Bütün ihtimallerin toplamıdır diyor, Ruhi Mücerret kader için. Beni şaşırtan ise sıkı stoacı Marcus Aurelius’un bile kaderini sev demesi, ki kendi duyguları, tepkileri ve hayatı üzerinde ciddi hakimiyete inanan bir filozoftur. Bunlarla zihnimde top sektirirken kader olsam hangi şubeleri açardım diye düşünüp şu şubeleri derledim (şuşube küfür gibi bi an hızlı okuyunca): 

Tesadüfler: Siz de benim gibi çok nadir tesadüf hikayeleri dinler olduysanız aslında bu modern hayatın planlılığı. Bir seçimler illüzyonundaki tek düzelik. Tıka basa dolu mide ve ajanda. Tesadüfler işte tam burada ekrana bakmaktan kasılmış boyuna Yin yoga pozu gibi geliyorlar, genişlemeler genişlemeler… Veya hani perdeleri sıkı sıkı kapattığında bile içeriye bir şekilde giren güneş ışıkları gibi. Hani Leonard Cohen şarkısında geçer ya^, “Bir çatlak var her şeyde. Işık böyle sızıyor içeriye.”

Tesadüfler kaderin genişleme alanları, gol pası öncesinde top çevirmesi.

Şöyle düşünüyorum, biz alan açmazsak tesadüfler nasıl varolur? Yani eve gelip 89 parça diziyi bitirip bir sonraki gün başkasını bitirdiğin düzene tesadüf nasıl girsin? Sanki biraz tek düzenin dışına çıkıp alan açmak, alışılmadık bir şeyler denemek gerek. 

Mesela son Kaz Dağları seyahatimde hayali Ferrarimi garajda bırakıp, İdo ile Bandırma’ya gidip, yolda iki müzisyen çocuğun gazına gelip onlarla şehirde salçalı tost yerken servisi kaçırdım. Çocuklardan biri İsveç’te yaşıyor ve müziği ciddi hayran kitlesine ulaşmış. Salça ve tost bunlara engel değil sevgili okur. Neyse servis kaçınca oradan otogar, otogardan transit minibüs ile Edremit derken tüm verimlilik kurallarımı yıkan bir hikâye ile 8 saatte gideceğim yere vardım. Bana Renault Toros satmaya çalışandan, klarnetciye herkes aynı transitte, aynı yönde. Şiki şiki baba misali transitte bisküvi dolaştı, yanımdaki adamın bebeğini sevecek oldum üzerime işedi, ya nasıl olsa düşmez diyerek üst rafa koyduğum tek kişilik çadır Sözcü müdavimi teyzenin kafasına düştü. Ki aramızdaki jenerasyon farkını hiçe sayarak “Bunlar hep retro’dan, ay sonuna bitecek” esprisini yapmam durumu kurtarmadı. Hani Ertem Eğilmez’in Arabesk diye bir filmi vardır. Neyse ki benim kamp alanına varışım Müjde’nin filmde İstanbul’a varışına benzer olmadı.

Talihsizlikler: Kişisel deneyimim, hayattaki majör değişim noktaları talihsizliklerle ilintili. Talih biraz varolan planı desteklemek için oradaymış gibi ama talihsizlik cidden acayip bir durum. U dönüşü yapabilecek misin, kumdan kaleyi dalga silince tekrar neşe ile yapacak mısın mevzusu. Yusuf Kars’ın dediği gibi karakter de fotoğraf gibi karanlıkta gelişir. Talihsizlik bu karanlıklar ve sen ışıksız birazcık sabredebilecek misin?..

Yoga yapan okuyucu kitlemin anlayacağı dilde söylersem her sağın bir solu var. Her inişin bir çıkışı. Kesin olan bir şey varsa hiçbir şey ama hiçbir şey sonsuza kadar kötüye veya iyiye gitmiyor. Sana buraya üç nokta koyuyorum sevgili okur, başına gelince talihsizlikler sonrasında iyi şeyler olacağı aklında olsun…

Hakikatler: Bir yandan gayet makine gibi kafan olsa da diğer yanın cidden hikâye istiyor. Mistik, teolojik, artık ne istersen. Kafamı her ne kadar rasyonellik ile eğitmeye çalışsam da bu “kazan harca ve harcadığın kadarıyla değerli hisset” düzeninde kendinden öteliğe ihtiyacın var. Bu tabii ki hikâye ol demek değil. Bir destek mekanizması yaratmak bahsettiğim, yoksa her karşına çıkan için “evren burada bana ne mesaj veriyor” gibi bir illüzyon değil. Okumuşsundur sevgili okur, sıradan bir dünya insanına iki şey lazım: Bu dünyadaki hayatında ona önemli hissettirecek bir rol (eş, yönetici, baba, vb.) ve öldüğünde yolculuğun son bulmayacağını anlatan bir hikâye. Kimsenin hakikat derdi yok, zaten kişi her şeyi ya körü körüne kabul ediyor ya da bir bağlamda vadedip başka bir bağlamda yok ediyor.

Bana göre hakikatler biraz daha doğa yasaları gibi konular. Mesela zıtların birliği, doğanın farklılık sevmesi, entropi, yer çekimi, değişkenliğin kesinliği.

Ahmet Büke’nin öykü kitabında geçen, konuya biraz tat katacağını düşündüğüm bir dize var: “Her şeyin bir sonu vardı. Çiçekler açar solardı. Hamam ısınır soğur ardından. Ramazan başlar, bir bakarsın son topu gelmiş. Kuşlar da ölümlüdür. Zeytin düşer geriye kokusu kalır. Sonra o da uçar. Bu işler böyledir.”

Yazı çok uzamış, ben yolcu siz hancı. İstanbul otobüsüne yetişmem lazım. Bence daha fazla şube açabiliriz beraber, mesela saçmalıklar…

Kapak fotoğrafı: Deniz Kaya