“Rahat bir çift ayakkabı alın, boynunuzun çevresinde her zaman bir fotoğraf makinesi bulundurun, dirseklerinizi koruyun, sabırlı olun, iyimser olun ve gülümsemeyi unutmayın.“

Birisi bana bunu söylese vereceğim ilk tepki, “ Yaşasın! Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize. “ olurdu sanırım. Jason Statham’ın gülümseyen bakışlarını göz önüne aldığınızda, Matt’in söylediklerini canlandırmamak, hayalide olsa o ayakkabıları giyip sokakta gülümserken kendini fotoğraf çekiyor olarak düşünmemek elde değil.

“Gülümseyin! “ misyonunu kendine edinmeden öncesinde, 11 yaşındayken Londra’da Kraliçe’nin önünde trompet çalmış, daha sonrasında “Back to The Future“ filmini izledikten sonra sekiz sene kaykayla ilgilenmiş ve kısa süreliğine de olsa uzak doğu sanatlarından Kung Fu’yu da deneyimlerine eklemiştir.

Son olarak babasının onu Robert Frank ve Henri Cartier-Bresson’ın tanıştırması ile fotoğrafçılık dünyasına giriş yapmıştır.

Matt Stuart, “ Rahat bir çift ayakkabı alın “ deyişinden de çıkarım yapılacağı üzere, çoğunluğunun sokak fotoğrafçılığı üzerine kurulu olduğu çalışmalarında, sıradan insanların sıradan şeyler yaparken ki aldıkları halleri oldukça eğlenceli şekilde işliyor.

Görünüşte son derece sıradan olan Londra sokaklarındaki sahneler, doğru zamanda doğru yerde olma durumu ve Stuart’ın alışılmadık espiri anlayışı ile harmanlanınca, bir sonraki hakkında merak uyandıran karelere dönüşüyor.

Beni hayrete düşüren tarafına ise yazımın sonunda değineceğim.

The New York Times için hazırlanan  London, Very Dry, With a Twist isimli demeçte şöyle geçer;  “ Eğer ilk bakışta size verilen sahnede neyin oldukça esprili olduğunu görmezseniz, ona geri dönün. “ Ve ekler ; “ Bütün gün, bir şeylerin olmasını bekleyerek durabilirim. “ Trafalgar Meydanındaki insan trafiğine dahil olan bir güvercini, kareye sığdırmak için yarım saat kadar kaldırım hizasında duran bir fotoğraf tutkunundan da beklendiği üzere.

Geçmişindeki kaykay deneyimi ile sokaklara aşina olan Matt, “ Sokak kaykayında, dışarıya çıkar,  bir yer bulur ve bütün gün boyunca aynı numarayı yapmaya çalışırsın ve sonra belki bir kez daha. “ diyerek, yeteneğin yalnızca olabildiğince çok çalışılarak, zaman ayrılarak geliştirilebileceğine değiniyor.

“Çapraz ışığın iyi olduğu bu köşede bekliyordum. Böylelikle güneş, karşı karşıya olduğum yolun solundan geliyordu. Arkalarında gölgeler oluşurken, insanların güneş tarafından aydınlatılmasını bekliyordum. Bir saat kadar bekledim, kaldırım boyunca yürüyen bu üç adamı gördüğümde ve hepsi yüzlerini dokunduğunda, etrafımda olan biten her şeyin farkında olduğumu hissettim. Gördüğünüz adamlardan birini ön plana kaplayarak fotoğrafı çektim. Gitmişlerdi, ve bu çektiğim en spontane fotoğraf diye düşündüm.”

“Çeşitli nedenlerden dolayı bu fotoğraf, benim favorilerimden bir tanesidir. Aynı karenin içerisinde, aynı anda daha fazla şeyin gerçekleşmesi hoşuma gidiyor. Adam köpeğine bir noktayı işaret ediyor, köpek dilini çıkartıyor ve balon çocuğun yüzünü kaplıyor. Bu özel çerçevenin olduğu sahneyi çekerken her şey, aynı anda yerlerini almış gibiydi ve fotoğrafı çektiğim için şanslı hissettirdi.”

