Malum devir tüketim devri… Yiyeceği- giyeceği nasıl ki ihtiyaç dahilinde almıyor, adeta tüketmek için yarışıyorsak kültür ve sanatta da bu aşamaya sonunda vardık. Uzun yıllardır kültür adamlarının “kültür endüstrisi, kültür tüketimi” gibi isimlerle adlandırdığı bu süreç artık bizde de hızla yayılıyor. Bu yılki çağdaş sanat fuarları, bienal ve galerilerin geldiği noktaya bakınca bu süreç ve sanatı tüketme hızımız açıkça görülebiliyor.

Uzun yıllar üvey evlat muamelesi gören çağdaş sanat, şimdi özellikle gençlerin olmazsa olmazı haline geldi. Bir de sanatın hamisi olan bazı ünlü ailelerin! Çağdaş sanatın, aslında en genel anlamda sanatın özünde yer alan karşı koymak ve muhalefet duygusu sanatseverlere de sirayet etti. Aslında “sanatsever” yerine “sanat tüketicisi” tabirini kullanmak bu durumda daha doğru ama ben yine iyimserliğimi kaybetmeyerek “sanat izleyicisi” demeyi tercih edeceğim. İnsan bedeninden saçına, ölü hayvan bedenlerinden, inşaat yığınlarına ve hatta çer çöpe kadar pek çok “malzeme” çağdaş sanatın estetik algıları alt üst eden doğasında yerini buldu. Hatta sanat günlük hayattan ne kadar uzaklaşırsa o kadar çağdaş olacakmış gibi bir havaya bile büründü. Sanat izleyicileri de bu olağan dışı eserlerle bir ‘selfie’ çekilmek adına saatlerce sanat fuarlarının gişelerinde bekliyor, her yıl artan giriş ücretlerini de ödeyerek, birbirine vura çarpa bir çırpıda eserlere göz atıyor. Tabii bu kadar zahmete katlandıktan sonra o sıra dışı eserle bir fotoğrafı olmasın mı?

Bizim gibi sanatın da klasik halini seven pek çok kişi eminim bu yıl genç sanat izleyicilerinin çılgın kalabalığına şaşırmıştır. Bienal her yıl artan bir ziyaretçi sayısına sahip oluyordu zaten. Ayrıca birden fazla mekanda sergilendiği için rahat rahat gezip görme imkanı da vardı ve hala var. Ancak bu yıl 3 günde 80 binden fazla insanın mini mini fuar alanında sıkış tıkış çağdaş eser izlediği Çağdaş Sanat Fuarı (Contemporary İstanbul), bizler gibi sanat piyasasında neler oluyor yine de hakim olalım diyerek gelenleri dahi bezdirdi. Gerek yere döşenen ve yürüme imkanı vermeyen çimden bozma halı, gerek dar mekanlara sayısız eser sığdırma çabası insanın fuar alanından kaçması için fırsat üzerine fırsat yarattı. Son dönemde bir grup zenginimizin kaçıncı fuardan/bienalden kaç eser aldığına dair yarışları magazin bültenlerine taşınınca çağdaş sanat da popülaritesini arttırmış oldu. Fuar alanında üstü turuncu etiketli “satılmış” eserlere bakmaktan kendimizi alamadık. Bu kalabalığa sosyal medyada orada olduğunu paylaşmak zorunda olan bir güruh eklendi ve sonuçta 2017-2018 kültür sanat yılını tüketim çılgınlığı ile açtık. Hayırlı olsun!

Sanata duyulan ilginin artması bizim gibi camianın ucunda kıyısında olup da her alana az da olsa yetişmeye çalışanların her zaman istediği, özlemini çektiği bir durum… Ancak ilginin niteliği de önemliymiş, bu yıl bunu anladık. Kalitesiz sanat izleyicisi ancak heves kırıyor, ilgilisinin de canını sıkarak uzaklaşmasına sebep oluyor. İki yıl öncesine kadar bienalin iki yılda bir düzenlendiğinden habersiz bir kesim bu yıl bienal mekanlarının adeta sahibi gibi dolaşır oldu. Her alanda olduğu gibi bilgisiz bir ilgi var sanata dair. Nasıl ki müzelere gidip ecdada ait olmayan eseri eser saymayan bir grup varsa, şimdi de galerilere gidip siyasi, politik, toplumsal bir mesajı olmayan eseri çağdaş sanata dahil etmemeyi iş bilen bir grup ortaya çıktı. Estetik algısı, haz alma duyusu olmadan heyecanla yürüyorlar. Tabii bir de çok daha vahim durumda olan, “tarih sevgileri” ile gözlerimizi yaşartan galeri ve bienal mekanı basan, padişah köşkünde çıplak adam mı sergilenir diyen bir grup var ki, onlardan bahsetmek bile biz sanatseverleri üzdüğünden bu konuyu es geçiyorum.

