Pek öyle sahnede, ekranda olmasa da sosyal medya paylaşımları (isim / şöhret yönetimi mi desem ) ve özellikle sanal basının ilgisiyle kendini hep gündemde tutan Serkan Aydın, “1 Haziran akşamı Avusturya’da, üstelik yaşar kıldığı bir karakter nedeniyle uğradığı fiziksel saldırı sonrası bir kez daha kendinden söz ettirdi,” diye başlayacaktım ki katıldığı ödül töreninde yaptığı gösteri geldi aklıma.

Bir anda salon ışıkları yanmış ve sert adımlarla bir subay merdivenlerden koşarcasına inmeye başlamıştı. Bu da kimdi, ne oluyordu ? Yoksa bu bir…

Ortaoyuncular’ın “İçinden Tramvay Geçen Şarkı” oyunu öncesi Nazi askerleri kostümlü oyuncuların izleyicilerden kimlik sormaları, itip kakmaları geldi şimdi aklıma. Ve yıllar önce Ali Poyrazoğlu’nun Matmazel Arşaluz kostümüyle ödül törenine katılması.

“Bu gösteri nereden aklına geldi,” diye sorduğumda cevabı “Farklılık yaratmak,” oldu.

Peki olumsuz bir tepkiden, muhtemel bir derdest edilme hadisesinden yana çekinmemiş miydi?

“Elbette ağzına kadar dolu bir salonda, tek başına böyle bir gösteri gerçekleştirmek ve inandırıcı olmak, bunu başarmak riskti. Üstelik karşımda birbirinden değerli tiyatro insanları vardı. Dahası oyuncuyu kandırmak zordur…”

Peki ne olmuştu o esnada?

“Ödül töreninde ismim anons edilmişti. Bir anda salonun ışıkları yanıp sahne karartıldığında nasıl desem buz gibi bir hava esti. Merak, tedirginlik, kaygı, yanındakine dönüp ne oluyor diyenler, olası bir kargaşa durumu için en yakın çıkış kapısını kestirmeye çalışanlar…” 

Nasıl olmasın bir subay hızlı adımlarla üst kapıdan girmiş.

“Yüzümde soğuk, hükmeden, üstten bakan bir ifade vardı. Sahne önüne geldim. Durdum, konuklara baktım öfkeyle… İki dakika boyunca o yoğun gerginliği beraber yaşadık. Herkes donmuş kalmıştı sanki… Evet, bir şeyler oluyordu ya da olmak üzereydi. Öksürdüm ve koşarak sahneye çıktım.”

Bir düş kurdu repliklerden sadece. Ve hep o düşte yaşamayı seçti. Arzusu bir repliğe bin hayatla dokunmaktı. Hepsi bu!

“Çehov’da olduğu gibi susuşlar bir tür sessiz konuşma demektir benim için. Dikkat ettiyseniz pek fazla konuşmam.”

Pınar Çekirge: Hayatının hikâyesine baktığında dünyaya gelişinin anlamı nedir, diye sormak istiyorum öncelikle.

Serkan Aydın: Dünyaya gelişimin anlamı… Hayat bana bir misyon yüklemiş. Şöyle izah edeyim, insanlara yardımcı olmak ve şartlar ne olursa olsun sanat için mücadele etmek. Tüm benliğimle tiyatro için yaşamak. Hepsi bu!

Pınar Çekirge:Risk alıp yürüdün mü hiç? Mesela son oynadığın karakteri düşünürsek…

Serkan Aydın: Risk almayı çok severim. Hep güvende kalayım, sığ sularda yüzeyim, asla çitin öte tarafına geçmeyeyim dediğinde başarı ya da kariyer gelmiyor. Bu karakter de benim için riskti, kuşkusuz. Başarısız olma ihtimalim bir hayli yüksekti çünkü. Önemli olan aldığınız risk için çalışmaya devam etmek ve inanmak.

