Haritalar ilginizi çeker mi? Küçükken belki ödev olarak verilmiştir Türkiye haritasını çizmek belki de şanslıysanız aileniz size dev bir Dünya almış döndürüp döndürüp ülke bulma oyunu oynamışsınızdır arkadaşlarınızla. Sahi oyun oynayan bir çocuk muydunuz? Sahilde kumdan kaleler yaptınız, parkta saklambaç oynadınız belki kumdan kahveler yapıp sözde misafirlerinize ikram ettiniz. Peki hiç denize düşen bir meteorla oyun kurdunuz mu?

Evet, evet yanlış duymadınız. Bir meteor, oyununuzun ana nesnesi oldu mu diye soruyorum. Ben böyle bir oyunu oynayacak kadar şanslı değildim ama İzmir-Çeşme’de Güneşlik Koyu’nda denize düşen bir meteorla günlerce vakit geçiren, nice maceraya atılan bir grup genci tanıyorum. Üstelik bu macerayı anlamamız için biz okurlara günlüğün başına iliştirilen harita da bölgeyi tanımamıza büyük katkı sağlıyor. Bu maceranın yaratıcısı Doğu Yücel, mizahi ve ironik bir üslubu benimseyerek oluşturduğu eserini bilimkurgu unsurlarıyla donatmayı başardığı için sadece genç okurları değil, macera seven herkesi bu maceranın bir parçası olmaya davet ediyor.

O hâlde Günışığı Kitaplığı etiketiyle Eylül ayında raflarda yerini alan Uzak Dünyalar romanına yakından bakalım.

Editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği Köprü Kitaplar koleksiyonundan çıkan Uzak Dünyalar, bir grup gencin yaşadıklarıyla bize iletişimi, birbirimizle kurduğumuz bağları, yaşama sevincini, gözlemin gücünü ve güzelliğini, yardımlaşmayı yeniden duyumsatıyor.

Güneşlik Koyu’ndan merhaba!

Olay örgüsüne başkarakterlerimizden biri olan Arda’nın anlatımıyla tanıklık ediyoruz. Aslında Arda’nın bize gönderdiği günlükten bozma bir yazıyı okuyarak anbean gelişmeleri okuyoruz. Orta halli bir ailenin çocuğu olan Arda, babasının zamanında attığı akıllıca bir adım sayesinde Türkiye’nin en popüler tatil beldelerinden biri olan Çeşme’de çekirdek ailesi ile yaşamaktadır. Kendi tabiri ile İzmir’in kaymak tabakasının doluştuğu bir sitede çocukluk günlerini geçirmektedir. Çok sevdiği anneannesini sigara yüzünden iki yıl önce kaybeden Arda, anneannesinden kalan saati kolundan hiç çıkarmayarak ona olan sevgisini, özlemini, minnetini yaşamaya devam eder.

Arda farkındalık düzeyi yüksek bir çocuktur. Akranlarının kolundaki saatin durmuş olduğunu fark etmediklerine içerlemektedir.

“Zaten burada hiç kimse başkalarına gönül gözüyle bakmaz. Tişörtünün markasını, telefonun modelini anında fark ederler ama saatinin durmuş olduğunu, gözünün nemlendiğini, kalbinin kırıldığını fark etmezler.” cümlesiyle Arda’nın çevresine eleştirel bakabilme yeteneği ile tanışmaya başlarız.

Saatinin durmuş olduğunu ilk kez Batuhan fark eder. Fark etmenin de ötesinde Arda’nın bozuk saatini tamir etmek için bir hayli çabalar. Batuhan, teknoloji devi ArıKan Tech’in varisidir. Zenginliğiyle tanınan Fikret Arıkan’ın oğludur. Arda, bu sıfatlarla ilgilenmez aksine saatinin çalışması için bu kadar çabalamasından etkilenir. Ancak kendisi Batuhan’ı en yakın arkadaşı ilan etse de Batuhan’ın cephesinde aynı gözle görülmediğinin farkındadır.

