Bugün yeni eğitim öğretim yılının ilk günü. Çocuk ve gençler karnelerini aldılar, yaz tatillerini yaptılar. Tatil süresi içinde gerek kendi çocuk ve yeğenlerimle gerek onların arkadaşlarıyla gerekse şu ya da bu nedenle bana başvuran, karşılaştığımız öğrencilerle yaptığım sohbetlerden çıkardığım şey, okulların neredeyse sınav merkezi hâline geldiği. Sınavlar yapılmasa ve sonucunda karneler alınmayacak olsa okula devam edecek öğrenci sayısı ne kadar olur, merak ediyorum. Zaten sınavların tamamlanıp notların idareye verildiği günden sonra öğrencilerin okula devam etmeyişi, okulların boşalması, tatilin fiilen erkenden başlaması konuyu ortaya koyuyor. Benim çıplak gözlemlerimi bilimsel veriler de destekliyor. Özellikle son dönemde ülkemizde yapılan çalışmalar okul aidiyetinin her geçen gün azaldığını gösteriyor. Okullar açılırken yeni okullara ihtiyacımızın olduğunu tartışmamız gerekiyor. Felsefesiyle, kültürüyle, yetiştirmeyi amaçladığı insan tipiyle, müfredatıyla, sosyal donatılarıyla yeni bir okul anlayışına şiddetle ve acilen ihtiyacımız var. Gelecek farkındalığına sahip, vizyoner, dünyadaki gelişmeleri takip eden birçok insan bu okullarla geleceğimize ihanet edildiğini düşünüyor. Ne yazık ki en yetkili insanlar bile derin bir çaresizlik içinde.

Beier Cümle Tamamlama Testi, bireyin iç dünyasını açığa çıkarmaya çalışan projektif testlerden. Bireyin açığa vurulmamış duygu ve düşüncelerini saptama amacı güdüyor. Bu testte birey, eksik cümleleri tamamlayarak ilgi, tutum, arzu, beklenti ve sıkıntılarını yansıtıyor. Danışmanlık yaptığım yıllarda uygulamaya özen gösterdiğim bir testti bu. Zira bireyin kendisine, ailesine, arkadaşlarına, okula ilişkin tutumlarını hızlıca ele veren bir ölçek. Bu testte ilgimi çeken durumlardan biri, öğrencilerin yıllar içinde okula ilişkin tavırlarının değişmesi olmuştu. Her geçen yıl öğrencilerin okula ilişkin beklentilerinin düştüğünü, aidiyetlerinin azaldığını gözlemledim. Öğrencilerle yaptığım görüşmeler testin verilerini doğrular nitelikte oluyordu. Öğrencilerin çocuk ya da genç olduğunu hesaba katmayan, öğrencilerin çoğunun vakit kaybı olarak nitelendirdikleri uzun okul saatleri, öğrencilerin ihtiyaç, ilgi ve yeteneklerini dikkate almayan sınav odaklı sistem, çağın çok gerisinde yapılandırılmış müfredat, kendini sınıfın tek egemeni olarak gören, eğitimin hedefi, en büyük paydaşı olan öğrencileriyle ortak dili oluşturamayan öğretmenler, öğrenci ve öğretmen üzerinde baskı oluşturan kurallar silsilesi görüşme saatlerini aşan yoğunluktaydı.

Pandemiden sonra gençlerin şikayetlerinin neredeyse çığlığa dönüştüğünü biliyorum; çevremdeki çocuk ve gençlerden, en yakınındansa kendi çocuklarımdan. Oğlum, “Okul nasıl gidiyor?” sorusana isteksizce “İyi” diye cevap veriyor. Karşısındaki isteksizce cevap verişini hissedip “Okulu sevmiyor musun?” diye ekleyince “Karne almayacak olsam okula gitmek istemem. Sistem çok kötü.” diye veryansın ediyor. Oğlumun sesine kız kardeşinden destek geliyor hemen: “Okul olmasa ne olur ki? Bilgisayardan hemen ve kolayca öğrenebiliriz. Zaman kaybı.” Görülüyor ki özellikle pandemiden sonra her şey çok değişti. Pandemi günlerinde doğan minik kardeşlerine ileriki günlerde neler anlatacaklar kim bilir?

Olup biteni falcılar söylese inanmazdık. Fakat geri dönüş yok. Değişimin ayak seslerini gerek çıplak gözlemlerle gerekse uyguladığımız test, anket ve ölçeklerle duyuyorduk, pandemi âdeta katalizör oldu. Şimdiyse cin şişeden çıktı bir kez. Yeni bir dünya var artık. Yapılması gereken söz konusu değişime ayak uydurmak. Bir Çin özdeyişinin, “Değişim rüzgârları estiğinde akılsızlar duvar örer, akıllılar yel değirmeni yapar.” dediği gibi. Üzüntüm yetişkinler olarak ülkemizde çocukların yel değirmenleri kurmaları için altyapı hazırlayamamak. Gelecek vadeden gençlerin gözü yurt dışında. Ne yazık ki söz konusu konuyu milli güvenlik sorunu gibi görüp kitleleri, kamuyu yönlendirecek aydınlarımız yok.

Anlam ve değer krizinin yaşandığı zamanlar içindeyiz. Günümüz gençleri anlam ve değer arıyor. Anlam ve değer bağıyla inşa etmedikleri ilişkilerine, bu ilişkiler gerek kurumlarla gerekse insanlarla kurulsun fark etmiyor, sırtlarını dönüyorlar. Bugünkü okulların anlam ve değer üretmeyen, yaşamdan ve çağdan kopuk betonlaşmış kalıpları gençlerin zihinlerini ve ruhlarını cendereye soktukları gibi onları geleceğe de taşımıyor.

Eğitim öğretim yılı hayırlı olsun demiyorum, diyemiyorum, zira hayırlı olanın bu hâliyle sürdürülmeye çalışılan okullara veda etmek olduğunu biliyorum, tıpkı geleceğini göremeyen günümüz çocuk ve gençleri gibi.