Baskılar her şeyi yıpratıyor. Bu baskının nereden geldiğiyle de alakalı tabii. Mesela Türkiye’de yerinde hiçbir zaman sarsılma olmayan bir kavram var “Mahalle baskısı”. Ülkemizde herhalde başka bir kavram böylesine hakkı verilerek net bir şekilde temsil edilmiyordur. Ben buna “ sokak mobbing’i” diyerek kendi içimde bir noktaya koyuyorum. Bu baskıya alışırız zamanla. Hatta o kadar alışırız ki bir süre sonra aynı baskıyı uygulayan biz oluruz. Ama bir de devletlerin baskısı vardır. Buna engelleme diyebilirsiniz, sansür diyebilirsiniz, haklarınızın elinizden alınması da diyebilirsiniz. Bu baskı türleri neredeyse maruz kalan her şeyi yıpratırlar. Bir tek şey hariç; SANAT!

Şimdi bunlardan niye bahsettim? Çünkü bahsedeceğimiz film tam da böyle bir baskının ürünü. Kelebekler, Tolga Karaçelik’in son filmi. Tolga Karaçelik Türk sinemasının içinde her zaman farklı bir noktada duran yönetmen. Gişe Memuru ile başlayan macerasında iyi ama popüler olmayan, genelde tiyatro kökeninden gelen oyuncularla çalışmayı tercih etmiş, asla ana akım sinemaya yeltenmemiş, ana akıma dahil olmayı bir televizyon dizisi ile denemiş ama bir türlü becerememiş bir yönetmen. Kendisi ünlü isimlerle değil de rüştünü ispat etmiş kişilerle çalışmayı yeğleyen bir yönetmen. “Sarmaşık “ filmini internet üzerinde başlattığı bir kampanya ile destek toplayarak çeken yönetmen ( tabii bunun yanında birçok festival ve dernekten de alınan destekler var) bu filmle birçok festivalde ödüle layık görüldü. En önemli başarılarından biri de “Sundance Film Festivali”nde dünya prömiyerini yapmış olması olan film, Türk sinemasının da adını böyle önemli bir festivalde bir kez daha duyurmuş oldu. Böyle bir sinema yolculuğu olan “indie” yönetmenimizin üçüncü uzun metraj filmi “Kelebekler”.

Öncesinde bir konuya değinmek istiyorum. Tolga Karaçelik “Kelebekler” projesini kafasına koyduğunda yapımcı desteği aramaya başlıyor. Kendisi pek ana akıma yakın olmadığı için büyük yapım şirketleriyle bir bağı yok. Zaten o şirketlerin yatırım yapacağı bir proje de değil “Kelebekler”. O büyük yapım şirketleri desteklediği sinema daha çok gişe kaygısı olan bir sinema. Sanat kısmını pek önemsemiyorlar açıkçası. Hal böyle olunca zaten onları eliyoruz. Elimizde bir tek kim kalıyor? Kültür Bakanlığı. Yönetmenimiz başvurusunu yapıyor. Ve senaryoyu hayata geçirmenin bir anlamı olmadığını düşünen (!) ve filmi tabiri caizse gereksiz gören kişiler desteği vermemeyi tercih ediyorlar. İşte tam bu kısımda “Neye göre, kime göre” sorularını soruyoruz. Yeni birilerine şans verilmesini istiyorlarsa ,Tolga Karaçelik çok yeni bir yönetmen. Kendini ispatlamış olmasını istiyorlarsa eğer, kriter festivallere katılımdır. Sadece “Sarmaşık” ile 40 kadar festivale katıldı ve adaylıkları var. Ortada bir sansür sistemi var. Ve bir ağızdan konuşulmadığında kesinlikle aforoz ediliyorsunuz. İşte bu film böyle zorluklarla çekildi. Çekimleri Milas’taki Hasanlar köyünde gerçekleşen filmin çekimleri tüm zorluklarla beraber 18 günde tamamlandı. Tam bir emek ürünü olan film Sundance Film Festivali’nin “Dünya sineması Jüri Büyük Ödülü”nü aldı. Adeta Türk sinemasının içerisinde bir kardelen pozisyonunda olan film, hiçbir türlü baskı ve ötelenmenin altında ezilmeden hayata geçirilerek bir şekilde başarıya ulaştı. İşte bu yüzden öncelikle bu filme saygı duyuyor ve selamlıyorum. Gelelim filme peki film nasıl?

