“Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.”

Cesare Pavese

İki telin arasında gidip gelmekte olan siyah kuğuyu dakikalardır izliyorduk. Öfkeyle kendini tellere vuran ve her defasında daha çok hırslanan kuğunun çıkarttığı sesle irkilerek birbirimize dönüyor, fakat bir türlü konuşamıyorduk. Nazlı günler sonra ancak çıkabilmişti evden ve ben konuşabilmek için bir bahane arıyordum ama gözlerim sürekli bileklerinde sarılı olan beyaz bandajlara takılıyordu. Siyah kuğu birbirini takip eden benzer hareketlerin sonrasında tellerin kenarına gelerek kanatlarını ihtişamlı bir şekilde açtı ve garip bir çığlık attı. Sanıyorum ki bu devinimleri tellerin karşı tarafında kalan diğer kuğulara karşı yapmış olduğu bir güç gösterisiydi. Bu durumu fırsat bilerek, “Çok öfkeli olduğu için diğerlerine zarar verebileceğini düşünüyorlarmış, o yüzden ayırmışlar,” dedim. Gülümseyerek bana döndü, döndüğü anda yine saçlarını kendisinin kesmiş olduğunu orantısız kâkülünden anlayabiliyordum. Ne zaman hayat onu zorlasa kendisiyle uğraştığının farkındaydım. Bakışlarım saçları ve bilekleri arasında yer değiştirirken, bir yandan da dikkatimi söyleyeceklerine vermeye çalışıyordum. “Üç tane daha siyah kuğu vardı biliyor musun? Bir tek bu kaldı ve asla diğerlerinin arasına dâhil olamadı. Öfkesinin nedeni yalnız kalmış olmak olabilir. Ben de çoğu zaman varlığımın ya da yokluğumun kimsenin umurunda olmadığını düşünüyorum,” sözleri tellerden gelen sesle bölündüğü sırada benim gözlerim yine bandajlardaydı. Teselli olabilecek cümlelerim yoktu hazırda ve sessizlik ikimiz için de en iyi olan seçenek gibiydi.

1958 yılında ABD’de dünyaya gelen Francesca Woodman kısa yaşamına 800’den fazla fotoğraf sığdırmıştır. Francesca Woodman’ın fotoğrafları cinsiyet ile benlik konularını, bedenin temsiline bakarak daha öznel bir bakış açısıyla, kendi bedeninin dünya ve çevresiyle nasıl ilişkili olduğunun etrafında ilerliyor. İlk olarak 13 yaşında çekmiş olduğu oto portresi ile başlamış olduğu fotoğraf serilerine, Roma’da okuduğu yıllarda hız vermiş ve en önemli serilerinden biri olan “Kendini Aldatmak” isimli çalışmasını bu dönemde meydana getirmiştir. Fotoğraflarında başrolde olan aynayı; kendini arayışının metaforu olarak kullanmış, farklı kurgular oluşturmuş ve çoğunlukla yüzünü gizleyerek bedenini aynanın çevresinde gezdirmiştir.

Okul yıllarından sonra fotoğraf kariyerini geliştirebilmek için New York’ta yaşamaya başlayan Woodman, çalışmalarının dikkat çekmemesi ve biten bir ilişkinin de etkisiyle 1980 yılının bir sonbahar günü henüz 22 yaşındayken intihar girişiminde bulunur, fakat hayatta kalır. Aradan geçen bir yıl sonunda 1981’de bir binanın çatı katından atlayarak bu defa hayatına son verir. Francesca Woodman hayattayken Roma ve New York’ta sadece alternatif mekânlardaki sergilerde yer alabilmiş, ölümünden sonraki yıllarda ise fotoğrafları çok sayıda festival, galeri ve kitaplarda yer almış, hâlâ almaya da devam etmektedir.

Yapmakta olduğumuz şey her ne ise; takdir görmek, beğenilmek ya da en azından fark edilmek isteriz. Böylelikle daha inançlı ve kararlı bir şekilde yolumuza devam edebileceğimizi düşünürüz. Aksi durumlarda ise çok farklı olasılıklar mevcuttur; bunlardan en çok ilgi göreni motivasyon arttırıcı hikâyelerde yer alan, hayal kırıklıklarının ardından gelen başarı hikâyeleridir. Diğer taraftan reddedilme, yok sayılma veya önemsenmemek gibi durumların neden olduğu yalnızlaşma, kendini başarısız hissetme duygusuyla başa çıkamamanın getirdiği vazgeçme isteğinin de geçmişte fazlasıyla tercih edildiği bilinen bir gerçektir.

Günümüzde ürettiğimiz işlerin daima bizi yüceltmesini bekleyemeyiz, böylesi bir karmaşanın ortasında üretebiliyor olmamız bile yeterince yüce bir şey değil midir zaten?