Her bir müzenin kendine has ziyaretçi profili ve dolayısıyla bu profile dair türlü sorunları oluyor. Yakından bildiğim İstanbul müzelerinden yola çıkacak olursak mesela Ayasofya Müzesi, bir müze olmasına rağmen müze olduğu günden beri ibadete açılması gündemde olduğundan gelen ziyaretçilerin dini talepleri ile karşılaşıyor. Ayasofya’da iki saat geçirin, üst katta bir papazın dua ettiğini, alt katta Müslüman gençlerin namaz kılacak uygun yer bakındığını muhtemelen görürsünüz. Tabii bunları gözlemleyen ve olası bir eylem durumunda atakta bulunması gereken güvenlik görevlileri de etraftadır.

Topkapı Sarayı mesela… Yüzyılları anlatan dizilerden sonra herkesin damarı kabardığından kimi Hürrem Sultan’ın odasını görmek ister, kimi depoda bulunan ve teşhire çıkarılamayan eserlerden dem vurur, kimi restorasyona itiraz eder, kimi yapıların eskiliğinden şikayettedir. Bütün bunları yaparken herkes biraz tarihçi- sanat tarihçisi ve en genel anlamda uzman olduğundan sorunlar hep büyür. Öte yandan güvenliğinden uzmanına tüm personelin de farklı dertleri vardır. Onların da başı ya fazla korumakla, ya da koruyamamakla derttedir.

Dolmabahçe Sarayı’na ve diğer milli saraylara gittiğinizde ezberletilmiş cümlelerle rehberlik yapan memurlara bağlı olmadan gezememek en büyük sorundur. Soru sorarsın geçiştirilirsin, sormazsın on beş dakikada koca saray biter, kendini kapıda bulursun. Fotoğraf çekme, sıradan çıkma, geride kalma ikazları eşliğinde bir solukta bakar, çıkarsınız.

Arkeoloji Müzeleri hep daha az rağbet gören ve buna bağlı olarak biraz daha sakin olan müzelerdir. Hangi şehre giderseniz gidin genelde bir arkeoloji müzesi bulunur. Malum Anadolu verimli, sayısız uygarlık geldi geçti. Bu uygarlıkların eserlerini gezenler de ya hep aynı olmak şikayeti ile yüklüdür. Ya bir şekilde yurt dışına çıkartılan eserlere ithafen bizim kıymet bilmediğimiz konuşulur ya da “üç beş çanak çömleğe” para vermenin yarattığı huzursuzlukla mutsuz gezilen müze, mutsuzca terk edilir.

Kendi kendini idare etmeye çalışan özel müzeler genelde pahalı olmakla suçlanır. Belediyeye ayrı, devlete ayrı ödenen vergiyi, vakıf olmadıkça devlet tarafından ödenmeyen suyu, elektriği hiçbir ziyaretçi sormaz. Bilete yüksek para verdiyse gezmek yetmez, somut bir karşılık bekler. Gördüğü eserleri başka bir müzede göremeyecek olması onu mutlu etmeye yetmez.

Daha küçük müzeler şartları düşünülmeksizin reklam yapmamakla, ismini duyuramamakla, teknolojik yetersizlikle, uzak ve hatta şehir dışında olmakla vs. sorgulanır.

Tabii bunlar müze-ziyaretçi sorunları başlığı altına alınan profiller olduğu için söz meclisten dışarı… Yoksa bizler müze gezmenin erdemini bilen, kültür sanat hayatını aktif olarak takip eden, kitaba, tiyatroya olduğu gibi müzeye harcanan paraya acımayan aksine en yüksek dozda fayda almaya çalışan profesyonel müze ziyaretçileriyiz. Ve bizim gibi profesyonel gezicilerin de farklı sorunları oluyor elbet: Müzelerin kapalı günü, bilet kuyruğu, tuvalet sırası, kalabalık, tenhalık, etiket yazılarının boyu, yetersiz ya da fazla bilgi gibi dertler bizimkiler…

Peki müze ile ziyaretçi arasındaki ilişki nasıl olmalı? Ziyaretçileri genel olarak gözlemlediğinizde hızlıca bir göz atmak isteyen de, bir eserin önünde dakikalarca vakit harcayan da olduğunu görürsünüz… Az çok duyarlı bir öğretmenin verdiği müze ödevini yapmaya gelen çekingen ama meraklı öğrenciler olduğu gibi; eserlerin önünü saatlerce kapatarak kendi yaratıcıklarına katkı sağlayan güzel sanatlar öğrencileri vardır mesela… Yurtdışından gelen ve Türk kültür ve sanatını merak eden turistler, sanat ortamını tanımaya ve genel kültürünü arttırmaya çalışan yetişkinler vardır. Malum olduğu üzere çocuklar vardır. Ziyaretçi profilleri çoğaltılabilir.

Müzeler sayısız insan ve grup için bir cazibe merkezi konumundadır ve herkese aynı özveri ile hizmet vermek zorundadır… Hizmet verirken de yalnızca eser sunmaktan değil ziyaretçinin müzeye girişinden çıkışına kadar güvenliğinden, rahatından da sorumludur. Ziyaretçi sayısına yetecek kadar dinlenme alanı, tuvalet ve kafeteryası ile hizmet verebilmeli; güvenlik zafiyeti bulunmamalı ve insanlara güven verebilmelidir.

Müze ve ziyaretçi ilişkisi belki de müzeciliğin güncel sorunları arasında en çok önem arz edendir çünkü ziyaretçisi olmayan bir müze, müze olamaz. Müzeler ziyaretçi memnuniyetini ilk sıraya koyarsa ve ziyaretçiler de ne istediğini bilirse mutlu sona ulaşmak neden zor olsun? Haydi mutlu olmak için müzelerde buluşalım.