Güneş sistemimizin en sevilen dövmelere, hediyelik eşyalara ve illüstrasyonlara konu olan gezegeni Satürn’ünü tanımak isterseniz buyurun başlayalım!

Satürn sistemdeki en büyük hacimli, kütle bakımından da en ağır ikinci kütleli gezegen. Bunun yanında öz kütlesi en hafif gezegen olmasıyla bizi şaşırtıyor yani elimizde yeterince büyük bir havuz olsa Satürn’ü yüzdürmek mümkün olabilirdi çünkü öz kütlesi 0,687g/cm3. Yani dünyanın onda biri.

Satürn’ün kendi etrafındaki dönüşü diğer gezegenlere göre nispeten kısa sürüyor, yaklaşık on saat civarında. Bunun en net sebebi ise kutuplardan aşırı basık olması ve bunun da dönüşü etkilemesi. Tarih öncesinden beri onu çıplak gözle görmek bile mümkün ama halkaları ancak 1610 yılında keşfedilebilmiş. Toplamda 14 halkası var ama halkaların arasında bazı boşluklar ve çekimine kapılmış uydular da yer alıyor.

Bizim çizimlerde gördüğümüz gibi halkalar net dairesel şekillerde de değiller. Tabii uyduların, kuyruklu yıldızların ya da gezegenlerin atmosfere girip parçalanmış artıklarından – boyutları mikroskobik düzeyden birkaç bin kilometreye varabiliyor – oluşuyor.

Dönüşünü tamamlarken yörüngesel periyodun yarısında Kuzey Yarım Küresi yarısında Güney Yarım Küresi Güneş’e dönük oluyor. Bu göz yanılgısı da onun halkalarını ince bir çizgi halinde görmemize sebep oluyor.

Popular Science 1917 Yayını

Satürn sandığımız kadar sakin bir yapıya da sahip değil. Onu görmenizi sağlayan ilk uydu Cassini, 2004 yılında Satürn’ün Güney Yarım Küre’de tuhaf biçimli ejderha fırtınası denen bir fırtına türü keşfetmiş. Bilim insanları bu fırtınanın atmosferin derinliklerinde gerçekleştiğini ve ara ara şiddetlendiğini düşünüyor.

Son olarak, gezegenin radyo dalgalarında yüksek oranda bir dengesizlik var bu yüzden ne dönüş hızı ne de bunu neyin belirlediği tam olarak saptanamadığından tahmini değerlere başvuruluyor.