Rutin. Bu kelime bize sonsuz bir sıkıntı hissi veriyor; akmayan, bir yerde sıkışıp kalmış yaşam. Bir sonraki gün ne olacağını tam bir kesinlikle bilmek, yarından sonraki gün, böylece devam edip giden günler silsilesi. Her yan sessiz sular. Rüyasız uyku gibi bir yaşantı. Rüyasız bir uykuda bile nefes alırız ama, yaşamın bizi sardığını hissederiz. Gözlerimizi açtığımızda, kalbimizin attığını duyumsadığımızda, zihnimizde hayat sahneleri, kelimeler, yaşam selam verir bize. Sessizlik aynı zamanda huzur demektir ve huzur, yaşam çiçeği, kucaklanmalıdır.

“Paterson”, Paterson adında bir otobüs şoförü ve şairin bir haftalık rutinini anlatan bir Jim Jarmusch filmi. Paterson aynı zamanda New Jersey’nin en büyük şehrinin adı. Film bize görünüşte hiç değişmeyen yaşamın hassas noktalarını göstermekte. Bir yandan da kendimize bir insanın yaşantısını neyin tatmin edici kıldığını, mutluluğu nerede aramamız gerektiğini soruyoruz. Paterson rolünde Adam Driver’ı görüyoruz, eşi Laura olarak da Gülşifte Farahani rol alıyor. 2016 Cannes Film Festivali’nde yarışan film Palm Dog Ödülü’nü kazandı. Palm Dog, alternatif bir ödül ve en iyi performansı gösteren bir köpek oyuncuya veriliyor. “Paterson” 2016 yılında Jim Jarmusch tarafından yazıldı ve yönetildi. Jarmusch Amerikalı bağımsız bir yönetmen, senarist, yapımcı, aktör, editör ve besteci. Minimalist bir film yönetmeni olarak odağında karakterler ve onların ruh hâlleri var. “Ölü Adam” filminde de gördüğümüz gibi hız yok yönetmenin sahnelerinde ve Hollywood’un ele aldığı meseleleri tamamen farklı bir açıdan işliyor. Filmlerini izlerken sahneler, karakterler üzerine düşünüyoruz, aksiyon bizi alıp götürmüyor. “Kahve ve Sigara” filmiyle farklı ünlü karakterlerle, küçük kafe sahneleriyle filmin adının cazibesinin çekiminde dolaşıyoruz. “Dünyada Bir Gece” filminde farklı şehirlerde aynı zaman diliminde taksi öykülerinde yol alıyoruz, bazen gülerek, çokça var olmanın hüzünlü coşkusuyla dolarak.

Filmde Paterson’ın bir haftasını izliyoruz, günden güne, sabahtan geceye değin, her birinde hemen hemen aynı şeyler yaşanıyor. Her sabah çok erken kalkıp işe gidiyor. Hep yanında taşıdığı bir not defteri var. Otobüsü sürmeye başlamadan önce bazı dizeler yazıyor. Her şey şiiri için bir konu olabilir Paterson’ın, bir kutu kibrit bile. Eşi Laura evde kendi hayatını sürdürmekte. Kıyafet tasarlamayı ve dekorasyonla uğraşmayı seviyor Laura. Aynı zamanda bir country müzik gitaristi olmak ve cupcake dükkanı açmak istiyor. Birbirlerini öyle yoğun hislerle seviyorlar ki Paterson ve Laura, hislerini, ihtiyaçlarını, rüyalarını öyle derinden paylaşıyorlar ki, bazen kelimelere bile ihtiyaç duymuyorlar, sessiz dünyalarında birbirlerini kalplerinde hissediyorlar. Paterson kendisiyle olmayı, düşünceleriyle yalnız kalmayı seviyor, Laura da öyle. Her birinin kendisine ait bir dünyası var ve bu dünyalarla yeni bir dünya oluşturuyorlar. Bir huzur dünyası bu, evlilikleri çarpışan düşüncelerin savaş meydanı değil, ilişkileri anlamaya ve kucaklamaya dayalı. Marvin adlı bir de köpekleri var. Paterson her akşam Marvin’i yürüyüşe çıkarıp Shades Bar’a gidiyor. Patersonlı önemli kişilerin fotoğrafları asılı barda, bazen bu kişiler hakkında konuşuyorlar. Paterson pek konuşup gülümseyen biri değil ama konuşup gülümsediğinde kalpten olduğunu biliyoruz bu davranışlarının. 

Laura Paterson’ın şiirlerini yayınlatmasını istemektedir. Şiirlerinin kopyası bile yoktur. Paterson şiirlerini yayınlatmakla, ünlü bir kişi olmakla ya da bir şair için çok da uygun bir iş olmadığı düşünülebilecek işini bırakmakla ilgilenmemektedir. O anı yakalamaktadır, nefes aldığı her dakikanın hakkını vermekte, hayatta olmanın değerini hissetmektedir. Şiir yazmak hayatının bir parçasıdır, coşkusudur, kendi içinde bir amaçtır. Büyük Passaic Nehri Şelalesi en sevdiği yerdir Paterson’ın. Tek başına çokça gider oraya, düşünür ve yazar. Ne yazık ki bir gün Marvin şiirlerini mahveder, yine oraya gider kahramanımız. Japon bir adam oturur yanına, şiirden bahsederler. William Carlos Williams’ın bir kitap uzunluğundaki “Paterson” şiirini okumaktadır adam. Sanki Paterson’ın da bir şair olduğunu bilmektedir. Ona boş bir defter hediye eder, yeni bir şiir dünyası.

“Paterson” yaşantımızdaki arzular üzerine düşündürüyor bizi. İnanılmaz heyecanlarla dolu, günden güne değişen bir hayata ihtiyacımız yok. Etrafımızda bir sürü insan, eğlenceyle dolu ışıltılı geceler, Kurt Vonnegut’ın unutulmaz romanı “Titan’ın Sirenleri”nin baş karakteri Constant’ın yaşantısındaki gibi. Romandaki bir karakterin düşüncelerine sahip olabilir bazıları, Hollywood partilerinin bir insanın ulaşabileceği en büyük mutluluk olduğuna inanabilir, oysa Constant öyle yalnız ve mutsuzdur ki, özellikle de o çılgın partilerden sonra, çünkü bir parti yalanı ruhunun ihtiyaç duyduğu son şeydir. Sessizlik ve huzur, birkaç tane bizi seven, umursayan insan ve yoğun hislerle yaşamak. Her anı kucaklamak, geçen zamanın içinde dolaşırken, zamanı izlerken, dinlerken bundan zevk duymak, her dakikaya hak ettiği değeri vermek, çünkü o dakikanın içindeyiz, içinde yaşadığımız zaman ve mekanlayız. Elbette kayıplarla karşılaşacağız, acı çekeceğiz, ama içinde ve etrafında yaşadığımız dünya daima bizi kucaklamaya hazır. Bunu hissettiğimiz sürece her zaman daha iyi amaçlar için yeni başlangıçlar yapabiliriz.