Çünkü dünya

dünya olduğunu düşünmek ister.

kendi öyküsüyle doldurmak ister

bütün kabukları

tek bu sözcüğün uçsuz bucaksızlığına

sığınmak ister.

Ve ben…

Ben de bu dünya kadar boşum.

 ( Aslı Erdoğan)

Bazen bütün enerjimiz, birikimlerimiz, korkularımız, boşluklarımız başka birisinin yansıması olur. Laleper Aytek’in “Hayatın Sessizliği”nde kitabıyla Aslı Erdoğan ‘ın sözcüklerine yeni anlamlar yüklemesi, kendi boşluklarımıza farklı sesler eklemesi gibi… Laleper Aytek ile bu düzyazı şiirleriyle fotografı buluşturan projeyi, sanatı ve hayatı konuştuk.

“Kendi İçinden de Geçip Gitti mi Uzaklara” sizde tomurcuklarını ne zaman oluşturmaya başladı?

Aslı Erdoğan’ın “Hayatın Sessizliğinde” kitabını ilk kez 2005 yılında okudum. Her okuduğumda kitabın farklı hissettirmesi görsel yanının çok olduğunu fark etmemi sağladı. O zamanlar o yazıları fotoğraflamak gibi bir şey düşünmemiştim.  Tekrar okudukça ama en çok da Aslı ile tanışınca daha da belirginleşti benim için bu istek. Ayrıca kitabın yazı dili, benim daha kolay hayal kurmamı sağlamış oldu.

Kitabın adını nasıl belirlediniz?

Kendi içinden geçip gitmek hem benim hem de onun yazılarının içinden geçmem, onun hayatının içindeki aşamalarda yaşadığı, yaşadıklarında durması ya da duramamasında buluşan bir nokta vardı. Uzaklara gitmek, kendinden uzaklara gitmek kendinden kopmayı denemek… Biraz  Aslı’nın kişiliğini düşünerek de galiba kitaba bu ismi koydum. Başka bir sürü soyut şey olabilirdi ama bunun böyle soru halinde olması bile duygusunu daha iyi ifade ediyor diye düşündüm.

Diğer kitaplarını da okudum Aslı’nın ama bu kitap her okumamda başka bir şeyi çağrıştırdı bana. O andaki psikolojinle yoğunlaşıp farklı şeyler hissedebileceğin, duygu değişkenliği olan bir kitap.

                                                                                                              

İşi katmanlaştıran kısım orası bence de. Tek bir şey söylemiyor. Virginia Woolf’un dediği gibi; bir şey hiçbir zaman tek bir şey değildir. O tek bir şey söylememe hali beni çok tetikledi. 16 Ağustos’tan sonra otomatik olarak kitabı tekrar elime aldım. Kadın fotoğrafçılar olarak bir şeyler yapabilir miyiz, Aslı Erdoğan’ın yazdıklarıyla yanında olmak ve destek vermek amacıyla diye düşündüm. Bunu sergilemek, kitabını oluşturmak, çok fazla insanla bunu yapmak zor bir süreç olacaktı. Sonra düşündüm kendim bir şey yapmak istiyorum, içimde kıpır kıpır bir şey var. Paris’te fotoğraf çekerek süreç başladı. Sonra da yazılar ve fotoğraflar havada uçuşarak birbirini buldu.

Siz sergiye karar verdikten sonra mı Paris’te çekim yaptınız?

Evet ama bu sergiyi düşünerek bu kitap için Paris’te çekim yapmadım. Çok farkında olmasam da kitap ve metinler aklımda olarak onun etkisiyle çekim yaptım. Sonradan fotoğrafları gördüğümde metinlerle onlar arasında bir buluşma sağlayacağını hissettiğim an proje başlamış oldu.

Ama kim

kim söyleyebilmiştir ki doğruyu?

Kiminle konuşmuştur dünya

ve ona doğruyu söylemişti

 (Aslı Erdoğan )

Aslı Erdoğan’a ne zaman bahsettiniz bu projeden?

