Felsefe ve edebiyat tarihine bakıldığında ayna daima hem verimli hem de korkutucu bir metafor olagelmiştir. Verimlidir; çünkü yansıtma fonksiyonundan ilhamla felsefe veya edebiyat kendini sürekli gerçekliğin yahut doğanın aynası olarak tanımlamış ve doğaya yahut gerçekliğe ayna tutmayı da vazife bilmiştir. Fakat korkutucudur da; çünkü aynaların sonsuz bir çoğaltma gücü vardır ve kötülük veya ölüm de aynanın sonsuz derinliğinde çoğalabilir.

Kraliçeye ondan daha güzel biri olduğunu söyleyen ayna, dünya yıkılsa dahi hakikati söylemekten vazgeçmeyecek kadar doğrucu olabilir. Lewis Carroll’ın Aynanın İçinde’sinde Alice’in içine girdiği ayna ise tersine bir dünyadır; yaşadığımız dünyanın alegorisi olarak ayakları yukarı gelecek şekilde baş aşağı duran bir dünya. Lovecraft ile Whitehead’in Tuzak adlı hikâyelerinde ise ayna içine gireni hapseden, çıkışı olmayan bir labirenttir. Fakat her hâlükârda kendini keşfetmesi, içinde yaşadığı dünyayı tanıması ve kendisiyle veya hayatla ilgili hakikati işitip anlaması için kişi aynaya bakmak mecburiyetindedir. Öncelikle sanırım iyi bir okur olan Aynasız Ev’in yazarı Mårten Sandén, bu mecburiyetin ve bir metafor olarak aynanın kıymetinin gayet farkında.

Herkesin kendi derdine düştüğü, kendi korunaklı hayatlarının içinde saklanarak yaşamayı tercih ettiği bir evde küçük ve beklenmedik bir keşif büyük farklar yaratıyor. Belki de Aynasız Ev böyle tek bir cümle ile özetlenebilir.

Romanın kahramanı Thomasine günlerini büyük büyük halasının tozlu, karanlık ve içinde hiç ayna bulunmayan evinde babası, halası, amcası ve kuzenleriyle geçirmektedir. Halası ve amcası, yüz yaşını çoktan aşmış Henrietta Halanın ölümünden sonra evin kaça satılacağına dair planlar yaparken, Thomasine’in babası ise birkaç sene evvel kaybettikleri küçük Martin’in yasıyla kendi içine kapanmış ve olan biten hiçbir şeyle ilgilenmemektedir. Ama en küçük kuzen Signe’nin evdeki bütün kayıp aynaların bir gardırobun içinde durduğunu keşfetmesi her şeyi değiştirecektir.

Signe aynaların içinde bambaşka bir dünyaya geçiş yapmış ve orada kendi yaşlarındaki Hetty ile tanışmıştır. Bu yolculuğun dönüşünde Signe artık o içine kapanık, çekingen, sessiz kız değildir. Aynaların içinden bu paralel dünyaya sırasıyla Thomasine, Wilma, Erland ve babası Daniel de geçerler. Thomasine hariç bu yolculuktan dönen herkes değişmekte ve kendini keşfetmektedir. Aynaların içinden geçilen dünya, en çok istediğiniz şeye değilse de en çok ihtiyaç duyduğunuza kavuşabildiğiniz bir dünyadır. Wilma artık annesinin istediği hayatı yaşamak isteyen kız değildir. Erland aynaya kötü çocuk olarak girip iyi çocuk olarak çıkarken, babası Daniel de ayna yolculuğundan dönüşte karısının çocuklarını ve kendisini terk ettiği gerçeğini artık kabullenmiş bir adamdır.

Thomasine’in diğerlerinin aksine aynanın içinde kendisi için keşfedeceği bir şey yoktur. İçin için gözyaşı döken ve şu anda yaşadıklarından daha iyi bir hayat dileyen Thomasine’in mutsuzluğunun nedeni kendisi değil de bir başkası, yani babasıdır. Bu nedenle son bir kez daha babası için gardıroba girip aynanın içinden geçip Hetty’nin yanına gidecektir. Aynadaki dünyada kayıplarıyla yüzleşmesi gereken kişi odur.

Aynadaki büyük yansımamızın altında hayatımızın büyük kısmını oluşturan cam kırıkları vardır. Maalesef çok az insan aynadaki büyük yansımasını kaldırıp altındaki o ayrıntılara bakabilecek cesareti gösterir. Oysa bütün kırıklarımız, kırgınlıklarımız, kayıplarımız ve özlemlerimiz biz onlara hiç bakamasak da orada, aynanın içinde tebessüm eden yüzümüzün altında durmaktadırlar. Bunları görmeye cesaret edebilmek için bir başkasına, ötekine, dosta, belki de sevgiliye ihtiyaç vardır. O zaman aynaya yansıyan imajımızdaki tek bir yüzde bizi biz yapan bütün yüzlerimizi aynı anda ve bir arada görebiliriz.

Sandén kendisine saygısı olan her iyi yazar gibi bize bu keşfi nasıl yapacağımıza dair talimatlar içeren bir reçete sunmuyor. Sadece içimize bakmamızı, orada kendimizle ilgili keşfedebileceğimiz bize ait ve bir o kadar da bize yabancı özelliklerimiz olacağını ve böylece insanın, aynaya baktığında kendinden saklayacağı hiçbir şey kalmayacağı bir ânı umabileceğini ima ediyor. Zaten bu da bir insanın hakikaten kendisi olması anlamına geliyor.   

Kitap:Aynasız Ev

Yazar: Mårten Sandén

Çeviren: Zeynep Tamer

Yaş aralığı: 11, 12, 13 +

Sayfa: 128

Fiyatı: 14,00 TL