Dünya şimdikinden çok farklı bir halde iken çook çook eski zamanlarda tanrılar birbirlerine girerlermiş. Çetin bir güç savaşı sonrası yaşanan genç evrende var olan tek şey derin bir kaos ve karanlıkmış, sonra Gaia (dünya) ışık ve sevgiyle sahneye çıkıvermiş. Üzerinde otlar bitmiş, sular akmış, kuşlar uçmuş. Kendi mükemmelliği ona yetmeyince cenneti ve havayı (Uranus) yaratmış. Önce çok iyi arkadaş, sonra elbet aşık olmuşlar ve her şeyi birlikte yapar hale gelmişler. Yeni tanrılar yaratırken yeni çocukları da olmuş fakat Uranus pek de iyi bir baba değilmiş. Buna dayanamayan ortanca çocuk Kronos, bir gün babasının tahtını ele geçirmiş ve sonrasında doğan tüm çocuklarının, onun babasına yaptığını tekrarlayacağını düşünerek yiyerek bir güzel öğütmüş. E tabi tanrılar ölümsüz olduğundan Kronos’un midesinde yaşamaya devam etmişler. Gaia ve Uranus’un çocuklarına titanlar denmiş, elbet aralarından bazıları kurtulmuş. Kurtulmak ne kelime, göklere çıkıp Satürn’ün uydusu olmuşlar, bu aslında onun hikâyesi.

Titan 1655 yılında Hollanda gökbilimcisi Christiaan Huygens tarafından keşfedildi. Huygens, Galileo’dan esinlenerek kardeşiyle beraber kenti teleskopunu geliştirdi ve geliştirdikleri ilk teleskop ile Titan’ı keşfettiler.

Adı “Muazzam kuvvet ve kabiliyete sahip olan devaa boyuttaki şey ya da kimse” anlamına gelir, adı gibi de büyüktür kendisi. Ebatları Merkür ile yarışır.

Annesiyle babasının şiddetli geçimsizliğinden midir bilinmez, Titan’ın en belirgin özelliği bulanık ve ağır bir atmosfere sahip olmasıdır. Atmosferi çoğunlukla azot, metan ve etan bulutlarından oluşmuştur. Uydu herhangi bir manyetik alana da sahip değildir.

Tüm kaosun içinde Titan aslında Satürn’ün en büyük güneş sisteminin ise ikinci büyük uydusudur. Yoğun bir atmosferi olduğu bilinen tek doğal uydudur.

Dışı her ne kadar kasvetli olsa da içindeki çocuğu hiç öldürmeyen Titan’ın iç yüzeyi donmuş buz haline gelmiş berrak sudan ibarettir.

20. yüzyılın başlarında bilim adamları Titan’ın boyutlarına bakarak, bir atmosfer bulundurabileceğini düşünmeye başlamışlardı. Yanılmadılar da 1944 yıında Gerard Kuiper’in, Titan yüzeyinden yansıtan Güneş ışığı tayfında, metan çizgilerini keşfetmesiyle doğrulanmıştır.

Dünya dışında, yüzeyinde kararlı sıvı bulundurduğu kanıtlanan ikinci gök cismi olan Titan’daki büyük su kütleleri gibi görünen okyanusların, metan gazının sıvı hali olduğu görülmüştür.

Dünyanın ilk zamanlarındaki atmosferine benzetildiği için sürekli onunla kıyaslanır ve hatta son gönderilen NASA’nın uzay aracında Titan’da canlıların olabileceği olasılığını arttıran izler görüşmüş, bu sayede “Titan’ı dünyalaştırma” harekatçılarına gün doğmuştur.

Titan, Güneş Sistemi içerisinde kayda değer bir atmosfere sahip de tek uydudur. Bu yüzden Titan, Voyager uzay araçlarının ana hedefi olmuştur.

NASA’nın Cassini adlı uzay aracı 2004’ten bu yana Satürn’ün yörüngesi olan Titan’ın turuncu sisine doğru belli belirsiz metan ve diğer hidrokarbonlar yağdığını ve çok büyük miktarda gölleri doldurup, donduktan sonra havada süzüldüğünü keşfetti. Cassini ayrıca sıvı haldeki suyun okyanusundan örneklerini topladı ve bunları buz kaplı tabakalardan ayırdı.

İçi buzlarla kaplı dediğimize bakmayın, yüzeyinin karanlığı arasında Cassini’nin kızılötesi teleskopuyla keşfedilmiş volkanlara da sahip asi uydu Titan. Bu keşifle yüzeyindeki metan fazlalığının sebebi de anlaşılmış.

Antik Yunan’da doğan fakat ismine kavuşması yüzyıllar alan Titan’ın hikayesi hala yazılmakta, bakalım onunla ilgili daha neler öğreneceğiz… Back to the future!