İnsanların sanıları, çocukların oyuncaklarıdır. (1)

Platon ve Aristoteles gibi tarihe yön verenleri bir tarafa bırakacak olursak; Efesli Herakleitos antik çağın bugüne ve yakın geçmişimize en çok etki eden filozoflarından birisi olarak sayılabilir. Yalnızca çağdaşları için değil, aynı zamanda Friedrich Nietzsche başta olmak üzere, Martin Heidegger, Carl Gustav Jung, G. W. F. Hegel, Alfred Whitehead gibi pek çok çağ ötesi filozof için de esin verici olan Herakleitos, bu esin vericiliğini “ateşin ve oluşun peygamberliği”ne borçludur. Bu felsefî konum yalnızca teorik değil, aynı zamanda pratik bir bilgeliği de kapsar. Kozmik ateşin Varlık’ın merkezinde durduğu ve her şeyin bu kozmik ateş etrafında biteviye değişip dönüştüğü, ısınıp soğuduğu, yapışıp çözüldüğü düşüncesi gerçekten de etkileyici görünmektedir; ve Herakleitos bu fikri yaşamöyküsel olarak da izleyerek kendi özgün felsefî konumunu “yaşamı pahasına” inşa etmiştir. İşte bu bahsedeceğim, bana göre değme bilgece bir yaşamdır.

Herakleitosçu yaşamın iki temel dinamiği vardır. Bu dinamiklerden ilki kalabalık-dışarı bir yaşamı ilkece benimsemektir. Zirâ Søren Kierkegaard’nun güzel deyişiyle “kalabalıkta hakikat yoktur” (ya da “kalabalık gerçek değil”) ve kalabalık-içeri bir yaşam hakikatin üzerine çekilmiş örtüye tabi olmak anlamına gelecektir. Herakleitos’un kalabalığa düşman kesilmesi ve kalabalıktan köşe bucak kaçması, felsefî etkinliğinin en önemli temelidir. Kalabalık ilk önce bir bireylik öğütücüsü gibi çalışır, herkesi kendi içine çekerek orada tüm sesleri bir gürültüye, tüm adımları bir koşuşturmaya, tüm kendilikleri ise bir başıboşluğa dönüştürür. İkinci ilke ise, çocukça yaşamak, çocuksulaşmak, ihtiyardan kaçıp çocuğa koşmaktır. Herakleitos kalabalıktan kaçtığı zamanlarda çocukların yanına gider ve onlarla oyun oynar. Bu sayede kendisi de çocuklaşır. Çocuklaşmanın felsefî önemi, Nietzsche’nin üstinsana giden yolda tinin son aşamasının çocuk olduğunu vurgulamasından da (2) anlaşılabilir. Çocuk, saf görüye sahiptir. Varlık’a ilişkin görümüz, ihtiyarlığın tüm illüzyonları ile bulanıklaşmış, örtülenmiş, bulutlanmışken; bu aşamada çocuklaşmak, tüm bilgi ve ideallerden sıyrılmış, tertemiz, saf bir görü elde etmek anlamına gelecektir. Herakleitos bunun öyle farkındadır ki, çocuğun temsil ettiği tüm ontolojik değerleri sahiplenir.

Gelgelelim Herakleitos, bu yaşamını, komik ama bilgece bir ölümle noktalamıştır. Kalabalıktan kaçıp dağ başında yaşamaya başlayınca, ot yemekten tüm bedeni su toplayan filozof, kente inip hekimlere de derdini anlatamayınca bedenini tezekle kaplamış ve nihayetinde ise köpekler tarafından parçalanmıştır. Bu rivayet öykü Herakleitosçu yaşam için bir özet niteliğindedir. Kalabalık arasında yaşamaktansa, hiç de kahramanca olmayan bir ölüm yeğlenmiştir. Bu yalnız ve çocuk bilgenin bize öğreteceği çok şey olmalıdır. Kalabalıktan olabildiğince uzak ve ihtiyarca ideallerimizden, türlü epistemolojik illüzyonlarımızdan sıyrılabilmiş, çocukça bir yaşam, pratik bilgeliği bize bahşedecektir. Modern bir toplumda böylesi bir yaşam sürmek, yani kalabalık-dışarı bir yer bulabilmek ve bilgi diktatörlüğü altında “bilgisiz” kalmayı seçebilmek, pekâlâ oldukça zordur. Fakat unutmamak gerekir ki Herakleitos da, kendi çağının zor seçeneğini yeğlemiştir. Buradaki önemli ifade “olabildiğince”dir. Yoksa elbette tümüyle bir red ve soyutlama, Herakleitos’tan daha beter bir ölümle sonuçlanacağı için, yaşamın inkârına varacağından yine tercih edilmemelidir. Yaşamı her koşulda olumlamakla yaşamın getirisi olan debdebenin, hırgürün içine dalmak arasındaki farkı kavrayarak, basit olanı, yani basit yaşamı inşa edebilmek dileği ile…

Herakleitos yol göstericimiz,

Camus yâr, Nietzsche yardımcımız olsun…

Dipnotlar:

(1) Herakleitos, Fragmanlar, Çev: Cengiz Çevik, İş Bankası Yayınları, 2020, ss. 10.

(2) Bkz. Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Üç Dönüşüm Üzerine.