“Her şey bir ısı ve ışık pıhtısıydı.
Bilim insanlarının söylediğine göre kadar. Hani şu eski bilmecedeki gibi, kapısı penceresi olmayan ve tıka basa insanla dolu kalabalık odalar gibiydi, biz ise onun içindeki çekirdeklerdik. Her biri erişkin bir hale geldiğinde, şişerek içten içe kendisini bırakıverdi.
İlk karpuz çatladı.
Tohumlar etrafa dağılıp filiz verdiler.
Çekirdeklerden biri sürgün verdi ve bizim ağacımız oldu, dallarının gölgesi pencere boyunca sallanıp duruyor işte. Bir diğeri, erkek olmak isteyen bir kız çocuğunun hatırası oldu: Çocukluğunda katıldığı maskeli baloda Çizmeli Kedi gibi giydirmişlerdi onu, etraftaki herkes kuyruğunu çekmeye çalışmıştı ve sonunda da koparmışlardı. Elinde kuyruğuyla dolaşmak zorunda kalmıştı. Üçüncü çekirdek uzun yıllar önce toprağa düşmüştü. Sırtını kaşımamdan hoşlanan ve yalanlardan nefret eden bir delikanlıya dönüştü: Hele hele, ölümün olmadığını, kâğıda dökülmüş sözcüklerin ölümsüzlüğe götüren tramvaylar olduğu yalanından nefret eden bir delikanlıya. Druid takvimine* göre Havuç burcundaydı.
Günlüğünü ve el yazmalarını yakmadan önce, yüz kızartacak kadar gülünç son cümlesini yazdı: “Lütuf beni terk etti.” Ellerimden koparırcasına aldığı ana dek bu defteri okumayı başarmıştım.”

Mihail Şişkin’in “Mektupların Romanı” eseri ilk kez Türkçede Jaguar Kitap etiketiyle yayımlandı. Roman, Erdem Erinç’in Rusça aslından çevirisi ile okuyucu ile buluştu.

Jaguar Kitap, bu romanı yayınlama gerekçesini şu sözlerle ifade etti:

Mihail Şişkin’in en eski roman tekniklerinden biri olan mektup tekniğini (Tehlikeli İlişkiler, Genç Werther’in Acıları, İki Yeni Gelinin Anılar, İnsancıklar vb.) modern bir biçimde kullandığı Mektupların Romanı, girişinde de sözünü ettiği Büyük Patlama imgesini andıran bir kitap. Nasıl ki Büyük Patlama ile her şey ortalığa dağılıp yaşamı, kozmosu başlatırsa burada da iki kişinin dudaklarından (daha doğrusu kalemlerinden) çıkanlar görkemli bir edebi yaşamı, evreni başlatır. Okuyanların da ilerleyen sayfalarda görebileceği gibi “zaman” kavramını bambaşka bir yere taşıyan yazar yarattığı bu evrende hiçbir karanlık nokta, açık kapı bırakmıyor. Rus ruhunun büyüklüğünü, dengesizliğini, günahını ve azizliğini, her sayfada içimize işleyen hüznünü başarıyla temsil eder bu roman. Dostoyevski, İnsancıklar adlı mektup romanı ile giriş yapmıştı büyük Rus edebiyatına. Şişkin de Mektupların Romanı ile modern Rus edebiyatını dünyaya açtı. Bu büyük edebiyat bugün ne durumda diye sorduğumuzda hiç tereddüt yaşamadan bu kitabı gösterebileceğimiz için yayımladık Mektupların Romanı’nı.

Rusya’nın en önemli üç edebiyat ödülüne de layık görülen tek yazar olan Mihail Şişkin, büyük bir edebiyat geleneğini, benzersiz bir hayal gücüyle ve kendisine has yeniliklerle buluşturuyor.

“Bugüne kadar başından geçenlerin sözcüklerle anlatılabileceği fikrine kapılırsan, bil ki başından hiçbir şey geçmemiş demektir.”

Vovka, bir mektubunda böyle seslenir Saşenka’sına. Kelimelerin yetersizliğinden bahseder. Ne var ki, elinde kâğıt ve kalemden başka bir şey yoktur. Kendi hayatı ile “hayat” arasında açılan uçurumu mektuplarla aşmaya çalışır. Tıpkı, sevgilisi gibi…

Vovka, savaşın ortasından, Çin’in kuzeyindeki cephelerden yazar. Onun biricik Saşenka’sıysa uzaktan bakıldığında sıradan görünen -fakat hiç de öyle olmayan- hayatını ve kendi yaşam savaşını anlatır. Birbirlerinden uzak iki insan, kendilerinden ve geçmişlerinden bahsettikçe, aslında bilinçlerinin üzerindeki tülü de kaldırırlar yavaş yavaş. Fakat araya yalnızca savaş ve ayrılık değil, yerinden çıkmış zaman da girer.

Hayal gücünden başka hiçbir güçleri kalmayan iki âşığın, her biri kurgu harikası olan mektupları, devasa bir romanı satır satır örerler böylece.

Kaynak: Jaguar Kitap