Geçen hafta, Tatavla Sahne‘de, “Rahvan Giden Atlılar” ı izlerken “eser, sahneye konuş, karakterlerin yaşar kılınması, dekor, kostüm, ışığı ve sunuş”uyla her açıdan kutlanacak bir tiyatro olayı, diye düşündüm.

“Rahvan Giden Atlılar”ın rejisini üstlenen Eraslan Sağlam‘ın başarısı, ortaya konulan kelimenin tam anlamıyla, Özen Yula’ya yaraşır olağanüstü bir tiyatro gösterisiyle alkışı fazlasıyla hak ediyor. Bir yanda gerçekçilik, öte yanda düş ve şiirselliğin her sahnede iç içe geçişi…

1800’lü yıllarda İstanbul. Kolera zamanı. Kentte ölüm korkusu… Hastalık o kadar amansız ki.

Eyüp sırtlarında bir kahvehanede Meddah-ı Muhteşem Samet Efendi ve Kız Ahmet birbirlerine “ömrü uzatacak hikâyeler” anlatmaya başlarlar. İster istemez anıların, tutkuların geçit resmi girer devreye. Bazen sesleri içlerinde boğulur, bazen kıyasıya bir rekabetin içinde bulurlar kendilerini. Başlayıp da bitirilemeyen cümleler umurlarında değildir pek. Memnu, ufunetli duygular da.

Emrah Can Yaylı müzik ve efekt, Eylül Gürcan kostüm ve dekor, Serdar Türkoğlu ışık tasarımı, Özge Midilli hareket düzeninde bu büyük başarıya ortak olmuşlar.

Ertan Kılıç ve Mete Boyar canlandırdıkları karakterleri son derece doğal, inandırıcı, sahici bir biçimde ele almışlar. Her şeyden önce eserin tüm iç dinamiğini çok iyi alımlayıp değerlendirmişler. Özen Yula’nın sesine seslerini, soluklarını katmışlar ve kolay unutulmayacak bir Özen Yula yorumu ortaya koymuşlar.

“Rahvan Giden Atlılar” kesinlikle kaçırılmaması gereken, her bakımdan üst düzeyde başarılı ve çok ciddi bir emeğin ürünü. Yerinizi bir an önce ayırtın, derim.