Bakkal çırağının uzattığı poşeti alıp çıktı dükkândan. Baktı. Bir su, bir paket sigara, bir çikolata. Saate baktı. 19.02. Gülümsüyordu.

İki hafta önce birkaç arkadaşıyla birlikte yıllık izinlerini isteyip yarına söz kesmişlerdi ancak mesaileri uzatılıp bütün izinleri iptal edilmişti bugün. Patronun dün geceki intihar saldırısında hayatını kaybeden akrabasına üzüntüsünden olsa gerek diye düşündü. Bizden çıkarıyor öfkesini. Çoktan bir yer ayırtmıştı bile baba-kız yapacakları tatil için. “Bir dahaki sefere.” dedi. Kalbi kırık kızına kendini bir çikolatayla affettirmek zorundaydı şimdi. Duygusal kızdı, Aysıla… Gülümsedi. Altı yaşındaydı. Annesinin evi terk ederken vermeyi unuttuğu lastik toka onu sessizleştirmiş, aklının dahi ermediği servi ağaçları boynunu bükmüştü. Altı yaşındaydı, Aysıla. Bakır saçları, iri gözleri… Ne kadar da annesine benziyordu! Şaşırdı. Daha önce hiç

-Hey!

Tekerleklerin ince çığlığı sızladı kulağında.

-Önüne baksana salak, ezileceksin!

Trafik lambasına baktı: Kırmızı bir adam. Kıl payı kurtulmuştu ezilmekten. Yürüdü.

Ne kadar da benziyordu Esra’ya! Bakır saçları, iri gözleri, uzun boyu ve sessizliği… Masumluğu. Masumluğundan terk etti belki de dedi. Saftı. Sevdiğini sandı. Evlendi ve sevmediğini anlayıp başka birini sevdiğini sandı. Ve terk etti… Hadi kendimi anlıyorum da, ya o küçücük kız? Nasıl bırakıp gidersin? Ona nasıl kıyarsın? Sana çok benziyordu hem. Her şeyiyle… Ben bize benzeyen birine asla kıyamazdım.

Bir sigara yaktı kırmızı ışıkta. Önünden geçen arabaları seyretti.

İşten çıkar çıkmaz aramıştı Aysıla’yı. Baba, çikolata dedi. Tabii kızım. Cengiz, erken gel, üzülüyor çocuk. Geliyorum. Metroya gidiyorum. Bugün annem neden beni bıraktı diye sordu. Benim yüzümden mi? Hayır dedim, ama dinlemedi. Hayır kızım… Hayır. Seni bekliyor, Cengiz. Erken gel. “Tamam.” dedim. Yürüdüm. Yüzümde patlıyordu flaşlar, söndürdüm, yürüdüm. Bir çikolata ile bir sigara aldım. “Biri ona, biri bana.” Yürüdüm. Tek dal sigara üfleyip yarısında söndürdüm. “Bir kundakçı alevi gibi parlamıştı gözünde ateşi sigaranın.” Gördüm. Kırmızı ışıkta durdum, bir daha yürüdüm. Yürüdüm. Yürüdüm. Hızlandım… Çamurlara bastım… Omuzlara çarptım… Kartımı bastım, indim perona. Bekledim. Evimi bekledim… Evimi bekledi… Evimi bekledik…

Üç dakika sonra geldi metro. Şeride doğru yöneldim. Biriyle göz göze geldim…

Biriyle.

Ortalık karışık, ne olur ne olmaz diye son vagona bindim. Hızlandıkça sarsılan kalabalığın arasında bir sağ gözü, bir sol gözü beliriyordu. Gözlerimin içine bakıyordu. Bir şey arıyordu… Bir şey. Ben de baktım. İnceledim, o da inceledi. İç geçirip yorgunca gülümsedim. O indirdi gözlerini, ben devam ettim. Ekşimişti yüzü, ciddileşti bir anda. O kaçırdı gözlerini, ben devam ettim. Bir şeyler bağırıp bir anda kaldırdı başını. İnceledim. Daha vicdanlı bir canlı bombayla göz göze geleceğimi bilemezdim.

*****