Mimarlık, ilginiz olsun ya da olmasın hayatınızın tamda ortasında olan en etkin sanatlardan biridir. Uyuduğunuz, yemek yediğiniz, kitap okuduğunuz, müzik dinlediğiniz, film izlediğiniz, çalıştığınız kısacası gün içinde eylemde bulunduğunuz tüm mekanlar mimarlığın birer parçasıdır. Sokağa çıktığınızda bir yerden bir yere ulaşmak için bile yapılaşmış olan kentin bir parçasına tanıklık edersiniz. Mimarlık deneyimlerken hepimizin bir o kadar içinde olduğu ancak tasarım sürecinde de bir o kadar dışında kaldığımız bir sanattır. Yapılaşmış ve yapılaşmakta olan kentlerde tasarımları hayata geçen mimarlar bu noktada devreye girmektedir.

Yapıları hayata geçmiş dünyaca ünlü Zaha Hadid de 21.yy’ın dinamik tasarım anlayışı ile eserler yaratmış bir mimardır. Zaha Hadid’e göre mimarların asıl görevi; insanların yaşadıkları, çalıştıkları ya da eğitim aldıkları mekanlarda daha iyi hissetmelerini sağlamak ve standartlarını yükseltmektir. Bir mimar için bir yapıyı ortaya koyarken onun çevresini dönüştürebileceğini ve biçimlendirebileceğini göz önünde bulundurmak ona standartları yükseltme konusunda yardımcı olmaktadır. Zaha Hadid’ de hayatı boyunca yaptığı tasarımlarda bunu ön planda tutmuş bir mimardır. Hatta bu standartları yükseltme konusunda yaptığı tasarımların maliyetleri yüzünden çevre şartlarına uyum sağlamadığı gerekçesi ile projelerinin uygulanma aşamalarında zorluklar yaşamıştır. Gene bu sebeple bir çok tasarımı da hayata geçememiştir.

1950 yılında Bağdat’ta dünyaya gelen Zaha Hadid’in tasarım süreci aslında küçük yaşta ailesi için mobilya tasarlamasıyla başlamıştır. Tasarıma olan ilgisini çok erken keşfetmesine rağmen ilk olarak 1972 yılında Beyrut’ta Amerikan Üniversitesinde matematik okumuş ve matematik okumanın ona farklı bakış açıları kazandırdığını söylemiştir. Tasarıma olan ilgisini bu süreçte de kaybetmeyen Zaha Hadid matematik bölümünün hemen ardından Londra’da Architecturel Association (AA) da mimarlık okumuştur. 1977 yılında mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra Office Of Metropolitan Architecture’da çalışmaya başlamıştır. Office of Metropolitan Architecture’da gene kendisi gibi dünyada adından söz ettirmiş Rem Koolhaas ile birlikte çalışmıştır. 1980 yılında da kendi ofisini açan Zaha Hadid bundan sonra kendi tasarımlarına imza atmaya başlamıştır.

Zaha Hadid’in kendi ofisini kurduktan sonra ilk hayata geçen projesi, Almanya da bulunan Weil-am-Rhein adındaki fabrikanın yerleşkesi içinde bulunan bir itfaiye binasıdır. Vitra İtfaiye İstasyonu olarak bilinen yapı 1993 yılında hayata geçmiştir.

Vitra İtfaiye İstasyonu

 

Vitra İtfaiye İstasyonu, Zaha Hadid’in mimarlık anlayışının ilk yıllarını gözler önüne seren bir projedir. İşlevine göre kırılan ve kademelenmiş duvarlar, net geçişli köşeler, keskin geometrik alanlar, geçirimsiz formlarla bu yapı Zaha Hadid Mimarlığının ilk yıllarının göstergesidir. Kısacası Zaha Hadid’in ilk yıllarda yaptığı tasarımlar keskin çizgiler taşımaktadır. Ancak zamanla geçirgen ve daha organik çizgiler taşıyan yapılar ortaya koymaya başlamıştır.