Ben fotoğrafları ayırıp kısa birkaç metinle Fransız Kültür Merkezine başvurdum. Ben sergi için başvurduğumda Aslı Erdoğan hâlâ cezaevindeydi. Fransız Kültür Merkezi beni çağırıp çok beğendik bu sergiyi yapalım dediğinde Aslı cezaevinden çıkmıştı. Kısa bir iki karşılaşmadan sonra ilk defa sergiyle ilgi bir röportajda bir araya geldik. Bu röportaj esnasında karşılıklı sorulara cevap verirken aslında ne kadar doğru, ne kadar duygusal bir buluşma olduğunu fark ettim. İkimiz de ayrı ayrı birbirimizi hiç bilmeden bize sorulan soruları cevaplarken, aynı boşluklar üzerinden yürüdüğümüzü, onun deyimiyle bataklık üzerinden ilerlediğimizi, o belirsizliği yoğunlaştırmaya çalıştığımızı, bunu belki çok da bilinen kelimelerle ve görüntülerle yaptığımızı ve ikisini birleştirdiğimizi fark ettim.

Fotoğrafların gizemli bir havası var ve bu çekiciliği besliyor gibi.

Bir fotoğrafın yanında bir metin var ama kitapta önünde ya da arkasında yer alıyor. Böyle karmaşa ve bir muğlaklık var. Sergiyi oluşturduktan sonra bu benim daha çok hoşuma gitti.

Aslı Erdoğan “Hayatın Sessizliğinde” yi bir kayıptan sonra ortaya çıkan bir kitap olarak nitelendirmektedir. Siz de böyle bir duygunun ardından bu sergi çıktı diyebilir misiniz?

Boşluk diyebilirim. Aslı’nın daha çok bu kitap için söylediği bataklık tanımı. Kitaba giriyorsun ama giriş çıkışı yok, önermesi yok. Nerede bittiğini hiç bilmeyebilirsin. Aslında boşluk da biraz böyle bir duygu. Hem korkulan hem tanımı olmayan, içinde çok kalınmak istenmeyen bir duygu.

Sergi açılışında da “Boşluk duygusu ölüm acısından daha katlanılamaz bir duygu ve ben orada kalmayı tercih ettim,’’ diye bir cümle kuruyor Aslı Erdoğan.

Doğru ölüm acısı daha tanımlanabilir bir şey, daha objektif hale gelebilir ama boşluk çok tanımlayamadığın, içinde çok kalmak istemediğin bir duygu. İçinde sarkaç gibi sallandırıyor ve biraz hırpalıyor ama çoğaltan bir yanı da var.

Boşluk duygusunun her zaman ve herkesi çoğaltması mümkün mü sizce?

Anders Petersen’in genelde bahsettiğim piramidin tanımı var. Piramidin en tepesi kendinle yalnız kaldığın ama aynı zamanda kendini bulduğun nokta. Boşlukta kalmanın o piramidin tepesinde olmak gibi bir duygusu olabilir. Bu boşlukta olmak çoğalmaya neden olabilir ama fazla kalmak sorun da yaratabilir. Boşluğun onun da benim de sevdiğimiz yanları var diye düşünüyorum ki böyle bir sergi doğdu. Gerçi bu proje Aslı’nın gıyabında oldu. Bu metinlerle bu fotoğrafların buluşacağından Aslı’nın hiç haberi olmadı. Zaten öyle olsaydı ; ben fotoğraf çekip Aslı’ya verseydim o  metinleri yerleştirseydi durumu çok ısmarlama bir durum olurdu. Bu ayrı yerde farklı zamanlarda oluşmuş ama sonra doğru zamanda buluşmuş iki farklı proje gibi.

Aslı, beraber verdiğimiz bir röportaj sırasında yansımalı oda içi olan fotoğrafa bakıp ben bu fotoğrafa bu  metni okurum diye kitaptan açıp bir bölüm okudu. Çok spontane ve hoş bir andı. En sevdiği fotoğraf da o fotoğraf oldu.

Aslı Erdoğan’ın fotoğrafları gördüğünde verdiği tepki neydi?

