Bayım size o adamla aramda hiçbir şey olmadığını hangi kelimelerle anlatırsam anlayacaksınız. Söyledim size ben sadece yanlış odada uyumuş biriyim, hepsi bu. Hayır, alkol almadım. Uyuşturucu mu? Sigara bile içmiyorum ben. Nasıl oldu anlamadım. Anahtarı aldım odaya çıktım. Dedim ya az önce de kimse yoktu diye. Duş aldım ve yattım. Çok yorgundum. İki saatlik bir uçuşun ardından apar topar şirkete geldim. Tüm gün seminer verdim. Akşamına arkadaşlar bırakmadılar, onlarla yemeğe gittim. Sonra otele geldim. Bozuk plak gibi size aynı şeyleri anlatıp duruyorum. Çok yorgundum, ses falan duymadım. Biliyorum her şey yatağımın üzerinde olmuş. Ama ben bütün gece hiç uyanmadım. Davul çalsalar uyanmam. Öyle derler ya.

Kesin horluyordum. Hakikaten adam ayaklarıyla yatağın üstüne çıkmış. Ağzı yüzü çarpılmış horlayan bir kadını öpmemiştir umarım. Bir şey yapmamıştır canım. Yapmış mıdır acaba? Ben de neler düşünüyorum böyle. Şu iri kıyım herife de anlatamadık derdimizi. Bana anlatsalar ben de inanmazdım. İnsan oda numarasını karıştırır mı? Hadi ben karıştırdım da ya anahtar? Nasıl bir otel buldun bana böyle be kızım! Güya yardımcım. Ben şimdi bu insanlara nasıl yardımcı olacağım? Gerçekten anlattıklarıma ben bile inanmakta zorlanıyorum. Onlar nasıl inansın!

Kamera kayıtları falan yok mu? Belki benim uyuduğuma bir şey görmediğime dair bir delil bir şey vardır. Doğru odalarda kamera olmaz.

Keşke her yere kamera koysalardı. Tuvalete bile. Bu kadar uğraşmazdım. O zaman horladığımı herkes duyardı. Belki de horlamıyordum. Gerçi o adi herif giderken bana “İt gibi horlayan karı mı olur,” demişti. Geçen annem de “Çok yoruluyorsun sonra da çok gürültülü uyuyorsun,” dedi. Ne kadar kibar demiş anacığım. Eyvah! Annemin yüreğine inecek olanları öğrendiğinde.

Evet, ipler bana aitti. Ben kafa dağıtmak için arada makrome iplerinden anahtarlık örerim. Hobim. Hem ne var ki bir hobimin olmasında! Evet apar topar şirkete gittim. İpleri buradan almadım ki. İpleri bana yardımcım aldı. Nereden aldığını bilmiyorum. Uçağa gitmeden hemen önce çantama koydu. Bugün pek fazla işim yoktu. Uçağı beklerken örebilirdim. Hayır efendim şiş ya da tığla yapmıyorum. İpleri kesmek istediğimde bir kafede halledebilirim. Bir şeyler atıştırırken ipleri birbiri içinden geçiriyorum. Bir ip olsa gösterebilirdim.

Neyi göstereceksin acaba? İp mi kalmış. Sahi adam çantamda ip olduğunu nereden anladı? Aklım almıyor. Ben nasıl bu kadar derin uyudum ki? Hiçbir şey duymadım. Çok ilginç. Nerede kaldı bu avukat? Nasıl çıkacağız bu işin içinden?

Sabah odadaki kokuya uyandım efendim. Çok güzel rüyalar görüyordum. Gül bahçesinde yarı çıplak koşuyormuşum. Beş yaşımdayım. Bülbüller ötüyor falan. Pembe pembe güller. Dikenleri de yok. Sonra daha tam ayılamadığım için parfümümü mü döktüm acaba diye düşündüm. Kafamı biraz kaldırdım bir şeye çarptım. Yarı uykulu olduğum için anlam veremedim. Gözlerimi açmamla adamın ayaklarını görmem ve donmam bir oldu.

