“Avni Dilligil’i Anıyoruz ” ( 1979 ) adlı kitabı yeniden okurken, Tunç Yalman’ın satırları beni bir kez daha çok etkiledi:

“Meraklanma,” demişti. “Ben kolay ölmem. Ama eğer emri hak vaki olacaksa, ben mutlaka sahnede can vereceğim. Çünkü yukarıdaki ile anlaşmamız öyle.”

“Sanatçı Avni Dilligil bu sözleri sanki bilerek söylemişti. Çünkü iki gece sonra Kadıköy İl Tiyatrosu’nda ‘Merdiven’ piyesinde emekli bir memuru canlandırdığı rolünü oynarken bir kalp krizi sonucunda bu dünyaya veda etti.”

Kanatlarından iğnelenmiş kelebekleri hatırladım birden.

Tarık Dursun K.’nın sesini duyar gibi oldum:

“Son oyunu oynadı, seyircisinden son alkışını aldı ve perde oyunla birlikte oyuncusunun da üzerine kapandı.”

Alkışlarla, kendime geldim. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın 34. Gençlik Günleri kapsamında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde sergilenecek, Turgut Özakman’ın “Ah, Şu Gençler” oyununa davetliydim.

Son anons verilmiş, salon ışıkları kapanmıştı.

Yıllar ve yıllar önce “Ah, Şu Gençler” i Nisa Serezli & Tolga Aşkıner Tiyatrosu’nda izlemiş ve yakın bir zamanda da teksti yeniden okumuştum.

Bir avuç lise öğrencisi öğretmenleri ( aynı zamanda oyunun rejisörü ) Elif Çeviker ile birlikte gerçekten çok başarılı bir çalışmaya imza atmışlar.

Piyes biraz kısaltılmış, bugüne uyarlanmış yani güncellenmiş ama bu işlemler asla eserin özüne zarar vermemiş. Çok örneğini gördüğümüz tarzda derin ve onarılmaz hasarlar, dökülmeler yaratmamış.

Eminim son derece kısıtlı imkanlar karşısında yılmamış, çalışmış ve bu başarılı çalışmayı ortaya koymuşlar. Diyebilirim ki, her oyuncu görevini fazlasıyla yerine getirmiş. Şimdi düşünüyorum da, oyun boyunca sahnede en ufak bir uyumsuzluk, aksaklık yoktu. Ekip olarak tam anlamıyla bütünlük içindeydiler. Hepsini yürekten kutluyorum.

İki genç oyuncu vardı ki, sahne hakimiyetleri, sıcaklıkları, ışıkları, kısaca sahne plastikleriyle göz doldurdular. Ç.Ruşen Kısa ve Kağan Demiryas. Her ikisi de gelecek vaad ediyorlar, bana göre.

Beden dillerini ve seslerini çok iyi kullanıyorlar. Tonlamaları, sahne üstü eylemleri çok başarılı. Rol yapmıyor, oynuyorlar. Zamanlamaları mükemmel.

Kağan Demiryas’ı izlerken, 2006 yılına, “Kantocu”da Mert Turak’ı hayranlıkla alkışladığım o anlara döndüm ister istemez.

Elif Çeviker’in akıcı, oyuncuya geniş imkanlar tanıyan rejisi övgüye değerdi. Seyirciyi avucunun içine alan, dinamik, mükemmel performanslı bir oyun çıkartmış Elif Çeviker. Sade. Abartısız. Sahne geçişleri kusursuz. Belli ki, duygu belleğini katmış rejisine, eserin tutarlılığı ve bütünselliğini korumuş, tam dem-i tadında bir rejiyle, harikulade bir illüzyon yaratmış. Sonuçta eser, reji ve oyunculuk mükemmel bir biçimde örtüşmüş.

Bahçelievler Cumhuriyet Anadolu Lisesi öğrencilerini kutluyorum tiyatroya verdikleri değer için…