”Çok tepki vermiyorum gibi duruyorum kusura bakma. Dışarıya alışmaya çalışıyorum, beni çok etkiledi fotoğraflar. Bir aralıkta buluştuğumuzu hissediyorum,” dedi. Birbirinden bu kadar bağımsızken karşılaştığımızda bunu yakalamayabilirdik ama yakaladığımızı ve bazı insanlara da bunun geçtiğini fark ediyorum.

Projedeki duygu  tanımına “boşluk” dersek proje bittikten sonraki sizdeki duygu tanımına ne dersiniz?

Boşluk çoğaldı 🙂 Ama doldu da. Bu boşluğun benim, Aslı Erdoğan ve izleyiciler için de ayrı bir alan açtığını düşünüyorum. Bu boşluğa, bu duygulara izleyicinin de katıldığını hissediyorum. Herkesin kendi duyguları, kendi boşlukları ve yaşadıklarıyla yorumlayabileceği bir proje oldu bu. Metinlerle ya da metinler olmadan benim ya da Aslı’nın duygularından farklı olarak işi katmanlaştırmayı çoğaltan bir yönü oldu. Belki bilinen görüntüler ama herkes için farklı hisler barındıran görüntüler…

 

Her şeyi yitirdiğimde

elimde yalnızca HAYAT kalır.

Ama bu kadar büyük hayatın içinde 

ben seni yeniden nasıl bulacağım?

(Aslı Erdoğan)

Fotoğrafta asıl önemli olan belki de herkesin çekebileceği bir fotoğrafı kimsenin yakalayamayacağı bir duygu etkileşimiyle aktarmak. Önemli olan o duygu aktarımını yakalamak değil mi?

Evet. Önemli olan herkes için farklı olan duygulara dokunabilmek. Belki insanlar kitaba baktıkça farklı hikayeler çıkarabilirler. Nereden geliyor bilmiyorum ama ben de böyle hissediyorum. Eğer metinler olmasaydı böyle bir fotoğraf sergisi yapar mıydım bilmiyorum. Bazen görüntünün böyle bir metne ihtiyacı varmış gibi geliyor. O çoğalmasının ve katmanlaşmasının arkasında bu metinlerin gizli duruşunun da bir etkisi var. Hem metinler hem fotoğraflar birbirinden saklanırken bir taraftan da birbirlerine değmeye çalışıyor gibiler.

Çok önemsediğim şeylerden biri asla kitapsız böyle bir proje yapmamak gerektiği. Bir fotoğrafçının da dediği gibi: “Her fotoğraf bir kitapta var olmak için vardır ve öyle projelendirilmelidir.’’ Böylelikle başka hikayelerin de önünü açmış oluyorsun. Belki bir fotoğrafın karşısına geçip bunu ben de çekebilirim diyorsun ama bir bütün halinde bunu anlatmak ve bir araya getirmekle başka hikayelerin de önünü açmış oluyorsun. Yıllar geçtikçe bu işin asıl önemli kısmının bu olduğunu fark ediyor insan.

Kitapta kaç fotoğraf var?

Kitapta 28 fotoğraf var. Sergi mekanıyla ilgili olarak 24 fotoğraf yer aldı sergide. İlk defa yazıyı da bir görsel gibi basıp sergilemiş oldum bu sergiyle.

Ufukta yeni projeleriniz var mı?

Aslında bu araya girmiş bir proje oldu. 2019 yılında sergilenecek siyah beyaz fotoğraflarla, tek bir düz yazıyla ikili fotoğraflardan oluşan şu an hazır olan bir proje.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

İyi ki Aslı Erdoğan var ve yazıyor. Benim hayallerimi ve ufkumu çok genişlettiğini düşünüyorum. Böyle bir projede bir arada olduğumuz için çok mutluyum. Klişe bir cümle gibi duruyor ama…

Mutlu olmak klişeyse klişe olsun  🙂

🙂  Hakikaten iyi ki yaptım bu projeyi diyorum. Hayata böyle bir kitap bırakmış olmaktan çok mutluyum. Hayatta bazen mucizevi karşılaşmalar oluyor.