Pınar Çekirge: Gerek provalarda gerek oyun esnasında yaşar kıldığın karakterin kokusunu, sesini duyduğun oldu mu? Veya kendi kokunu, sesini kattın mı oynadığın, hayat verdiğin kimliğe?

Serkan Aydın: Zaten oyunculuk bu değil mi? Kanını, terini, sesini, kokunu, beden dilini, gözyaşını, kahkahanı, soluğunu rolüne dahil ettiğinde müthiş bir haz alıyorsun, sahiciliğe imza atıyor, her şeyden öte yarattığın gerçekliğe izleyiciyi inandırıyorsun.

Pınar Çekirge: Öyle inandırıcı oluyor ki bazen oyuncu gerçekle gerçeküstü, gerçekle hayal birbirine de karışabiliyor. Mesela uğradığın saldırı. Sahi ne oldu, tam olarak neler yaşandı o akşam?

Serkan Aydın: Hadise 1 Haziran 2022 tarihinde, 19.00-20.00 sularında gerçekleşti. Ancak hemen belirtmeliyim ki, Avusturya polis merkezi, güvenlik açısından saldırının yaşandığı şehir ve mekandan söz edilmemesi konusunda uyardığı ve halen soruşturma devam ettiği için, bazı detaylardan bahsedemeyeceğim. Neyse sözü uzatmayayım, şehir merkezinde yürüyüşe çıkmıştım. Genç bir adam yanıma yaklaştı “Sen, şu Yüzbaşı Altınbilek Fehmi’yi oynayan aktör değil misin?” dedi. “Evet, ” diye yanıtladım. Bir anda galiz bir küfür savurup yumruğunu sallayarak “Ülkeni öve öve bitiremedin, defol git, ülkeni kendi ülkende öv,” dedi. Ben de “Oyuncuyum,” dedim. “Rolün gerektirdiğini yapmak…” Sanki üst üste şimşekler çaktı o an… Her taraf karardı. Sesler geliyordu. Gözümde patlayan yumrukla adeta paralize olmuştum. Tam yere düşecekken zorlukla toparlandım. Şakağımda bir damar sürekli seyiriyordu. Hani derler ya, nutkum tutulmuştu adeta. Kımıldayamıyordum.

Pınar Çekirge: Korku, kaygı, aşağılanma, şaşkınlık… Tam olarak ne hissettin o an?

Serkan Aydın: Çok kötü hissettim ama, demek ki adam sahnedeki kişiliğe inanmış, Fehmi‘yi hayalinde canlandırmış, beni o sanmış ve nefretini, öfkesini kusmuş, diye de düşündüm. Bir taraftan can acısı bir taraftan da rolün, sahnede yorumladığım persona’nın oluşturduğu inandırıcılıktan, kaynaklanan mutluluk.

Pınar Çekirge: Tabii, durum polise yansıdı, zabıt tutuldu, yasal işlemler yapıldı hemen, öyle değil mi?

Serkan Aydın: Kuzenlerim, başta yaşadığım şokun tesiriyle olacak, itiraz etsem de, beni derhal en yakın polis merkezine götürdüler. Hemen ifadem alındı, soruşturma başlatıldı ve saldırganın bulunması için gerekli bildirimler yapıldı. 

Pınar Çekirge: Yakın çevreden gelen tepkileri sorsam…

Serkan Aydın: Susmak bilmeyen telefonlar, sosyal medyadan iletilen geçmiş olsun mesajları…sevilmek, desteksiz, yalnız olmadığımı hissetmek güzel bir duyguydu.Olay esnasında, sanırım düşer gibi olduğum anda, yaptığım ters bir hareket nedeniyle iki gün kadar sağ bacağımda bir ağrı oldu. Yürümekte zorlandım.Ama önemli değildi.

Pınar Çekirge: Basının desteğini sorabilir miyim? Çünkü internet ortamında hemen her haber kanalı konuya değindi.