“Bu fotoğraf, benim sevdiğim noktalardan biri olan  Oxford alanında çekildi. Daha öncesinde Londra’da bulunmamış herhangi birisi için, şehirdeki en meşgul -kalabalık- alışveriş caddesidir ve bazı zamanlar hareket dahi edemeyeceğin kadar dar bir boğaz olur. Bu üç turiste ait olan fotoğraftaki ön planda duran adam, kaybolmuş ve gergin, ağzını elinde tuttuğu harita ile kapatıyor. Genç, kendinden emin ve aldıkları güzergah hakkında daha mutlu olan iki ayrı turist tarafından takip ediliyor. Tek bir kare şansı vardı. Gördüm, çektim, ve daha başka bir fotoğraf çekmek için vakit yoktu.”

“Bu çektiğim ilk fotoğraftır. 1999 yılıydı, 23 yaşındaydım ve gazetede Millennium Wheel’in bu hafta sonu dikileceği hakkında bir haber okudum. Tüm hafta sonumu Thames Nehri tarafında, turistlerle ve Millennium Wheel’in yükselişini -dikiliş- görmek için hevesli insanlarla bekleyerek geçirdim. Hiç birinin iyi olmadığı yüzlerce fotoğraf çektim ve fotoğraf işinin oldukça pahalı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ve bu yaşlı adam bana 30 saniyeliğine ardını döndü, tekerleğe doğru yukarıya baktı ve ilgisiz bir halde uzaklaştı. Fotoğrafı gördüğümde çılgına dönmüştüm. Sarsaktım. Beynin savaş gemisi gibi oluyor, ‘Hava alarm merkezi! Alarm alarm!’ Hala adrenalini ve titrememi kontrol etmek için kendimi nasıl sakinleştirdiğimi hatırlıyorum. Onun ardından olabildiğince çok fotoğraf çektim, onun potansiyel olarak oldukça iyi bir fotoğraf olduğunu biliyordum. Yalnızca bir kare işe yarardı, diğerleri ya çok yoğun, parlak, karanlık yada sağlam değildi. Tam bir fotoğrafçı gibi hissettiğim ilk andı ve bu nokradan sonra ne olmak istediğimi biliyordum.”

“Bir diğer fotoğraf Trafalgar meydanında çekildi. Bu, güvercin fotoğrafının aksine, tek seferde yakalanan bir karedir. Meydanın içine doğru yürüyordum ve bazı öğrencilerin kulaklık takıp dans eden bir adamı izlediğini gördüm, adam oldukça kötüydü. Çocuklardan biri ona katıldı, dans edişi gayet iyiydi, arkadaşları ona tezahürat etmeye başladılar. Sahneye biraz yaklaştım ve durdum. Arkadaşlarından birinin ona takla atıp atamayacağını sorduğunu duydum. Öncelikle pratik yapması gerektiğini söyledi, gürültü patırtıyı geride bırakarak çimenlerin arkasına, taklayı denediği yere gittiler. Bu onun umuma kapalı girişimiydi. Bunun, etrafında olanları ve dinlediğin her şeyin güçlü bir şekilde farkında olunmasına güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum. İpod’umu kullanıyor olsaydım (İlham almak ve görünmezmiş gibi hissetmek için ara sıra yaptığım bir şeydir.) bu iki oğlanın konuşmasını duyamaz ve muhtemelen bu anı kaçırmış olurdum. Bu kare hakkında sevdiğim şey başlangıçta sıradan bir durum gibi gözükmesidir.”

Saatlerce ‘rahat bir ayakkabı’ eşliğinde sokaklarda fotoğraf için uğraşan, doğru an uğruna yüzlerce kareyi ardı ardına çeken Matt’in çoğunlukla Leica markalı bir analog fotoğraf makinesi kullanıyor olması beni hayrete düşürdü ve imrendirdi. Sizlerinde bildiği üzere tamamıyla emek isteyen ve sonuçları çekim anında değil de, filmler banyo ettirildikten  en erken bir gün sonrasında alabileceğiniz analog fotoğraf makinelerinin zahmeti de göz önünde bulundurulduğunda, ‘sabırlı olun, iyimser olun ve gülümsemeyi unutmayın.’ Sözlerinin sebebi tam olarak anlaşılıyor.

Matt Stuart’ın çekmiş olduğu diğer fotoğraflardan birkaçı: