Türkçe rock müziğinin en güzel zamanlarından bir tanesi olan 2000’ler rock furyasının en sertlerinden olup bir o kadar da öncü olan bir grubu vardı desem ilk 3 tahmininizde eminim ki Çilekeş yer alır.

Çilekeş’in kendine has tarzı ve benzersiz sesiyle dinleyicileri hüzünlendirir iken diğer bir yandan öfke kusmaya davet eden vokali Görkem Karabudak’ın uzun yıllardır bu eserlerin taze kalmasındaki payı da diğer bileşenleri gibi oldukça fazla.

Evet arkadaşlar, grubun hayranları olarak elbette bir yerlerde daima var olduğunu, ürettiğini bildiğimiz Çilekeş’ten Bubituzak’a sonrasında Gaye Su Akyol’a sonrasında da bireysel çalışmalarıyla hafızamızı daima diri tutan Görkem Karabudak’ın yeni eserlerini dinleme fırsatımız doğdu.

Açık söylemem gerekirse; şans eseri bir yolculuk anında telefonumun açtığı bir anda Akılsız Başın Sürgünü diye bir şarkı dinledim, sonrasında bu ses tanıdık geldi ve hemen geri sardığımda hem kendi akılsız başımı sürgüne yolladım hem de Görkem Karabudak’ın yeni macerasına dahil olma isteği ve merakına eriştim. Yetmedi kendisine ulaşıp benim gibi düşünen arkadaşlarımın yardımlarıyla birtakım sorular yönelttim ki kendisi de beni kırmadı. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Hazırsanız başlıyoruz!!!

Photo Credit: Deniz Bankal

Müziğe dair vokal yeteneğiniz zaten tartışmaya kapalı da merak ediyorum; acaba kaç enstrüman çalabiliyorsunuz? Şarkı söylemek mi yoksa enstrüman çalmak mı sizi daha fazla özgür hissettiriyor?

Çok teşekkür ederim, tartışmaya kapalı biraz fazla iddialı oldu 🙂 Aslında hiçbir enstrümanda veya herhangi bir alanda kusursuzluğa ulaşmak gibi bir gayem olmadı. Dolayısıyla üretmek istediğim şeyi öncelikle kendime tanıtıp sonra ona hizmet edebilecek oranda yapabilmeye gayret ediyorum. Bir eserdeki fikrin ve duygunun ne olduğu beni daha çok ilgilendiriyor. Yapı, kompozisyon, öznellik, aktarım ve paylaşılan kişilerle kurulan iletişim nasıl daha gerçekçi ve anlaşılabilir geliyorsa bunu ortaya çıkarabileceğim araçları da ona göre seçiyorum. Dinleyiciyle ve birlikte çaldığım insanlarla bu ilişkiyi kurabildiğimde özgür ve huzurlu hissediyorum.

Çilekeş, Bubituzak, dizi müzikleri, Gaye Su Akyol ve solo albüme gelene kadarki süreci tek cümle ile ifade etmenizi istesem (eminim ki mümkün değildir ama çıkacak sonucu merak ediyorum) bu müzikal evrimi nasıl anlatırdınız?

Ucu başlangıçta hayal edemediğim kadar açık, bilinmeyene doğru ağır ağır giden ve yolun ortasında binbir sürprizle karşılaşıp büyüsüne kapılarak kendimi bıraktığım bir ziyafet gibi diyebilirim. Bu saydıklarına ek olarak Kara Orkestra, Tuğçe Şenoğul, Yasemin Mori’yi de eklerim. Çünkü içinde yer aldığım bütün bu gruplarla birbirinden farklı ve çok değerli müzisyenlerle ve buna katılan dinleyicilerle birlikte her ses çıkardığımızda bambaşka dünyaları ziyaret ettik. Sonrasını hâlâ bilemiyor olmak da sanırım beni hâlâ heyecanlı tutan şey.

Kişisel merakımı gidermek adına soruyorum: Akılsız Başın Sürgünü, Cinler Tepemde, Ne Neşesi Kaldı Ne Dengesi, Üşür Ölüm Bile (Moğollara saygı albümü) genel olarak elektronik rock ve gerçekten ürpertici, karanlık bir havaya sokuyor dinlerken, şarkıların yansıtması gereken hangi duygulardan beslendiniz?

Böyle her duygu durumuna ve konuya şarkı yazma refleksi olan insanlardan değilim. Kendimi daha iyi ifade edebileceğimi hissettiğim dokuların içinde kaybolarak, duygu yoğunluğunu ben hangi sularda daha şiddetli yaşıyorsam karşımdakine de onu yaşatmayı seviyorum. Bunlar da sanırım daha çok gündelik hayatta dışarıya pek açmadıklarımdan oluşuyor. Böyle olsun diye de çok özel bir çabam yok ama son dönemde öyle denk geldi.

Toplar Tüfekler akustik paylaşımı sanıyorum ki solo kariyer için ilk haberciydi ve son konserde elektronik hâlini dinleme fırsatımız oldu ki “Bu nee!” dedirtti. Şarkı ilk yayınlandığında da elektronik şekilde mi tasarlandı? Yoksa bu bir deneme sonucu mu ortaya çıktı? Eğer deneme sonrasıysa geçmişte yarattığınız şarkılardan günümüz formatında görme ihtimalimiz olan şarkılar var mı?

