Geçtiğimiz günlerde Perge Antik Kenti’nde yeni bir mozaiğin keşfi gerçekleşti. Perge’ye defalarca gittim ve her gidişimde de mozaiğin bulunduğu, koruma altına alınmış yerin ne olduğunu merak ettim. Mermerle kaplı, mihrap ya da apsis benzeri bir odak noktası vardı fakat burası bir şapel, tapınak ya da kilise olamayacak kadar küçüktü. Minik, kare bir odacık gibi. Kış dönemi içinde devam eden kazılarla ilgili bilgi almak için güvenlik ile görüştüğümde kendisi bizlere oranın bir kült nitelik taşıyan bir mekân olduğunu belirtmişti. Birkaç gün önce bulunan mozaik ise beni çok heyecanlandırdı elbette.

Peki bu mozaiğin hikâyesi nedir? Bugün bunun üzerine laflayacağız biraz.

Öncelikle hikâye, Homeros’un İlyada’sında geçiyor. Troya Savaşı’nı ‘Troy’ filmini izleyenler bilirler ama bilmeyenler için bir özet geçelim.

Mekân: Günümüzde Çanakkale sınırlarına dahil olan Troia kenti. Bu kentte dokuz yerleşim katmanı bulunuyor ve bu katmanlardan altıncısının Troya Savaşı’na tanıklık ettiği söyleniyor.

Ana Karakterler: Paris, Helena, Agamemnon, Menelaos, Akhilleus ve Iphigenia.

Kentin kralı Priamos’un eşi Hekabe, dünyaya bir çocuk yerine alev saçan bir meşale getirdiğini rüyasında görür ve bu meşale ile Troia kenti alevler içinde bırakılır. Kentten geriye kalan tek şey küllerdir. Bundan korkan Hekabe, dünyaya getirdiği erkek çocuğu yok etmesi için bir uşağa teslim etse de uşak bu tavsiyeye uymaz ve çocuğu İda Dağı’nın yamacında bir dere kenarına bırakır. Bir dişi ayı tarafından emzirilerek büyütülen çocuğun adı ‘Paris’tir.

Yunan mitolojisine meraklı olanlar bilir; Hera, Aphrodite ve Athena arasında yapılan güzellik yarışmasında yargıç Paris seçilmiştir ve Aphrodite’i seçmesi ile beraber bu Tanrıça, Paris’in kalbine Helena’nın aşkını koymuştur.

Menelaos tarafından idare edilen kent Sparta’ya doğru yollara düştü Paris. Doğru yoldaydı çünkü Helena, Menelaos ile evliydi aslında. Fakat Paris ile tanışmasının ardından her şeyi geride bırakıp kaçtı Helena. İki sevgili, Troia’ya doğru yola koyuldular. Apollon’un kahinlik öğrettiği prenses Kassandra ise, gelen felaketin farkındaydı.

Bu arada, hikâyede adını sıklıkla duyacağımız Agamemnon ise, Menelaos’ın ağabeyi oluyor. Paris ile Helena’nın bu münasebetsiz hareketini duyunca öfkeden deliye dönen Menelaos ve Agamemnon bütün Yunan kent devletlerini, Troia’ya karşı savaşmak için tetikledi. Yaklaşık iki sene süren hazırlığın ardından başkomutan olarak Agamemnon seçildi. Fakat yollara düşmeden önce, tanrıların rızasını almak için bir kurban vermeleri gerekiyordu. Hikâyenin geri kalanını Şefik Can’dan dinliyoruz.

“Gemiler demir almadan önce tanrılar şerefine kurban kesmek gerekti. Bu sebeple bir çeşme başındaki büyük bir çınarın altında mihrap hazırlandı. Birdenbire, kurban henüz boğazlanmadan önce büyük bir ejderin mihrabın dibinden çıktığı görüldü. Korkunç ejderha, çınara sarılarak en yüksek dallarına doğru çıktı. Çınarın en tepesinde, yaprakların arasında sekiz serçe yavrusu vardı. Zavallı anne serçe acı çığlıklar atarak yavrularını ejderhanın kapmasına engel olmak istiyordu fakat kaderin önüne geçemedi, korkunç ejder sekiz yavruyu da, annelerini de yuttu. Sonra yere indi ve hemen oracıkta taş kesildi kaldı. O devrin en ünlü kâhini Kalkhas, insanları şaşırtan bu hadiseyi şöyle yorumlamıştır:

