‘‘Kırk sekizinci intihar mektubumdan merhaba.

Geride kırk yedi mektupta ne mi yaptım? Azrail’le çay içtik dersem inanacak mıydın, hiç sanmıyorum. Gülmediğini varsayıyorum. Aslında yirmi sekizincide oluyordu. O kadar çok karpuz yedim ki. ‘‘Tamam,’’ dedim oldu bu iş. Tüm versiyonlar mitolojiden tut da uzay çağına kadar karşımdaydınız ama gözlerimi açtığımda hastane odasında kolumda serum vardı. Şeker komasına girmişim ve mide fesadı geçirmek üzereymişim. Karpuzla da olmadı bu iş. Alkolle deneyebilirim fakat Sırat köprüsünde dümdüz yürüyemezsem üzülürüm.

Geçen gün Mikail’e e-mail attım. O kadar çok kar yağdı ki. Şansım benden yanaydı. Aldım tepsiyi evin yokuşundan aşağıya kaymaya başladım. Çocuklar arkamdan kahkahalarla gülüyordu. Hızımı alamadım, ‘‘Sana geliyorum Tanrı’m,’’ diye bağırdım, çöp konteynırının içinde soluğu aldım. Belediye ne ara koymuş koca konteynırı oraya. Çok sinirlendim. Bir hafta çöp koktum. Denemekten vazgeçmedim. Eninde sonunda seninle tanışacağız. Sevgiler T.’’

Sevgili günlük, Tanrı’ya yine bir intihar mektubu yazdım. Göndermek için nereye müracaat etmem gerekiyor hâlâ bilemiyorum. Birisi mektuplarımı okuyacak diye korkuyorum. Yarın müftülüğe gidip soracağım.

‘‘Merhaba Müftü Bey. Tanrı’ya mektuplar yazıyorum ve yanına ulaşmanın yollarını arıyorum fakat bir türlü olmuyor. Sizin bu konuda bir bilginiz vardır. Ne yapmalıyım?’’ ‘‘Hanımefendi öncelikle oturun ve bir bardak su için. Tanrı’nın yanına gitmek demek ölmek demektir. Siz intihar etmek mi istiyorsunuz? İntihar etmeden de varlığını içinizde, yanınızda hissedebilirsiniz. Çay içer misiniz?’’ Anlıyordum dediklerini. Kendimi ifade ederken hep zorlanıyorum. Amacım, düşünüldüğü gibi travmatik olaylar neticesinde canıma kıyarak başka bir varoluşa geçmek değil ki. Oldukça mutlu birisiyim. Tanrı’nın yoğunluğunu tahmin de ediyorum. Sebebi ziyaretim kendisiyle tanışmak ve teşekkür etmek. ‘‘Hanımefendi size bir numara vereceğim. Yakın bir arkadaşımdır kendisi. Buyurun.’’ Psikolog Rıfat Temel mi? ‘‘Müftü Bey siz de beni anlamadınız. Zaman ayırdığınız için sağ olun.’’

Sevgili günlük, müftülüğe gittim ve hiç beklediğim gibi olmadı. Deli sanıyorlar beni. Delirmek için zeki olmak gerekir. Bende o zeka ne arar? İlkokulu bile ite kaka bitirmişim. Babam ağabeyimi sütçünün yanına çırak verince, beni de okutmaya gerek duymamışlar. Konfeksiyonda yıllarca getir götür çıraklığı yaptım. Okuyup da dünyayı kurtarmak bize mi düşermiş hem. Şimdi bana diyorlar ki günlük, ‘‘Evli barklı kadınsın. Ne işin var Tanrı ile mektup ile. Dantelimi alıp beş çayına gitmeyeceğim ya. Yarattığı ile bir hasbihal etmesi gerekir onu diyeceğim. Kendimize göre var maruzatlarımız. Mesela kocam beyin horlamasına bir çare bulmalı. Burnunda et varmış diyor doktorlar da bunu diyeceğim. Malzemeyi hor kullanma, diyeceğim.

Şimdilik sen de kimseye ses etme günlük. İlahi günlük, kime ne diyeceksin ki?

‘‘Türkan pantolonumu ütüledin mi?’’ Bensiz nasıl nefes alabiliyor bu adam şaşırıyorum. Çorabının tekini kaybeden bir adamla on sekiz yılımı geçirmiş olduğum için de kendimi tebrik ediyorum. Bugün kendime kahve ile pasta ısmarlayacağım. Kutlamayı hak ettim. Evin dağınıklığı artık gözüme batmıyor. Varoluş üzerine düşünmeye başladığımdan beri ev işleri hayatın olması gerekeni ya da olursa olurları arasında gibi düşünüyorum. Geçen gün çocuğun sözlüğünü karıştırırken ‘Ateist’ kelimesine denk geldim. Süpürgeyi yaparken bir yandan okudum ve sülalemin gizli ateist olabileceğini düşündüm. Yengemgiller, babaannemin mirasına vekil olabilmek için türlü yalanlarla kadıncağızı kandırdılar. Vermezse cehennemde yanarmış bile dediler. Zavallı kadın el mahkum imza attı. Sonrada, ‘‘Tanrı’ya inansaydı imza atmazdı,’’ dediler. Mutfakta bulaşık yıkarken duydum çirkinliklerini. ‘‘Bunlar sana inanıyor mu Tanrı’m şimdi?’’ Hep yalan dolan.

