminden tek kelimeyle bahsetmek istiyorum: BÜ-YÜ-LE-Yİ-Cİ. Heart’ın Barracuda’sından tutun da Fleetwood Mac’in Chain’ine kadar, çok güzel şarkılara film boyunca eşlik etmeden duramadım. Müzik listesinin Spotify linkini de aşağıya ekliyorum.

Sözün özü; “I, Tonya” etkisinden hâlâ kurtulamadığım ve kesinlikle izlenmeye değer olan filmlerden biri. Aşağıya fragmanını bırakıyorum, sevgiler değerli okur.

Soundtrack Listesi: https://open.spotify.com/album/4AfGxCbPEFsdc6bkKCmNtP?si=6YO8P8NzQfa084b7U75JmA