Aslında akustik versiyonunu paylaşırken hiç öyle bir düşüncem yoktu. Hatta o şarkıyı paylaşmak gibi bir düşüncem dahi yoktu, başka bir kayıt prodüksiyonu arasında arkadaşlarım tarafından ikna edilerek stüdyoya sokuldum 🙂 Daha sonra evde öylesine bir iki versiyon yapmıştım ama pek de tatmin etmemişti. Bant Mag’ın organize ettiği Demonation Festivali’nde ilk konserimizi verecektik ve setlist hazırlıyordum. Yayımladığım şarkılara ek olarak henüz yapım aşamasında olan şarkılardan bir iki tane eklemeyi düşünürken son anda elime böyle bir versiyon geldi ve biz de şipşak ekledik. Sanıyorum sahnede bir grup enerjisiyle çalacağımızı düşünerek gaza geldim. Berkay, Ertuğrul ve Gökhan da katılınca şarkı o konserde daha önce pek de hayal etmediğim, süper bir enerjiye kavuştu. Diğer soruna gelince, evet ilerleyen zamanlarda eski şarkılarla ilgili de bazı sürprizler düşünüyorum.

Görkem Karabudak olarak deneyselliği mi seviyorsunuz? Yoksa bir tarz konusunda aidiyet hissetmeyi mi sevmiyorsunuz? Ya da her seferinde farklı bir tarzda dinleyiciyle buluşmanızı nasıl tanımlarsınız?

“Deneysel” kavramını özellikle benimsediğimi söyleyemem çünkü zaten yenilenmek, güncellenmek, bildiklerin dışındakileri kovalamak sanat üretiminin rutini olmalı. Daha önce yaptıklarımdan ziyade öngörebildiklerimle senkron olmaya, ötesini koklayabilmeye gayret ediyorum. Dokusal & fikirsel zenginliğin ve yeni yaklaşımların yanında bu hâlâ bana ait gibi duyuluyorsa o zaman memnun kalıyorum.

Müzikal manada birçok isme müziğin düzenlenmesi ve yapımı aşamasında destekleriniz de söz konusu, 2000’ler rock’ın başarılı gruplarından Gren’in Mevsimsiz İklimler albümünde sizin de rol aldığınızı biliyoruz ki Gren de kabuk değiştirmiş olarak karşımıza çıktı yoksa “Görkem Karabudak değişimin ta kendisidir” demek midir?

Yeni albümleri için zaten ilkinden daha farklı bir şey yapma arzuları vardı. Demolarını dinledik, konuştuk ve onlar beklentilerini söylediler. Ben de neler yapabileceğimi, elimizdeki malzemeden çıkaracağımız sonuçla ilgili kurduğum planları anlattım, dinlettim. Kalanını da yolda birlikte bulduk ve hepimizin memnun kaldığı güzel bir albüm ortaya çıktı.

“Her doğru bildiğin bir yanlışın sonucu!”, “Uyamadım hiç aklımın terazisine” , “Yarası kuma gömülü, bitmek bilmedi akılsız başın sürgünü” bu sözlerinizde de var olan yeni başlangıçlar, karmaşa, kararsızlık hayatınızın ne kadarında sizinle?

Hiç yanımdan ayrılmıyorlar emin ol, hepsiyle arkadaş oldum.

Genel olarak gruplar dağılım sürecine girdiğinde ekip arkadaşları bambaşka yollara girer ama sizde bu durum böyle olmadı desek yeridir zira aynı grupta birlikte müzik yaptığınız arkadaşlarınız Ali Güçlü Şimşek, Gökhan Şahinkaya ile birlikte çalışmaya devam ediyorsunuz. Bu durumu nasıl açıklarsınız?

Çünkü aslında bir dağılma sürecine girmedik. Yıllardır birçok farklı müzisyenle, arkadaşlarımızla bir araya gelip türlü türlü müzikler üretip paylaştık, arada kesişim kümeleri de oldu. Özellikle bu ikisiyle birlikte çalmayı çok seviyorum.

Son olarak büyük bir Çilekeş hayranı olarak soruyorum 2011 yılında son konserinizden sonra resmi bir dağılma duyurusu tarafınızdan gerçekleştirilmedi diye biliyoruz. Bir gün “Evet nerede kalmıştık!” der misiniz?

Eskiden bu sorunun ucunu açık bırakırdım ama artık bu saatten sonra olabileceğini pek sanmıyorum.

BONUS: Albüm bekleyen bir kalabalık da söz konusu ki teklilerin ardından yine tekliler mi devam edecek? Yoksa bir albüm mü geliyor?

Şu an için önceden paylaştığım teklileri, beş altı şarkılık bir EP şeklinde toparlamak ve yenilerine geçmek niyetindeyim.

Favori Görkem Karabudak içeren şarkılarım

1- Çilekeş – Sorma

1- Çilekeş – Kürar

1- Çilekeş – Katil Dans

1- Çilekeş – Yetmiyor

1- Çilekeş – Y.O.K.

1- Çilekeş – Kendimden Geriye II

1- Görkem Karabudak – Akılsız Başın Sürgünü

1- Görkem Karabudak – Cinler Tepemde

1- Çilekeş – Bir Ses Yap

1- Çilekeş – Hezarfen

1- Çilekeş – Akrep

şeklinde gidiyor ve evet hepsi 1 numarada sevgiyle kalın, müzikle kalın!

İç kapak görseli photo credit: Deniz Bankal

Dış kapak görseli photo credit: Kemal Seçkin