Resim sanatı, daha mağaralarda karşımıza çıkmaya başladığı ilk günden bu yana sürekli “bir şeyler anlatma” üzerinden gelişmiştir. Kimi zaman insan gördüğünü anlatır, kimi zaman görmek isteyip de göremediğini… Fakat beşerî nüfus arttıkça, bu beşerî nüfus da bir inanç sistemi dahilinde bir araya gelmeye başladıkça resim sanatı, gördüğünü anlatmanın da ötesine geçmiştir; Görmediğini tanımlamak.

Tasvirin yasak olmadığı toplumlarda, Pagan ya da Hristiyan inanca mensup kişilerin ibadetlerinde resmin büyük etkisi vardır fakat Hristiyan toplumunda bu etki daha da çok hissedilebilir aslında. Çünkü plastik sanatlar, erken dönem Hristiyan ibadetinin bir kısmında büyük rol oynamış; kişiler, aziz heykelleri ve ikonalar ile ruhanî bir bağ kurarak ibadetlerini gerçekleştirmişlerdir. Böylece resim sanatı gördüğünü yüzeye yansıtmanın da ötesine geçerek, görmediğin ve tanıklık etmediğin şeyleri de izleyiciye aktarmanın bir yolu olarak gelişmiştir. Birkaç örnek ile bu durumu daha iyi açıklayacağız.

The Last Judgement (Son Yargı)

“İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince görkemli tahtına oturacak. Ulusların hepsi O’nun önünde toplanacak, o da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi insanları birbirinden ayıracak. Koyunları sağına, keçileri soluna alacak.” Matta,25

Michelangelo, The Last Judgement, Sistine Chapel.

Bu kompozisyonu bilmeyenimiz yoktur. Birçok Rönesans sanatçısı dahil, oldukça sık tasviri ile karşılaşırız fakat en bilindik olanı Michelangelo’nun eseridir. Oldukça kalabalık ve fazla karakteri içerir bu kompozisyon. Aslında belli karakteristik özellikleri ile oldukça ayırt edebiliriz bu hikâyeyi gördüğümüzde. Genelde eserin tam merkezinde konumlanmış bir İsa ile karşılaşırız ve muhtemelen sağında Meryem… İki yanında da birçok melek tasvir edilmiş olur, araya serpiştirilmiş azizler ile birlikte…

Her sanat eseri hakkında, sanatçının kendisini bir yerlere sıkıştırdığı ile ilgili söylenceler ortaya çıkar. Bu eserde de, İsa ve Meryem’in merkezde konumlandığı ana kompozisyonun biraz altında; üzerinde yakıldığı ızgarayı elinde tutan Aziz Lorenzo ve derisi yüzülerek öldürüldüğü için sol elinde kendi derisini tutan Aziz Bartolomeus ile karşılaşıyoruz. Michelangelo’nun, Aziz Bartolomeus’un derisinin üstünde kendi imgesini çizdiği söylenmektedir.

 

Ve elbette “Bir Hristiyan kompozisyonu olur da bir aziz tasviri kondurulmaz mı?” Diyor ve sağ taraftaki insan kalabalığının ortasına, elinde cennetin anahtarları ile Aziz Petrus’u betimliyor Michelangelo.

Ve bir de benim en sevdiğim The Last Judgement temalı resimden bahsedeceğim. Açıkçası şimdiye dek gördüğüm Hristiyanlık temalı resimler arasından en çok etkilendiğim resimlerden birisiydi diyebilirim. Bu eser Fra Angeliko tarafından 1430’ların başında, Floransa’daki Santa Maria Delgi Angeli Kilisesi için yapılmış.

Fra Angeliko, The Last Judgement

Bu resimde ne gördüğümü sizlere bir cümle ile açıklayacağım. Michelangelo’nun eserinde sezilen hafifliğin aksine bu resimde bir ağırlık hissedilir. Michelangelo, resminde kutsiyet kavramını cennet imgesi ile daha güçlü hissettirebilmişken Fra Angeliko’nun bu eserinde anlamlandıramadığım bir şekilde kutsallık daha ağır bir etki yaratıyor insanın zihninde.

Bu kompozisyonda İsa’nın yanında konumlanan Meryem’in genellikle bir arabulucu olarak görev üstlendiği düşünülür. Meleklere gelecek olursak da, her melek farklı işlevlere büründürülmüştür. Örneğin bazı melekler işkence aletlerini tutarlarken, Mikhail ruhların tartıldığı teraziyi tutar. Bazı melekler ise ölüleri çağırmak için trompet çalarlar.

Fra Angeliko, The Last Judgement.

Fakat bu eserlerin arasında net bir farklılık vardır. Michelangelo’nun eseri sunağın arkasına yerleştirilmiştir, bunun amacının Reform sonrasında Papa’nın yüceliğini sorgulayanları uyarmak1 için olabileceği fikri ortaya atılmıştır.

Tabi ki bu eserlerin dışında Hieronymus Bosch, Jan Provost gibi ünlü ressamların eserlerinde de bu kompozisyona rastlıyoruz. The Last Judgement temalı resmin ülkemiz topraklarındaki değerli bir örneği de bugün Kariye Müzesi’nin Parakklesion’unda yer alıyor.

Hieronymus Bosch, The Last Judgement

Maestà

Duccio Di Buoninsegna,Maestà.

Bu eserin yaratıcısı Duccio Di Buoninsegna’dır ve Yüce Bakire Meryem ile ilgili bu sanat eseri Siena Katedrali’nin yüksek sunağı için çizilmiştir. “Maestà” aslında kutsal bir heyet ortasında oturan Bakire ve Çocuk tasvirlerinin betimlendiği kompozisyona verilen addır. Bu kompozisyon ise İtalya’nın 13. yüzyılında fazlaca revaçtadır ve aslında Duccio’nun yaptığı bu resim, bunu bir akım olarak geliştirmekte öncü olmuştur. Maestà, İtalyan resim sanatının kilometre taşı olarak görülür çünkü Duccio Di Buoninsegna, bu eser ile birlikte resim sanatında etkileri hissedilen Bizans anlayışını tamamen kırmıştır. Peki bu anlayış nasıl kırılmıştır?

Donuk ve stabil Bizans üslubundan üç boyutlu, dinamik ve gerçekçi bir üsluba geçiş yapılmıştır.

Duccio Di Buoninsegna, Maestà.

Altın rengi ile kaplı arka plana yayılmış kompozisyonda bakire Meryem ve kucağında taşıdığı İsa kompozisyonun tam merkezindeki süslü bir tahtın üzerinde yerini alıyor. Tahtın en yakınında meleklerin ve Siena’nın dört koruyucu azizi olan Ansano, Savino, Crescenzio ve Vittore başta olmak üzere önemli azizlerin yer alması hiyerarşik bir durumun göstergesidir.

Duccio Di Buoninsegna, Maestà.

Bu Maestà aslında şehrin kimliğini de temsil etme konusunda bir aracı olmuştur. Resimde yer alan tahtın altında yer alan yazıdan anlaşıldığı kadarıyla Siena’ya barış ve ressama ömür bağışlanması istenmiştir.

 

1Sarah Carr-Gomm, Sanat – Sanatın Gizli Dili, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2014.