Vitra İtfaiye İstasyonu

 

Aslında birçok ünlü mimar için de bu durum söz konusudur. Belli bir kimlik ortaya koyarak çalışmaya başlayan çoğu mimar edindiği tecrübeler ve farklı bakış açıları ile zamanla ilk yıllardan daha farklı çizgiler taşıyan işler çıkarmaktadır. Bu hayata geçmiş yapılar içinde geçerli bir durumdur. Şöyle ki itfaiye binası olarak tasarlanan Vitra İtfaiye İstasyonu günümüzde sergi ve özel etkinlik alanı olarak kullanılmaktadır. Bu noktada şunu söylemeden de geçmek olmazdı; zamanla fonksiyonunu yitirmiş ama mimari değerini kaybetmemiş bir yapıyı yıkmak yerine ona yeni fonksiyonlar yüklemek modern mimarlığın örneği olan yapıları uzun yıllar ayakta tutacaktır. Ne yazık ki son zamanlarda ülkemizde modern mimarlığın örneği olan nitelikli yapılar fonksiyonlarını yerine getirecek durumda olmalarına rağmen yıkılmış ve ya yıkılma süreci gündeme gelmiştir. Bir fabrikanın içinde bulunan itfaiye binası bile farklı fonksiyonlar yüklenerek yaşatılırken, ülkemizde daha nitelikli yapılar yıkılmaktadır.

Zaha Hadid mimarlık camiasında sadece tasarımları ile değil aynı zamanda akademik çalışmalarıyla da etkin rol almış bir mimardır. Columbia, Harvard ve Yale gibi dünyaca ünlü üniversitelerde yeni yetişmekte olan mimarların eğitim süreçlerinde aktif olarak çalışmıştır. Bunun yanı sıra aslında Zaha Hadid’ in mimarlık alanında bu kadar gündemde olmasının sebeplerinden biri, 2004 yılında aldığı Pritzker ödülüdür. 1979 yılından bu yana verilen Dünya’nın en prestijli mimarlık ödülünü bu zaman kadar almış tek kadın mimardır.

-Tek ‘kadın’ mimardır- cümlesini yazarken ‘kadın mimar’ tamlamasını yazmaktan bir noktada rahatsızlık duydum. Şöyle ki Zaha Hadid bir röportajında kendisinin ‘kadın mimar’ olarak değil, ‘mimar’ olarak tanımlanmasını istediğini dile getirmiştir.

Zaragoza Köprü Pavyonu

 

Zaha Hadid’e Pritzker ödülünü kazandıran projesi ise 2008 yılında İspanya’da gerçekleşecek EXPO için tasarladığı Köprü Pavyonu’dur. Proje İspanya’nın Zaragoza şehrinde bulunmaktadır. Ebro nehri üzerinde köprü görevi gören yapı 270m uzunluğundadır. Sadece bir köprü olarak değil aynı zamanda sergi alanı olarak da işlev görmektedir. Bu köprünün dış cephe kaplamasında her biri farklı gri tonlarda olmak üzere cam yünü ile sarılmış bir malzeme kullanılmıştır. Expo bitiminde ise özel bir banka tarafından satın alınan yapı günümüzde hala sergi alanı olarak işlev görmektedir.

Zaragoza Köprü Pavyonu

Zaha Hadid proje üretim sürecinin ilk yıllarından vefat ettiği 2016 yılına kadar imza attığı her tasarımla –modern mimarlık- kavramının içini doldurmayı başarmış bir mimardır. Tasarladığı yapıların plan çizimlerine baktığınızda anlamakta zorlandığınız tüm yapılar, üç boyut kazandıktan sonra kafanızda bir bütünlüğe ulaşabilir. Bunu gerçekleştirebilecek bir tasarım zekasına sahip olabilmek sizi dünyaca ünlü bir mimar haline getirebilir. Tabi bu yeteneğin sadece mimari proje ile sınırlı kalmadığını da söyleyebilirim. Zaha Hadid kentsel tasarım, endüstriyel tasarım ve iç mekan tasarımı gibi bir çok tasarım alanında da üretim yapmış bir mimardır.  Her tasarımında malzemenin sınırlarını zorlamaktan hiç çekinmemiştir ki bu da insana hayal edebileceğinden çok daha farklı bir mekanın varlığını hissettirebilmektedir. Bir nevi Zaha Hadid’in hemen hemen her tasarımında dinamiğin somutlaşmış haline tanıklık edebilirsiniz.

Bir mekanı yaratmak kadar güzel bir şey olamaz.”

Zaha Hadid