Adam ayaklarını benim parfümle yıkamış. Bütün gece kokmasın diye mi yaptı? Niye bir adam ayaklarını tanımadığı bir kadının parfümüyle yıkar ki? Bir adam, bir kadın parfümünü niye ayaklarına sürer ki? Düşünsenize otel odasında parfüm kokusuyla uyanıp burnunuzun dibinde bir çift soğuk, parfüm kokulu ayak buluyorsunuz. Dehşete düştüm görünce. Beynim olanları anlamlandıramayıp şokladı kendini.  Bir çığlık at değil mi? Yok. Ben öylece ayaklara baktım. Manikürlü parmaklara. Pedikür müydü yoksa onun adı? Bu konuları da pek bilmiyorum. Uzun parmakları vardı. Biçimli, kibar bir ayaktı. Duştan yeni çıkmış gibiydi. Duş aldı mı acaba? Yok canım alsa takım elbiseyle olmazdı herhalde. Bornozu, havluyu ben kullanmıştım.

Hayır efendim kendisini hiç tanımıyorum. Adını bile bilmiyorum. Ya demek Servet’miş. İlginç. Şey benim adım da Servet. O yüzden ilginç dedim. Gittiğim şirketten biri miymiş? Kendisini hatırlamıyorum ben. Demek en çok soruyu o sormuş bana. Bu da ilginç. Ayaklarını görmüş olsaydım hatırlardım mutlaka. Yok dalga geçmiyorum efendim.

Ya ne yapıyorsun kızım? Desene ben sadece soğuk, parfüm kokulu bir çift ayak gördüm. Daha yukarı bakmaya gücüm yetmedi efendim desene. Boş ver deme. Anlamaz bu izbandut. Boş avatar bunlar. Programlanmış biyolojik robotlar. Bir simülasyonun içinde köşeye sıkışmış hissediyorum kendimi. Bilincim bu avatara bağlanmış. Hatırlayamıyorum, kimim ben gerçekte? Gerçekte de horlar mıyım acaba? Gerçek bende kadın ya da erkek var mı? Hepsi ya da hiçbiri miyim? Bazen kafamı kaldırıp yıldızlara bakarım. Özlem duyarım. Herkes uzayın soğuk, karanlık ve sessiz olduğunu söylüyor. Oysa ben uzayın sıcaklığını duyumsuyorum. Işıklarını görüyor yaydıkları melodiyle dans ediyorum. Deli diyorlar bana. O yüzden hikâyelerimi kağıtlara yazmıyorum. Beynimin kıvrımlarına şifreliyorum yaşadığım her hayatı. Çok yaşlı bir ruhum. Halbuki hayata ilk defa gelmişçesine coşkuyla yaşıyorum. Bu sefer dinlerden bahsediyorlar. Tanrıdan dem vuruyorlar. Sınırsız kaynağı akılları gibi sınırlandırıyorlar. Anlam veremiyorum. Ben uzayın ritmik hareketlerinde dans eden bir zerreyim. Bir zerreyim yaşamı var eden. Servet benim adım. Yanlış odada uyudum. Bir çift parfüm kokulu ayakla uyandım. Tekrar uyudum. Kaç hayat geçtim? Uyandım. O kadını ben ne ilk kez gördüm ne de son kez. Çok yorgundu. Belli. Yatağında horluyordu. Duştan çıkmış. Saçlarını kurutamadan uyumuş. Baktım yüzüne. Öptüm dudaklarını. Konuştu uykusunda benimle. Ne tatlı sözler etti! Parfüm şişesini bırakmış aynanın karşısında, komodinin üzerine. Ayaklarıma döktüm. Beni duymak için örer o anahtarları. Benimle konuşma yoludur bilirim. Sadece iplerini ödünç aldım. O çağırdı, ben geldim Komiser Bey. Uyuyor sandım. Hepsi bu.