‘Baş tanrı Zeus, bu hadise ile Yunanlılar addemek istiyor ki, bu sefer büyük sıkıntı ve güçlüklerle doludur. Fakat sonunda Yunanlılar, büyük ve ölmez bir zafer kazanacaklardır. Yılanın yuttuğu serçe sayısınca yani dokuz sene devam edecek ve onuncu senede bu Anadolu şehri Yunanlıların eline geçecek, yakılıp yıkılacaktır. Bundan sonra, artık hiçbir yabancı Yunanlıların kadınlarını kaçırmaya cesaret edemeyecektir.’ “

Kurban merasiminin ardından Yunanlılar, gemilerinin yelkenlerini şişirecek bir rüzgâr beklemeye başladı. Günler birbirini kovalarken, gökyüzüne derin sessizlik hakimdi. Agamemnon da, Yunan ordusu da huzursuzlanmaya başlamıştı. Tanrıların yardım eli uzatmamasına anlam veremeyen bu savaşçı birlikler, bunun sebebini anlamak için kâhin Kalkhas’a başvurdular.

Kâhin ise, Olimpos tanrılarının rüzgârı Yunan ordusundan sakınmalarına gerekçe olarak Agamemnon’u gösterdi. Agamemnon, tanrıça Artemis’in sevdiği bir geyiği ormanda vurup öldürdüğünden ötürü tanrıça ona kin tutmuştu ve tanrıça eğer Agamemnon öz kızı Iphigeneia’yı kurban etmez ise Yunanlıların işini kolaylaştıracak rüzgârı insanlara bahşetmeyeceğine yemin etmişti.

Peki Troy filminde gönüllerimize taht kuran Akhilleus hikâyeye ne zaman dahil olacaktı? İşte şimdi.

Agamemnon kızını kurban vermeyi kalbinde derin bir acı ile kabul etmişti, fakat Akhilleus da Iphigeneia ile evlenmek istiyordu. Bu nedenle de Iphigeneia’nın tez zamanda babasına götürülmesi gerekiyordu.

Iphigeneia, aslında toplumdaki feminen kısmın cesurluğunu da gözler önüne seren bir tavır sergilemiştir. Babası kendisine düğün ile ilgili yalan söyleyerek onu ayağına getirtse de, kendisi ulu olduğunu düşündüğü bir amaç uğruna canını vermeye razı gelmiştir. İyi kalpli bakireyi Artemis ormanına götürerek Artemis gibi giydirip silahlandırmışlardır. Fakat Iphigeneia, başının kesileceği mihraba babasının kendisini götürmesini dilemiştir.

Ölüme giderken çiçeklerle süslenen Iphigeneia’yı kurban olarak almaması için Akhilleus, tanrıça Artemis’e yalvardı. Akhilleus’un yakarışlarına karşılık olarak, kurbanın başını almak için hazır bekleyen kılıcın altında yatan Iphigeneia, tanrıça Artemis tarafından kaçırıldı ve Iphigeneia’nın yerinde bir dişi geyik kurban edildi.

Kâhin’in, Tanrıça Artemis’in bu eylemini açıklayan sözlerinin ardından rüzgârlar esti, yelkenliler yol aldı ve Helena’yı geri almak için Yunan ordusu yollara koyuldu.

İşte, Perge’de son dönem kazılarında bulunan ve işlevi bilinmeyen kutsal alanın zemininde yer alan mozaiğin hikâyesi bu. Antik Dönem’de mozaik sanatında tasvir edilen birçok hikâyeden belki de en az rastlananlarından birisi bu hikâye olduğu için Perge’de bulunan bu mozaik büyük önem taşıyor kısacası.

Helena’nın ve Paris’in akıbeti ne oldu, sevgilisi ortadan kaybolduktan sonra Akhilleus’a neler oldu, Troia küllere dönüştü mü?

Bu sorular için sizleri Homeros’un İlyada ve Odessa’sını okumaya ya da o kadar beklemek istemiyorsanız Troy filmini izlemeye davet ediyorum.