Arda, anneannesi sayesinde hayatı ve insanları tanıyan, deneyimleyen bir özelliğe sahiptir. Hâliyle farkındalık düzeyi bu kadar yüksekken Batuhan’ın kişisel özelliklerini, zaaflarını görmesi kaçınılmazdır. Batuhan, yakın arkadaşlarının dış özellikleri ile dalga geçmeyi seven, bununla da yetinmeyip onlara türlü lakaplar takan, bu lakaplara itiraz eden Arda’ya kafa tutan ve hatta halka ait olan deniz kıyılarında mülkiyet hakkı iddia ederek YABANCILAR GİREMEZ tabelası asmakta sakınca görmeyen bir karaktere sahiptir. Arda, Batuhan’ın ergenlikle birlikte yaşadığı değişime inanamamaktadır. Ta ki Batuhan’ın babası Fikret Bey’le tanışana kadar…

Dil, kimliğimizdir.

Üslup bulaşıcıdır. Diliniz neyi önceliyorsa çocuğunuz da onu önceler. Nereden mi biliyorum? Hem öğretmen hem de anne olma yetkime dayanarak söylüyorum, çocuğunuz sizin söylediklerinizle ilgilenmez, sizi taklit eder. Çocuğunuzun kitap okumasını istiyorsanız, sizin kitap okuduğunuza şahitlik etmeli, çocuğunuzun merhametli olmasını istiyorsanız merhamet gösterdiğiniz anlara tanıklık etmeli. Ismarlama kişilik maalesef yok. Bu yüzden büyütmek farklı, yetiştirmek farklı diyorum her seferinde. Elbette sizden ayrışan özellikleri olacaktır ama mayasını sizden alacaktır. Tıpkı Arda gibi, tıpkı Batuhan gibi.

Batuhan, babasının adeta projesidir. Bir gün ArıKan Tech’in başına geçecektir. Bu elbette mümkün olabilir. Ama olmaya da bilir! Çünkü Fikret Bey, oğlunu varisi olarak gördüğü için oğluna yakından bakmayı asla başaramaz. Oğlu ne yapmayı sever, ne yapmaktan hoşlanmaz hiçbir fikri yoktur. Büyük bir teknoloji devi olduğu için oğluna sayısız teknolojik imkân sunar ancak Batuhan bunları tam anlamıyla kullanma bilgisinden, yeteneğinden yoksundur. O araçların hepsi, Batuhan’ın popüler olmasına, arkadaş edindiğini zannetmesine yardım eder. Tahmin ettiğiniz gibi bu bir yanılgıdır. Tıpkı kendi gücünden zehirlenen babası da gibi Batuhan da babasının gücünden zehirlenir. Babasının öfkesinden de nasibini alır. Herkesin içinde çok acımasız bir konuşmaya maruz kalır. Aslında bu bir zincirdir. Sizin evdeki üslubunuz, tavrınız, çocuğunuzun dışarıdaki kimliğine doğrudan kılavuzdur. Bu durumun kötü sonuçlarına da eser boyunca biz okurlar olarak defalarca tanıklık ederiz. Bu biz okurların sorgulaması gereken önemli noktalardandır. Batuhan özelinde de şiddetin ilk adımı sayabileceğimiz akran zorbalığını gözlememiz de çözüm noktalarına arayışına sürükledi beni.

Arda, bu kadar rahatsızken Batuhan’dan neden kopamaz peki dediğinizi duyar gibiyim. Aslında Arda bu konuda yaşının gerektirdiği her şeyi yapar. Batuhan’la konuşur, durumu kendi ailesine iletir ki kendi ailesi de Batuhan’ın ailesi ile konuşsun ama bu çabalar sonuçsuz kalır. Arda’nın annesi kendisine robot süpürge hediye etmiş bir aileye oğlunu şikâyet etmeyi doğru bulmaz, dahası Fikret Bey’in Arda’nın ailesinin bütçesine önemli bir katkısı olmuştur. Çocuklar arasındaki ufak(!) anlaşmazlıkların kendi ilişkilerini bozmasına müsaade etmezler.

