Tanrı size 40 yıllık bir ömür biçse bunu nasıl değerlendirirsiniz? 40 yıla neleri sığdırabilirsiniz?

Jack London, bu kadar genç yaşta öleceğini tahmin etmemiştir şüphesiz. Ancak kısacık ömrüne başyapıt niteliğinde birçok eser sığdırmıştır. Demir Ökçe, Beyaz Diş, Ay Vadisi, Deniz Kurdu gibi birçok eseri edebiyat dünyasına sunmuştur. Benim için en önemli eseri ise ‘Martin Eden’dir.

Martin Eden, otobiyografik izler taşıyan bir romandır. Jack London’ın yaşamına baktığımız zaman gemi işçiliğinden maden işçiliğine, gazeteciliğe, çamaşırhanede çamaşırcılığa kadar birbiriyle alakasız birçok alanda çalıştığını görüyoruz. Yazılarıyla para kazanmaya başlayana kadar birçok zor işte çalışan Martin Eden gibi.

Martin Eden de Jack London da sınırlarını zorlamayı çok sever Jack London uyumayı bile zaman kaybı olarak görür. Öyle ki sürekli çalışır. Zamansızlıktan şikayet eden insanlara tahammülü yoktur. Sürekli çalışır, sürekli yazar. Bu çalışkanlığı ona ‘dergilerde öykü ve romanları yayımlanarak ciddi miktarda para kazanan ilk edebiyatçılardan’ unvanını da kazandırır.

Jack London kişiliğini birçok yönüyle aktardığı Martin Eden üzerinden de toplumu ve bireyi inceler, dahası reel bir gözle eleştirmeyi başarır. Ancak bunu yaparken zaman zaman kendi hayatından da soyutlanarak dış dünyaya bakmayı başarmıştır. Çünkü romanda esas olan maddi değerler, maddi yükseliş değil, Martin Eden’in zihnen kendisini geliştirmesidir. Hatta zihinsel bir aydınlanma olarak yorumlamak yanlış olmayacaktır. Aslında Jack London, gerçekçi gözlemleri sayesinde bu romanıyla ciddi bir başarı yakalamıştır.

Martin Eden, ülkede yoksul insanlarının sayısının artmasıyla sınıfsal farkların çok belirgin ölçüde ayrıldığı bir toplumun ferdidir. Sınıfsal farklılıkların bilincinden uzak bir toplumun içinde yaşaması, onun görülmesini doğal olarak engellemiştir. Çalışarak geçirmek zorunda olduğu çocukluk yıllarında tek hayali dergilerde ve gazetelerde yazılarının çıkması ve geçimini sevdiği bir işle sağlamaktır. Hayalleri henüz kırılgan bir cam değildir. Kendine ve değerlerine inancı tamdır Martin Eden’ın. Yılmadan yazar ve yazılarını yayın evlerine gönderir. Bu süre içinde para kazanmak zorunda olduğu için de gemide işçilik yapar, çamaşırhanede çamaşırcılık yapar. Her iş daha fazla yorar onu. Yine de daima kendini telkin etmeyi başarır. Çalışmaktan da yazmaktan da asla vazgeçmez. İşte geçen yorucu günlere rağmen uykusuzluğu göze alır, yazmayı büyük bir istekle sürdürür. Yayınevlerine gönderdiği yazıları birer birer adresine geri döner. Öyle ki bir süre sonra yaşamak onun için mücadele haline gelir. Bu mücadeleden onurlu çıkacak olan tabii ki Martin Eden’dır.

Martin; incecik iplerle bağlı olduğu yaşama, mücadelesiyle ve aşkıyla tutunmaktadır. Üstelik o ipin ince olmasında Martin’in hiçbir suçu yoktur. Adaletsiz bir yaşam onu gitgide daha çok zorlamaktadır. Martin, zengin bir ailenin üniversite öğrencisi olan kızı Ruth’a aşık olur. Bu aşk karşılıksız değildir çünkü Martin iyi bir eğitim almış olmasa da kendini eğitmeyi başarmış bir gençtir. Ruth’un ailesinin düzenlediği yemeğe davetli olduğu bir gün, kendisine yöneltilen sorulara verdiği açıklayıcı ve mantıklı cevaplarla Ruth’un gönlünü çalmayı başarmıştır. Şüphesiz bu aşk ailenin fertleri ve çevre tarafından kabul görmez hatta imkansız olarak nitelendirilir. Martin, Ruth’u hak ettiğini göstermek için daha çok okur. Kendini eğitmek için de mücadele verir. Farklı sınıflarda olmaları nedeniyle Martin aralarındaki ekonomik uçurumu ‘bilgi’yle kapatacağına inanır. Roman boyunca Martin’in sancılı gelişim sürecine tanık oluruz. Aslında Martin Eden için sınıf farklılıklarını ortadan kaldırmanın yolunun bilgiyle gerçekleşebileceği düşüncesini kanıtlama romanı diyebiliriz.

Keyifle okuyacağınız bu romanda Martin’in aşkının ve yazarlığının akıbetine sizin de tanık olmanızı istediğim için sonunu açıklamıyorum. Ancak toplumun yozlaşmasına anbean tanık olacağınızın da garantisini veriyorum. Romanı okuduğum zaman ‘bilgi’ kavramı üzerine uzun uzun düşündüğümü hatırlıyorum, “Gerçek bilgi nedir?” sorusuna hala cevap arıyorum.