‘‘Kırk dokuzuncu mektubumdan merhaba. Tanrı’m beni yanlış anlayan insanların sinir bağlantı devrelerini kontrol eder misin; arada ben kontrol kalemi ile dürtmeyi düşünüyorum ama ayıp olur diye cesaret edemiyorum. Müftü ile anlaşamadık. Seni de anladığını sanmıyorum. Ben müftü olsam çoktan yolunu bulmuştum. İntihar etmekle suçladı beni. Ben sana kekimle gelecektim ne intiharı ayol. Adım çıkmış intiharcıya. Üzüldüm. Kırk dokuzda henüz geliş yolu tasarlayamadım. Komşum Hatice Abla hocaya götürmek istiyor beni de hadi hayırlısı. Sevgiler T.’’

Kocam bey maç olduğu akşamlar evde bizleri bile istemez. Kıraathanede odaklanamıyormuş maça. Hakem bile onun kadar takip etmiyordur. Çocuklarla komşu Hatice Abla’ya geçtik. Mandalina soyarken benim ufak kız dedi ki, ‘‘Anne bizi leylek mi getirdi?’’ Tövbeler olsun, mandalina suyu boğazıma kaçtı, ‘‘Tanrı’ya gidiyorum galiba,’’ dedim ama çoluğun çocuğun önünde olmaz ki. Bir yudum çayımdan alıp ‘‘Yavrum o nasıl laf, zamanı gelince öğrenirsin. Hadi ödevini bitir,’’ diye azarladım çocuğu. Hatice Abla bilmiş bilmiş yüzüme baktı, ‘‘Bu kadar sorgularsan kızında sana benzer, çocukların aklını karıştırma bari,’’ deyip o da beni azarladı. Sorgulamadan yaşamanın anlamsızlığını anlatamıyordum onlara. Hayvandan ne farkım vardı o zaman. Soracaktım, hatta Tanrı’ya gidip soracaktım. Pes etmeye niyetli değildim. Benimkinin maçı bitmedi hala. Gol atmanın amacını fazla ciddiye alıyor bu erkekler. File çoraba olan takıntıları buradan geliyordur belki de. Geçen gün almış getirmiş gece giymem için bir takım. Ben o çorabı giyene kadar çocuklar uyandı biri çişim var diye zırladı öbürü canavar diye ağladı. Çorap ayağımda takılı evin içinde dolanırken köpek de asılıp yırtmasın mı, adam deliye döndü. Bir hafta sırtı dönük uyudu. Ben Tanrı’ya mektup yazmazsam, sormazsam kim sorsun acep!

Sevgili günlük sana yazmak içimden gelmiyor.

‘‘Ellinci mektubumdan merhaba.

Bugün bu mektubu bizzat getirmeye karar verdim. Tükenmez kalem tükenmiş, kurşun kalemle yazıyorum satırlarımı. Kusura bakma Tanrı’m ama parasal eşitsizliğe birazda sen mahkum ettin. Çocukların kalem kutusundan aldım kalemi, fark etmeden onlar yerine koymalıyım. Sana ulaşmak için denediğim yolları tekrar etmek istiyorum. Tüm yolladığın kitapları okudum. Çok beğendim hepsini. Hatice Abla’yla konuştuk, o sana inanıyor ama korkuyor. ‘‘Ayol korkulacak nesi var,’’ dedim, benim delirdiğimi söyledi. Varsın öyle bilsinler. Kocam ile bir arada olmak konusunda, varoluşu sorguladığımdan beri şüpheliyim. Seninle iletişim kanalı arıyorum diye o da beni doktora götürmek istiyor. Yakın zamanda sana geliyorum, umarım evdesindir. Sevgiler T.’’

Sayın seyirciler haberimize Mahmudiye semtinden bir intihar vakası ile devam ediyoruz. Aldığımız bilgilere göre otuz sekiz yaşındaki evli ve iki çocuklu T. mutfakta doğal gaz borusuna kendini asarak intihar etti. Ardından elli tane intihar mektubu bırakan şahsın psikolojik sorunları olduğu kocası ve komşusu Hatice Hanım tarafından doğrulandı. Mahalle müftülüğü ise kendisine de geldiğini intihar ile ilgili sorular sorduğunu, inançlarında eksiklik olduğunu söyledi. Sıradaki haberi…

‘‘Görüyorsun değil mi Tanrı’m, adıma nasıl kötü haberler yapmışlar. Oysa ben seni ziyarete geldim. Çok utandım bu haberlerden dolayı. Kekimi beğendin mi, bir dilim daha ister misin? Aaaa o uçarak giden Marilyn Monroe’ mu yoksa? Kız üşütmeseydin incecik giymiş.’’