Arda üzgün, şaşkın ve kızgındır bu konuda ailesine. Ne olursa olsun yanında olmaları gerekmiyor muydu?

Ama bazen bir şey olur ve değişir, güzelleşir her şey. O, bir şey de olmuştu. Arda ile aynı açılardan bakmayı başaran, Arda’yı farkında olmadığı güzelliklerle tanıştıran, merak duygusunu kamçılayan ve dahası Batuhan’ın da içindeki kötülüğe bir nebze dur demeyi başaran biri yani Dicle gelir.

Dicle de Arda gibi başkarakterlerden biridir. Arkadaşları için rol modeldir. Akranlarının tablet, televizyon, telefon bağımlılığına rağmen Dicle hayatın güzellikleri ile tanıştırır arkadaşlarını. Yıldızları seyrettirir, ağaçların isimlerini, özelliklerini söyler. Kısacası Arda ve arkadaşlarına gözlerinin önünde, yanı başlarında duran ama asla fark etmedikleri bir dünya hediye eder. Terimlere de hakimdir. Dicle sayesinde entomoloji gibi terimlerle buluşur, kelime dağarcığımızı zenginleştiririz.

Dicle özelinde bilginin ne denli kıymetli olduğu ve hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığı, güzelleştirdiği gerçeği ile yüzleşiriz.

Tam da bu noktada yazarın başarısından söz etmek isterim. Bugüne kadar çocuk edebiyatı yazarları ile birçok röportaj gerçekleştirdim. Belki de çocukluğumda okuduğumdan daha fazla çocuk kitabı okudum. Elbette çocukken böyle bir gözlem yapmam mümkün değildi, o dönem okuduklarımın bana kazandırdığı hisler yeterliydi. Ancak özellikle anne olduktan sonra okuduğum bütün çocuk kitaplarını yazarın güncel çocuk diline, beğenilerine, oyunlarına hakimiyetini sorgulayan bir bakış açısı ile okudum. Doğu Yücel, Arda’nın dilinden bize ulaşırken Arda’nın ve arkadaşlarının yaşının gerektirdiği dili, yer yer argoyu yer yer jargonu, onların beğenilerini ustalıkla sunuyor. Hiçbir an, hiçbir söylem havada kalmıyor. Dicle’nin yeryüzü ve gökyüzündeki her şeye hâkim hâlini bile ukala bir yerden değil, çocuk bilgeliğinde sunmayı başarıyor. Bu nedenle siz eseri okurken Arda’nın yaşına takılmadan pürüzsüz bir Türkçe ile buluşarak olay örgüsünde kayboluyorsunuz.

Dicle’nin özgün tavırları Arda’nın geçmişini de tetikler. Dicle gibi biri kısa süreli de olsa hayatına dokunur ve ona büyük bir alışkanlık kazandırır. Bir yaz kampında tanıdığı görme engelli Eylül, Arda’ya engellere rağmen okumanın hayal dünyasına katkısını gösterir, okuduklarını yeniden hayal ederek bir de kendi zihninde filmler çekebileceğini anlatır.

“Bilmem ki, zor geliyor okumak… Olan biteni anlamak, karakterleri, isimleri hatırında tutmak, her şeyi kafanda canlandırmak falan… Film izlemeyi tercih ediyorum.” diyen Arda’ya “Hazıra konuyorum, diyorsun. Oysa kitap okuyarak kafanda kitabın filmini çekebilirsin. Filmde yönetmen ne çektiyse onu görürsün, kitaptaysa özgürsün, ne görmek istersen o. Sadece sana özgü bir film.” cevabını veren Eylül’e kitap okudukça hak verecektir Arda. Üstelik kitap okudukça yazma yeteneği de gelişir Arda’nın hatta bazen yazdıkları ile konuşmalarını süsler. Arda’nın yazdıkları okul gazetesinde yayınlanmaya başlar. Eylül, Arda’nın hayatındaki ilk kıvılcımdır.

