Bugün hatırlayabildiğim her şeyi unutacaktım. Bu sebeple derinlerden yüzeye çıkmalıydım. Sadece bir yansıma… Aynada yıpranmış suratına baktığında birbiri ardına akan geçmiş… Gözlerini kapat ve tüm ağırlığından kurtul. Benliğinden, anılarından ve var olamayışından.

Arkanda bırakabileceğin herhangi bir şeyin olmadı. Yalnızca senin okuyabileceğin bir kaç karalama, o kadar… Bir zamanlar var olduğun, sancılar çektiğin, deliliğe yaklaştığın, istemsiz bir şekilde ve bir o kadar kasıtla kendini öldürdüğün bilinmeyecek. Yüzünü kimse ezberlemeyecek, ardından haykırılan bir öğretin olmayacak. Sevdiğin her şey sensiz var olmaya ve kendine başkalarını katmaya devam edecek. Acınası…

Duvarı boydan boya kaplayan bir dolap ve dolabın ahşabına sımsıkı tutunmuş devasa bir ayna. Ne zaman içinde bir oyunu yaşayıp bitirsen ve herkesi kağıt üzerinde öldürsen bu odaya gelir, kağıtlarını dört bir yana savurur, kulağının arkasına sıkıştırdığın kalemle saatlerce kendinle konuşurdun. Hesaplaşmaların bittiğinde ve yok ettiğin her karakterden itinayla özür diledikten sonra beni fark ederdin. Ve bilirdim ki; biraz daha yaşayabileceğiz…

Son bir kaç kelimeyi de diğerlerinin yanına ekledin ve kalemi kırdın. Bir yok oluş daha huzura kavuşmuştu. Dudaklarında alaycı gülümsemenle bana döndün;

-Bir insan kaç yıl yaşamalı?

Bana kalırsa insanoğlu ya ölümsüz olmalıydı ya da hiç yaratılmamalıydı. Gelip geçici olmak için mizacı fazla kırılgandı. Yine şu küçük hikayelerinden birini anlatacaktın bense hatırımda tutamayacaktım. Belki…

-Tanrı her canlının hayatlarını bir bir dağıttı. Her hayvana elli yıl verdi. En son insan kalmıştı ve ona yirmi beş yılı uygun gördü. Tabi insanoğlu hemen itiraz etti. Yetmeyeceğini söyledi Tanrı da başkalarından istemesini söyledi. İnsan aramaya başladı ve bir atla karşılaştı ve kendisine yeterli kadar ömür verilmediğini söyledi,attan ömrünün bir kısmını istedi ve atta ona bir yirmi beş yıl verdi. Yoluna devam etti ve bir köpekle karşılaştı. Köpeğin hayatından bir parça istedi, köpek itiraz etmedi ve insan bir yirmi beş yıl daha kazandı. Son olarak da bir maymunla karşılaştı ve ondan da bir yirmi beş yıl aldı. İnsan arayışını tamamladı ve tekrar Tanrı’nın huzuruna çıkıp olanları anlattı. Tanrı istediğin gibi olsun dedi. İlk yirmi beş yılını insan gibi geçireceksin. İkinci yirmi beş yılda at gibi çalışacaksın. Üçüncü yirmi beş yılda bir köpek gibi havlayacaksın. Ve son yirmi beş yılında herkes maymunmuşsun gibi sana gülecek.

Biraz durup öylece gözlerime bakıyorsun. Nasıl güzel bir çocuktun böyle… Hikâyeyi bildiğimi anlıyor ve ufak bir kırgınlıkla dağıttığın kâğıtları toplarken devam ediyorsun;

-Tanrı küstah ve deli sonuç olarak…

Tıpkı senin gibi… Nasıl da sinirlenirdin tepkisiz kaldığımda. Hafifçe gülümsüyorum. Sense küçük bir çocuk edasıyla arkana bakmadan kaçıyorsun.

Sen farkına bile varmadan, değerini tam olarak kavrayamadan insan olarak yirmi beş yılını tükettin ve var olamadan yok oluşa doğru ilerledin. Ve eminim Tanrı senden zerre  haz etmiyordu. Sırf bu yüzden zebanilerini uyandırıp, cehennem ateşini harlamış olabilir. Ya da kibirli, umursamaz tek bir tebessümün yüzünden seni arafta bırakabilir. O her şeyi yapabilir… Lakin hiç bir şeye karışmaz…

Soljenitsin kitaplarının birinde okuduğum tuhaf bir hikayeydi bu ya da diğer Rus edebiyatçıların kaleminden çıkma bir şey. Bir önemi yok şu an. Yitip gidenleri anarken elinde kalan sadece anılar. Nerden geldiğini kestiremediğin hafif bir müzik ya da başkalarının farkına varamayacağı bir koku… Geçmişi hatırına getirmek için fazlasıyla yeterli.

Ve aç gözlerini.Artık o kadar da acıtmıyor diyeceğin günleri bekle.

Zavallı…