Bütün bu eleştirilen sebebi ne peki diyecek olursanız, eleştirim aslında sadece sanatı tüketmemize yönelik değil. Tüketime hazır sanat eseri üretmemize de aynı zamanda… Tam manasıyla “serbest bölge” olan çağdaş sanat alanında sanatçı istediği malzemeden, istediği eseri üretir, istediği mesajı da verir. Sanat izleyicisinin o mesajı nasıl yorumladığı, eserde ne görmek, eserden ne almak istediği kendisine kalmıştır. Sanatçı eserini üretirken sanat izleyicisi ile bağ kurmak isterse bunu zaten yapıyor, yok eğer istemezse kimsenin eleştirme şansı yok. Çünkü bu, çağdaş sanat! Hani pek çoğumuzun “ben de yaparım ki” diyerek nitelediği ürün, işte o bir çağdaş sanat eseri… Din ve inanç eleştirisi, siyaset ve siyasetçi eleştirisi, cinsel tercih ya da cinsiyetsizlik tercihi, sanatçının düşün hali çağdaş sanatın bu yılki popüler konuları arasında. Bir ya da birkaç cümleye sığdırılıp yorumladığımız eserler böylece tüketilmiş oluyor. Peki sanat, tam olarak neydi?

Tüm dünyada 1990’lardan beri sanat fuarları, bienaller sanat piyasalarına hakim olmaya başladı. Bizde de galericilik bu dönemden beri yavaş yavaş, düşe kalka büyüyor. Bugünlerde galerilerin açıldığı yeni sanat ortamları insanların ilgisini çekmeye, daha önce adım atılmayan semtler bir anda ilgi odağı olmaya başladı. Sanatın böyle bir gücü olması kuşkusuz çok önemli… Ülkemizde de dünyayla eş zamanlı olarak modern sanat müzeleri kuruldu. Müze algısı değişti. Çağdaş sanat sergileri düzenleyen klasik müzeler ziyaretçi ilgisiyle karşılaşınca film gösterimlerinden yoga derslerine kadar etkinlik yelpazesini genişletti. Müze mağazaları ucuzundan pahalısına eve götürmelik çağdaş eserlerle doldu. Bu hem çağdaş sanatı popüler hale getirdi, hem de kitle kültürünün tüketimine sundu. Bizler artık sanatsever değil, sanatı tüketenler olarak sanattan ne almamız gerektiğini sorgulamadan tüketir hale geldik. Tam olarak hangi duyumuzu ya da duygumuzu tatmin etmek için sanat eseri izlediğimizi bilmiyoruz. Neden bienallere, fuarlara gidiyoruz? Bienalle birlikte bu yıl fuar ve galerilerde eş zamanlı olarak satışa sunulan eserler 55 milyon dolar değerinde. Eser almaya giden azınlık dışındaki bu yoğun ilginin sebebi tam olarak nedir? Hiç düşündünüz mü? Bu tüketim çılgınlığı içinde bu yıl aklınızda bienal temasının en çarpıcı eseri sizce hangisiydi? Fuarda en dikkat çekici eser sizce neydi? Fuara katılan beş sanatçının ve beş galerinin adını sayabilir misiniz? Bienalde uluslararası sanatçılar ve yerel sanatçılarımız arasında temaların işlenmesinde farklılık ya da benzerlikler görebildiniz mi?

Eğer bu sorulara olumlu cevap verebiliyorsanız tüketmeyen sanat izleyicileri olarak bu yıl çağdaş sanatı içinize sindirebilme şansı elde etmişsiniz demektir. Bu şansı önümüzdeki yıllarda da yakalamanızı umut ediyoruz. Peki her yıl daha da genişleyen sanat piyasası bizleri nereye götürecek, sizler de endişe ediyor musunuz? Müzelerde ve galerilerde durum içler acısı iken, galeriler sürekli kapanıyor, müzeler ziyaretçi kaybediyorken fuar alanlarını dolduran kalabalık neyin nesin, düşünüyor musunuz? Ülkemizin ve dünya genelinin içinde bulunduğu karmaşık süreç önümüzdeki yıllarda bizlere neler getirecek ve daha önemlisi bizlerden neler götürecek? Bu durum kültür sanat alanını nasıl etkileyecek? Bu endişeleri de eleştirilerimizin üzerine katıp 2017-2018 kültür sanat yılının az tüketimli, sanatçıyı doyurup sanatseveri tatmin edecek düzeyde olmasını tüm kalbimizle diliyoruz.

 

Tavsiye Kaynak:

Julian Stallabrass, Sanat A.Ş- Çağdaş Sanat ve Bienaller, İletişim Yayınları

Theodor Adorno, Kültür Endüstrisi- Kültür Yönetimi, İletişim Yayınları

Sibel Yardımcı, Küreselleşen İstanbul’da Bienal, İletişim Yayınları