Şimdi ise Dicle, Arda’nın kendini tanıması için bir aynadır. Bu aynada gördükleri ile barışacak, değişecek, güzel özelliklerini ön plana çıkaracaktır. Üstelik Dicle’nin etkisi sadece Arda ile sınırlı değildir. Bulut, Furkan, Ege, Nil, Sedef kısacası Arda’yla beraber arkadaşları da Dicle’nin tuttuğu aynaya sırtlarını dönmezler.

Merak, doğurgandır.

Merak, beraberinde bilgiyi, bilgi beraberinde zarafeti getirir. Arda ve arkadaşlarının yaşadığı değişim tam da budur. Batuhan’ın zorba diline karşın onların birbirini destekleyen, ılımlı, yol gösterici bir dili oluşur.

Dicle de kendi eksiklerini görür, dahası bununla yüzleşme cesareti gösterir. Annesi ve babasının boşanacağını düşündüğü bir dönemde üzüntüden saçkıran olur, annesi ve babası bu kararlarından vazgeçse de Dicle’ye saçındaki boşluklar birer anı olarak kalır. Dicle ilk günler bunu saçına taktığı bandana ile arkadaşlarından saklamayı başarır ama Batuhan’ın bir tartışma anında bandanayı çekmesi ile gözler önüne serilir. Dicle, o an çok utansa da o aşamadan sonra arkadaşlarından bir şey gizlememe kararı alır.  Yüzmeyi bilmediğini açıklaması gerektiği gibi…

“Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar.”

Çocuklar, her şeyi ama her şeyi oyunla çözer. Oyun, onların bir terapi yöntemidir. Zorlandıkları bütün duyguları oyun aracılığıyla açık ederler. Evdeki bir kavgayı oyuncak bebekleri ile canlandırırlar. İyi birer gözlemci iseniz çocukların bütün duygu evrenine oyun aracılığı ile girersiniz.

Bu nedenle çocuk psikiyatri bölümleri çocuklar ile görüşmelerinde oyunu devreye sokarlar. Basit bir doktorculuk oyununda bile kendi minik dünyalarındaki devasa korkuları önümüze sererler.

Bu çocukların birbirlerine karşı oluşturdukları ılımlı ve yol gösterici dil, birbirlerinin eksiklerini kendi eksikleri gibi görüp üzerine gidebilecek cesareti birbirlerine aşılamaları ile oluşur.

Dicle’ye yüzme öğretme kararı veren Arda da suya meraklı bir çocuk gibi coşkuyla giren Dicle’nin su derinleştikçe korkmasını kolluk ve simit gibi araçlarla hafifletmeye çalışır. Dicle, Arda’nın gösterdiklerini taklit eder. Kolay olmayacaktır ama bir gün başaracağına inanır.

Dicle, yeni bir deneyimle heyecanlanırken akşama meteor yağmuru olacağını müjdeler. İşte yeni bir deneyim, sayısız tecrübe ve oyun şimdi başlar.

Misafir’imizi ağırlamak zorundayız.

Meteor yağmurunu seyretmek için plajda buluşan Arda, Dicle, Furkan, Ege, Sedef, Nil, Bulut ve kardeşi Güneş hayranlıkla kayan yıldızları seyrederken dileklerini dilerler. Her biri öncelikle Batuhan’ın kendilerine taktığı lakaptan ötürü beğenmedikleri fiziksel özelliklerini değiştirmek için gerekli cesareti diler. Nil fazla kilolarından kurtulmayı, Furkan göz kapağı ameliyatı için cesaretlenebilmeyi, Bulut geliştirdiği aplikasyonların herkes tarafından kullanılabilmesini ve bacaklarının eşitlenmesini ister mesela.

