Perde açılır ve uvertür…Olabildiğince yüksek tonda…Ve ürpermeden edemezsin. Dik durması için zorladığın bedenin artık parçalanmaktadır. Fakat bu görkemli başlangıçlar için uygun değildir. Solgun tenin, sahnelerin kırmızı kadife perdeleri karşında ihtişamdan yoksun bir kontrasttı sadece.

Oturduğun, henüz verniklenmiş ahşap sırayı yeni aidiyetin sayıyorsun ama yanılıyorsun. Bu kadar zayıf olmak için yaratıldıysan bir tufandan ziyade tek bir damla gözyaşı seni boğmaya yetecektir. Saklandığın vitrayların adi gölgeleri seni saklayamaz. Kulaklarının artık aşina olduğu çan sesleri azap içinde ki iç sesini susturamaz. Cesur ol ve yüzleş ve bu iç hesaplaşmadan asla sağ çıkamayacağını bil.

Göz ardı edilmesi, başlanması veya bitirilmesi gereken arayışlar… Parmaklarının ucunda hafifçe yüksel ve havada süzülen herhangi bir toz zerresin tutun ta ki takatin kalmayıncaya dek. Tüm arayışlarda bunun türevleridir.

Bir mumu yakmak için diğerinin ışığından faydalanabilir ve istersen düzinelercesini yakabilirsin. Peki ilk mumun alev almasını sağlayan nedir? Bu bölümü es geçiyorsun. İşin erbabı olanlar içinde soru işaretleri var olmalıydı. Sadece sen seninkini cebindeki çakmağa uzanıp yakıyorsun ve usulca diğer yakarış,af dolu nidaların ve gerçekleşmeyen abartı dileklerin yanına kalan tüm zarafetinle bırakıyorsun. Ne olacağını bilmiyorsun. Bekliyorsun… Ama hiçbir şey değişmiyor… Ne yeryüzü kül oluyor ne de yedi günde tekrar yaratılıyor. Bir şeyler yanlış, eksik ve kendi düzeninde kayıp. Başını kaldırıp kendine inanların göz ardı ettiği soruyu soruyorsun: “Bir ikona ağlayabilir miydi?”  Kırabilir, tuzla buz edebilir, tekrar onarabilir, suratına alaycı ve yabancı bir gülümseme yerleştirebilirsin… Ama…Yapamazsın. Ne senin için ne de milyonların telaşları için bakışlarını gökyüzünden ayırmazdı.

Parmaklarını dudaklarına götürüp tuzu tadıyorsun ve kendi payına düşen pişmanlığı parmaklarınla boğuyorsun. Kalanlar umursamazca bitip tükenmeye yüz tutuyor.

Bir arayışa yönelebilmen için ne aradığını bilmelisin. En azından derinlerde var olduğunu içten içe haykırabilmelisin.

Duruyorsun ve tekrar ilerliyorsun… Tozlu havayı ciğerlerine dolduruyorsun ve bir mumu daha parmaklarımın arasına hapsediyorsun. Alev alması için acele etme. Ne dilediğini, ne istediğini ne beklediğini bilmiyorsun. Senin en içten arzun bir başkasının yıkımı olacaktır. Yavaş yavaş zemini arşınlıyorsun, tekrar ve tekrar… Bitap düşene dek… Duvarların rutubetini avuçlarına dolduruyorsun. Düşüncelerin karmakarışık seninle alay ederken ilerliyorsun ve mumu bu defa yakmadan öylece bırakıyorsun. Dakikalar, saatler birbiri içinde kayboluyor ve yitip gidiyorsun. Ve o… Karşında teklifsizce beliriyor. Cilalı, ahşap sırada kendi yansımanı anlamsızca süzerken bunu yapan o olmalı. Kendi ışığıyla seni de yakıp kavuruyor. Nihayetin de sen bir Anka değilsin ve tekrar dirilme şansın yok ama o… Usulca kalkıyorsun ve ona  doğru hayatının en kararlı adımlarını atıyorsun. Kızıl kanatların tekrar bahşediliyor. Artık olduğun yerde kalamazsın, yükselmelisin. Daha derinlere, bilinmeyen dehlizlere, karanlığın bereketini yansıttığı tüm o diplere…

Sana dönüyor ve gülümsüyor… İçtenliğini sezemiyorsun ama hakikat kadar şeffaf görünüyor. Avuçlarında ki yenilgilerin kesiklerine bakıyor dakikalarca… İstemsizce ellerini kaçırıyorsun, arkanda birleştiriyorsun ve… Başını kaldırıp gözlerinin içine bakıyor. Pervasızca, teklifsizce, kendini zerre sakınmadan… Nereye varacağını artık düşünemezsin, ellerini serbest bırakıyorsun ve o… Mumların tükendiği sunağa parmaklarıyla dokunuyor. İfadeleri o kadar karmaşık ki kaosa yakın siması seni daha çok umursamazlığa itiyor. Sol elini avuçlarına alıp parmaklarıyla serin suyu avuçlarına bırakıyor. Ve… Babil’in bahçeleri tekrar alev alıyor, Veronica peçesini umutla kurtarıcısına uzatıyor ve en önemlisi Tanrı kendi cehennemine hapsoluyor. Artık göremez,duyamaz,bilemez ya da bunları zaten istemezdi…

Bu arınmaya başladığın ilk gündü fakat sen sana güç veren bu kıymetli anıyı yok saymaya meyillisin. Gülümsüyorsun… Kibrin, gururun ve ihtişamın tekrar yüz hatlarına yerleşiyor. Hatırlıyorsun… Seni parmaklarının ucuyla itenlerden önce yaralarını avuç içleriyle saranlar vardı.