Serkan Aydın: Gerçekten de basın konuya geniş çapta yer verdi. Dediğiniz gibi neredeyse tüm haber kanalları olayı okurlarına duyurdu.

Pınar Çekirge: Tiyatro camiasının genel tavrı nasıldı?

Serkan Aydın: Tiyatro örgütleri, bir sanatçının uğradığı saldırıyı nedense pek önemsemedi, görmezden geldi. Kırıldım demiyorum, belki haberleri olmadı. Ya da değerlendirme yapacak yeterli zaman bulamadılar. Ama bu demek değildir ki, bana destek çıkılmadı. Pek çok sanatçı dostum, hocam, tiyatro insanı yalnız olmadığımı, olaydan duydukları teesürü belirttiler. Bu yeterli zaten.

Pınar Çekirge: Anladığım kadarıyla, “Uğradığım saldırıya tiyatro dünyası fazla duyarlı davranmadı,” diyorsun. Sence neden?

Serkan Aydın: Evet, ne yazık ki son zamanlarda, ekonomik veya stratejik olarak birbirimizi tebrik etmekten veya geçmiş olsun demekten çok çekiniyoruz. Korkuyoruz tebrik etmeye ya da geçmiş olsun demeye. Toplum olarak gerçekten çok bencil ve son derece hep bir öküz altında buzağı aramaya çalışıyoruz. Görmezlikten gelmeyi seviyoruz artık diyorum. Neden hep ekonomik problemlerin arkasına sığınıyoruz? Cevap belli, kendinize verdiğiniz değer egomuzu da aşınca, yaptığımız bu davranışı aman çok da önemli değil deyip normalmiş gibi meşrulaştırıyoruz. Her şeyden kaçabilirsiniz ama kendinizden ve korkularınızdan asla kaçamazsınız.

Pınar Çekirge: Bir kırgınlık duydun mu bu konuda?

Serkan Aydın: Duymadım.

Pınar Çekirge: Bir röportajında yerine getirilmemiş sözlerden bahsettin. Bu kırdı mı hayallerini, insana olan güvenin zedelendi mi?

Serkan Aydın: Tabii ki kırmadı. Oldum olası insanlara güvenirim, güvenmek zorundasınız zaten. Ben kendimi olumsuz ihtimallere de hazırlarım hep. Kafamı kaldırıp baktığımda biri ile yüz yüze geldiğimde artık sizinle konuşurken ya da gözlerinize bakarken arka tarafı okuyabiliyorum. “Yine de bir ihtimal yanılabilirsin Serkan Aydın,” diyorum. Tekrar söylüyorum, herkes kendine yakışanı yapar.

Pınar Çekirge: En verimli çağında Covid nedeniyle sahneden, ekrandan uzak kaldım demiştin. O süreçte ne yaptın?

Serkan Aydın: O süreçte kendimi tekrar gözden geçirdim, düşündüm, okudum, araştırdım. Üzücü anlar oldu çoğu zaman ama hep ayağa kalkmayı becerdim ve dimdik yoluma devam ettim. Biliyor musunuz o dönemde dahi, sahnede ve ekranda olmama rağmen sırtımda kırbaçlar şakladı hem de haksız yere üstelik gündemde daha önemli olan konular varken. “Bunda da bir hayır vardır demek ki sana bu kötü dönemde bile çok değer veriyorlar, gündemdesin ve yoluna devam et,” dedim. Her şerde bir hayırlı vardır, diyerek daha çok asıldım işime ve hayata. Neden sevmeyi ve başarıyı alkışlamayı, desteklemeyi bilmiyoruz, anlamıyorum. Anlamak istemiyorum belki de. Bu konuda herkesin kendisine soru sorup cevaplamaya ihtiyacı var, diyorum..!

Pınar Çekirge: Bir röportajında komedi oyuncusu olarak belleklerde kalmak istemediğinden ötürü Yüzbaşı Altınbilek rolünü kabul ettiğini söylemişsin.

Serkan Aydın: Doğru, prototip bir oyuncu olarak devam etmek istemiyorum. Yüzbaşı Altınbilek bu bağlamda önemliydi benim için. Ben bir soru sorabilir miyim?

Pınar Çekirge: Tabii..

Serkan Aydın: Başarabilmiş miyim?

Pınar Çekirge: Öncelikle tanıdığım Serkan Aydın’dan farklı bir kimlik vardı sahnede. Başarı bu farklılığı ortaya koyabilmekti bence ve rolün gerekliliğini tüm katmanlarıyla yerine getirmek. Zor bir rolün üstesinden geldiğini söyleyebilirim. Canlandırdığın karakterle kurduğun organik ve duygusal bağ izleyiciye tam olarak yansımıştı, bana göre. Özellikle sorgulama sahnesinde bu durum çok belirgindi.

“Ölmek, ölümsüz olmak için küçük bir bedel sadece,” der Ziya Osman. Serkan Aydın ne der, ne söyler bunun için?  (Durdu, düşündü, gözlerinin derinliklerinde belli belirsiz bir buğu oluştu sanki.)

Serkan Aydın: William Shakespeare doğru söylemiş “Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.” Yani ölümsüzlük, sen öldükten sonra seni tanıyan veya tanımayan insanların çıkardığı bir yaygaradır. Ölenin artık ölümsüzlükle bir işi kalmamıştır. Tüm bedeller ödenmiştir çünkü. Hatta ödenmemesi gerekenler de. Önemli olan yanlış iklimlere kanat çırpmamak sanırım.

Pınar Çekirge: Ve son olarak bir aktörü uçsuz bucaksız düşleri düş kırıklıklarına, hevesleri hüsranlara ve şiddetli arzuları şiddetli depresyonlara sürükler mi?

Serkan Aydın: Tabii ki, zaman zaman sürükler ama bizim işimiz zor. Emek, zaman ve sabır gerektirir. Çok üzüldüğümüz, kendimizi iyi hissetmediğiniz anlar oluyor bazen. Ama güçlü olmak ve hayata sımsıkı sarılmak gerekiyor ve umudu yitirmemek. Aslında bizler, tiyatro insanları tam bir umut ve sevgi taciriyiz. Umudumuzu yitirmeden halka da umut dağıtmamız gerekiyor. Toplum, tiyatrodan ve sanattan beslenmediği sürece umudunu yitirir. Depresyona girer ve kendini tekrar eder. Bu sebeple sanatçı da kendini sürekli yenilemeli ve başka çözümler, uğraşlar bulmalı ki depresyona girmesin. Corneille’nin bir sözü vardır: “Çalışmak bütün hayal kırıklıklarının yerini alır.” Hep kendimizi aşmak için çalışmalıyız.

Pınar Çekirge: Serkan Aydın 20 yıl kadar önce, yüzünü rüzgara dönüp tiyatro yapmak adına Ordu’dan, ailesinden ayrılıp İstanbul’a gelen Serkan Aydın’a o gün ne söylerdi?

Serkan Aydın: Tiyatro için doğdun, tiyatro için öleceksin; bunu bil ve hiç unutma. Ödetilecek bedellere de takma kafanı.

Pınar Çekirge: Şimdi ne söyler?

Serkan Aydın: Tiyatro benim yaşam biçimim. Başka bir hayat bilmiyorum ki zaten.

Sustu. Bakışlarını mavi, yeşil buğulu aydınlığa çevirdi. Belleğinde yıllardan yıllara geçmiş, nakışlanmış hatıraları elinin tersiyle uzaklaştırdı.

Göz pınarları nemliydi… Birden kendisine önerilen, sahnede dört farklı karakteri canlandıracağı, henüz yazım aşamasındaki oyunu düşündü. Gülümsedi.