Batuhan’a rağmen özel yetenekleri olan çocuklardır bunlar. Sedef sahne korkusunu yenebilse belki de hayalindeki gibi hayranı olduğu Ezgi Mola ile aynı sahneyi paylaşabilir ya da Türkiye’nin ilk anime uzun metrajında seslendirme yapabilir.

Bulut, bir teknoloji dehasıdır. Şimdiden aplikasyonlar tasarlar, bir gün hayata geçirebilmek için bütün detayları üzerine düşünür.

Kayan yıldızlara bakarken diledikleri üzerine konuşurken birden Furkan gökyüzünü gösterir. Bir süre şaşkınlıkla bakakalırlar. Artık çıplak gözle seçebildikleri alev almış bir uzay kayası doğrudan üzerlerine doğru gelir.

Birden koşmaya başlarlar. Büyük bir “Foşşşşşşşş!” sesi duyarlar. Sonra da dev bir dalga ile sırılsıklam olurlar. Elektrikler kesilir. Dicle, Arda ve Bulut korkudan çok merak duygusuna kapılır ve denizin dibinde bir ateşböceği gibi yanıp sönen cisme yaklaşır.

Bu andan sonra yaşanan her şeyi ben kendi okur algımla anlatmak istiyorum. Arda ve arkadaşları bazen Misafir bazen Yabancı olarak adlandırırlar bu cismi. Neye benzediğini anlatmakta zorlanırlar. Cisim yanıp söndükçe bakmaya, bir şeylere benzetmeye çalışırlar. Kuma saplanmış bir roket, sivri bir koni, kaya gibi ama kayadan farklı olarak cismin gövdesine simetriyle dağılmış, üçgen benzeri muntazam şekillere sahip ağaç gövdesini anımsatan bir cisim. Ne deseniz az ne deseniz eksik kalabilecek bir tanımlama.

Üçgen yapıların açılmasıyla Arda, Dicle, Ege ve Bulut bu cisimle karşılaştıkları ilk an itibarıyla eşsiz bir deneyim yaşarlar. Bu cismin onlara söyleyeceği bir şey vardır. Dördü aynı anda aynı rüyayı görür, cismin gösterdiği bölük pörçük görüntüleri bir araya getirerek olay örgüsünün üzerindeki sis perdesini kaldırmaya çalışırlar. Büyülenmiş gibidirler.

Dicle, bu cismi kesinlikle saklamalarına gerektiğine inanır. Cisim rüyalarının sonunda “Şşşşşşşşh!” diyerek bir mesaj verdiğini iddia eder. Ancak acele etmeliydiler cismi saklamak için çünkü olay yerine jandarma, belediye görevlisi gelir.

Jandarmanın Güneşlik Koyu’na gelmesiyle Fikret Arıkan devreye girer. Onun bu koyla ilgili büyük planları vardır ve radyoaktivite çekincesinin bu bölgenin gözdeliğine vuracağı zararı dile getirir. Jandarma ve belediye görevlisinin Fikret Arıkan’ın bölgelerine yaptığı bağışları kaybetme tehlikesini göze alamayarak bütün hayati tehlikeleri ikinci plana atmasına oldukça öfkelendim. Misafir’i Arda ve arkadaşlarının saklaması için kendi içimde haklı sebepler ararken bir kez daha büyüklerin kötücül dünyası ile yüzleştim. Çocukların sağduyusuna daha fazla güvenmem gerektiğine karar verdim.

Bu çocuklar taşıdıkları vicdan ile büyüklerden çok daha doğru, çok daha cesur adımlar attılar. Günlerce misafirleri ile sayısız iletişim kurdular. Her bir rüyanın anlamı üzerine uzun uzun değerlendirme yaptılar.

Çocuklarımız en çok da biz ebeveynlerine yaranmak için hata yapar.

Arda ve arkadaşları bu kadar emek verip zorlukları göğüslerken Batuhan, kendisini terk eden(!) arkadaşlarının peşine düşer. Onların bir şeyler karıştırdığından neredeyse emindir. Misafir ile karşılaşınca adeta büyülenir ama yeniden içindeki kötülüğe yenilir. Bu cismi, babasına haber verir.