“Kelebekler” afişinden başlayarak gidersek “Garip bir aile komedisi – Bir garip aile komedisi – Komedisi bir garip aile”. Film gerçekten kendini afişinde harika bir şekilde özetlemiş. Filmin konusu Üç kardeşin yolları yıllar önce ayrılmıştır. Aradan geçen 30 yılın ardından babaları çocuklarını bir araya getirmek ister ve onları Hasanlar Köyü’ndeki evlerine geri çağırır. Kardeşlerden en büyüğü Cemal, onları alır ve nedenini bilmedikleri bir yolculuğa çıkar. Üç kardeş köye gittiklerinde ise babalarının öldüğünü öğrenirler. Babaları, köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin gelişinde gömülmeyi vasiyet etmiştir. Birbirlerini çok az tanıyan kardeşler köyde kaldıkları süre boyunca yaşadıkları olaylarla kendilerini, birbirlerini ve babalarının kim olduğunu anlamaya çalışıyor.” Başrollerinde Tolga Tekin, Tuğçe Altuğ, Bartu Küçükçağlayan var. Proje de yer alan diğer isimler ise Serkan Keskin, Ercan Kesal, Hakan Karsak ve Ezgi Mola. Konusu itibarıyla aslında melez bir türe ait olan film genel olarak dram- komedi-kara mizah türleri içerisinde geziniyor. Atmosferi de bu gezinmelerin hakim olduğu sekanslara göre ayak uyduruyor. Yani film aslında tam bir türe ait olmamak ile beraber aslında parça parça her türden bize tattırıyor. Sahnelerdeki görüntü kullanımı ve efektleri de filmde buna göre düzenlemiş. Öyle ki kardeşlerin hayatlarından kesitlerin yansıtıldığı ve sonrasında bir araya gelişleri ve köye gidip babalarının ölüm haberini alana kadarki kısımda filmin komedi tarafı ağır basıyor. Köye vardıklarında ve sonrasındaki durumlarda ise film drama yöneliyor. Atmosferi de haliyle soğuklaşıyor. Efekt kullanımında da buna önem gösteren Tolga Karaçelik , filmini komedi olarak konuşlandırmasıyla birlikte aslında sıcak tonları tercih etmiş. Görüntülerdeki sarı ve tonlarının ağırlıklı olması da bunun en büyük göstergelerinden biri. Filmin atmosferi sekanslara göre değişse de genelde sıcak bir atmosfer hakim. Film kara mizaha daha yakın olmasını da aslında bu atmosfer durumu dizginliyor. Yani film komedi – dram – kara mizah üçlüsünün içerisinde güzel bir kontrast yakalamış. Sinematografik açıdan baktığımızda ise kamera kullanımı konusunda sabit kamera kullanımı yerine daha aktüel çalışan yönetmen, aslında bu seçimiyle kişiye olayları kendi gözünden seyretme olanağı sunuyor. Kişiyi karakterlerle özdeşleştirmek yerine filmle özdeşleştiriyor. Yani filmi izlerken “ Ya ben Cemal’in yerinde olsam ne yapardım” diye düşünsek de sonrasında “Böyle bir hayatım olsa ne yapardım ya” diye düşünerek hikayenin geneline yayılıyor seyirci. Kullanılan kamera açılarıyla izleyici genel olarak gözlemleyici rolde tutuluyor. Filmin atmosferine ve hikayeye hakim olmasını bol bol genel çekim ve insertlerle sağlıyor. Hikaye aileyi odak noktası alıyor ve sonrasında genel bir toplum ve düzen eleştirisine dönüşüyor. Bana göre çağımızın en büyük hastalığı olan “bireysellik” ve “aile olgusu” eleştirileri ve sorgulamasıyla da mesajını iletiyor. Filmde karakterler çok derinlemesine işlenmiyor. Karakterlerin sadece belli bir kısmını tanıyoruz. Ağabey Cemal uzaya gidememiş bir astronot, ortanca kardeş Kenan seslendirme sanatçısı ve oyuncu, kardeş Suzan ise mutlu olmadığı ve bitiremediği bir evlilikle mücadele eden bir kadın. Karakterler bir araya gelene kadar kendileri için en fazla bunları söyleyebiliyoruz. Ama üçü bir araya geldiklerinde kopmuş olmalarına rağmen var olan anılarını aktararak hepsi birbirlerini tanıtıyorlar. Her karakterle ilgili tam bir kesin kanıya varacakken bir diyalogla kafamızda o karakter yeniden inşa oluyor. Bu da filmi güçlü kılan kısımların başında geliyor. Film daha çok görüntülerinden değil de senaryosundan güç alıyor. Film alışılagelmemiş ve absürt bir Türkiye’yi izleyicisine aktarıyor. Patlayan tavukların, dini sürekli sorgulayan bir imamın, her sene kelebeklerin ölmek için ziyaret ettiği bir köyden bahsediyoruz. Köyde her kesimden insanın dizayn edilmiş olması da eleştirel unsurları beraberinde getiriyor. Muhtar ve karısının arasındaki ilişkide kadına baskıyı, imamda din ile bilim çelişkisini, hikayenin merkezindeki ailemizle de aile kavramını diyaloglarla sorgulayan yönetmen izleyiciye bunları çok iyi sunuyor. Aile hasretiyle büyümüş kız kardeş üzerinden ailenin hatalarının insanda bıraktığı yaraları, ortanca kardeş Kenan ile ailenin insanın karakter oluşumundaki etkisini, Cemal karakteriyle ise de ailenin hayata bakış açınız üzerindeki etkisini gösteriyor.

“Kelebekler” bakıldığında küçük bütçeler ve dar zamanlarla bezenmiş ama bir o kadar güçlü ve dik duruşuyla övgüleri sonuna kadar hak eden bir film. Tolga Karaçelik ve Türk sineması adına umut saçan bu filmi herkesin izleyerek bir şekilde sinemaya katkı da bulunması diliyorum.

İzleyenlere afiyet , izlemeyenlere “çabuk izleyiniz “ diyerek sinema dolu günler diliyorum.