– Ne yaptın sen?

– En sevdiğim filmi rüyalarımdan birine dönüştürdüm. Can sıkıcı rüyalar görmek yerine onu görüyorum artık.

– Sorun ne o zaman?

– Rüyamın kapısını açık bırakmışım. Filmdeki karakterlerin hepsi beni arıyor.

– Neden?

– Ana karakteri öldürdüm. Hem de her seferinde.

– Başka rüyalara saklanarak mı kaçıyorsun onlardan? Bunu gerçekten başarabileceğini mi düşünüyorsun?

– Evet, tek yapmam gereken, hayatıma artık bu rüyanın içinde devam etmek. Yoksa beni öldürecekler. Şunu da itiraf etmeliyim ki, istesem de geri dönemem geldiğim yere. Rüyalarım arasındaki denge bozuldu. Bu kadar iç içe geçmiş rüyaların arasından asla çıkamam.

– Artık uyanmam gerek.

– Yerinde olsam bunu yapmazdım.

– Neden?

– Uyanacağın yer yine benim rüyam olacak. Kapıyı açık bıraktığımı hatırladım. Dışarıdaki dünya çoktan benim rüyalarımdan birine dönüşmüştür bile. Hem de artık hiç görmek istemediğimden.

– Yani, hiç çıkamayacağız buradan.

– Çıkmak isteyen kim? Buradan çıkmamız demek, ölmemiz demek. Peşimizde olanlar bize yaklaştıkça dengeyi yeniden kuruyor zaten. O yüzden daha çok katman ekleyerek, dengeyi daha fazla bozmamız lazım.

– Bu böyle ne kadar devam edecek?

– Yeterli rüya sayısına ulaşana kadar.

– Yeterli rüya sayısı mı?

– Evet, bir süre sonra tek gerçeklik sadece benim rüyalarımdan oluşacak. Hem de geri dönülemez bir biçimde. Bu dünyadaki her şey benim bilinçaltımın bir parçası haline gelecek.