Babasının eleştirel dilinden kurtulup babası tarafından takdir edilmek isteyen Batuhan, şirketleri için önemli bir parça bulduğundan emindir. Ürettikleri aletlerin şarjlarının çabuk bitmesi nedeniyle tüketiciler tarafından eleştiri yağmuruna tutulan hâliyle para kaybeden firmaları için bu büyük bir fırsattır. Batuhan gözleriyle görmüştür Arda’nın bozuk saati bile Misafir’in yanında çalışmaktadır. Batuhan, babasından kabul görmek adına arkadaşlarının sağduyusu yerine babasının kötülüğüne teslim olur.

Kötülük her zaman galip gelemez.

Fikret Bey, Misafir’i evinde görünce derhal mühendisine haber verir. Mühendis, Müsafir’in gücünü doğan aldığını keşfeder. Bundan sonrası Arda ve arkadaşlarının Misafir’i kurtarma sürecidir. O bölümlerin heyecanını sizin de yaşamanız için anlatma ihtiyacı hissetmiyorum.

Ancak biraz önce de dediğim gibi Misafir’in denize düştüğü andan sonrasını kendi okur algımla anlatmanın doğru olacağına inanıyorum.

Misafir aracılığıyla Arda ve arkadaşları birçok rüya gördü. Bu rüyaları, Misafir’in anlattığı gibi düz bir hikâye olarak okumanız da mümkün ve doğrudur. Ancak ben bu noktada Misafir’in biz okurlara da bir mesajının olduğunu düşünüyorum. Kendi gezegeninde yaşamın bitmesini anlatan Misafir, söz ettiği tehlikeler ile bizim gezegenimiz için de aynı tehlikelerin geçerli olduğunu fısıldıyor bize. Olası sonumuzu, kendi hikâyesi ile parça parça sunan Misafir, son yıllarda yaşadığımız yerel ve evrensel sorunları hatırlatarak dikkatli olmamız gerektiğini, önlem almamız gerektiğini öğütlüyor.

Müsilaj, pandemi bizim tanık olduğumuz ve ciddi bedeller ödediğimiz bir süreçti. Özellikle pandemi döneminde hayatımız durdu. Maddi ve manevi yaralar aldık. Eğitim sektörü, sağlık sektörü adeta çöktü, yayıncılık sektörü ciddi bir direnişe geçti okurları ile buluşmaya devam edebilmek için. Sadece bu süreç bile bizi düşünmeye itmiyor mu sevgili okur?

Misafir’in gücünü doğadan aldığını söylemiştim. Doğal yaşamın olduğu her yerde ışıl ışıl parlayan ve dev bir cisme dönüşen Misafir, betonlaşmanın arttığı yerlerde küçülür ve ışık yaymaz. Gelin, bunu biz insanoğlu üzerinden okuyalım.

Betona gömüldükçe rengimizin solduğunu, ışığımızın söndüğünü söylesem abartmış olmam değil mi? İzin gününüzde uzun yollar yapmanıza gerek yok, size yakın yeşilliklerle dolu bir parkta oturduğunuzda bile içinize dolan huzuru hatırlayın. Hele ki dostlarınız da gelirse, uzun uzun sohbetlere dalarsanız, ağaçların yeşilliğiyle, güneşin ışınlarıyla bütünleşirseniz kelimenin tam anlamıyla yaşadığınızı hissederseniz. Doğa, size sizi hediye eder.

Doğu Yücel, yarattığı olay örgüsü ile yaşamın güzelliğini hatırlatıyor. Ben bu daveti çoktan kabul ettim, içeri girdim. Sizi de bekliyoruz. Geç kalmayın olur mu?

*Bu yazının kısaltılmış hâli Cumhuriyet Kitap’ın Cumhuriyetimizin 100. yılına özel olarak çıkardığı sayıda yer almıştır.