Bugün 27 Mart. Bugün Dünya Tiyatro Günü. Tiyatroda, izleyici koltuğunda, arada çok kısa antraktlar yaşanmış olsa da elli bir sezon yaşadım. Dile kolay. Yani yarım asırdan bile fazla. Üstün Akmen’in tanımıyla, “Seyirci koltuğunda biriken sahne tozları”na bulandım. O toz hücrelerime işledi zamanla. Yaşam iksirim oldu.

Ne dersiniz bu konuda, Üstün Akmen’e kulak verelim mi?

“Sahnede izleyici karşısında performansını sahneleyen sahne sanatçısının, bedenine giren tozun ruhuna ‘duhul’ edişini, sanat çırasının içinde ateşlendiğini simgeleyen bir deyimdir ‘ sahne tozu’. O tozu yutan bir daha iflah olmaz, sanatın içinde ve sahnede bulunması bir daha asla dizgin tutmazmış. Ya koltuk tozu? Koltuk tozunu, sahne sanatlarına tutkun izleyici için kullanıyorum. Yani tiyatro, opera, bale izleyicisi de  elbette sahne tozunu değil ama sahneden kalkıp izleyici koltuğuna konan, o koltuğa sinen tozu yutuyor.”

Ali Poyrazoğlu’nun “Kar kadar beyaz. Kar kadar temiz, saf, insanı yerden yükselten” diye adlandırdığı ‘sahne tozu’ oturduğum koltuklara sinmişti. Derin bir nefesle içime çektim koltuğuma otururken… Tam elli bir sezon boyunca…

Tiyatroyu, tiyatrocuları çok sevdim.

” Tiyatrocular… Kendilerini kuklacı sanan kuklalar… Hüzünlü palyaçolar.. Köle hükümdarlar… Sahnenin pervaneleri… Filozof delileri… Yaşamı oyuna, oyunu yaşama çeviren sihirbazlar. Düşü gerçeğe, gerçeği düşe çeviren yalancılar…”

Ülker Köksal’ın “Bu Dünyanın Yaşlı Çocuklar ” adlı piyesinde geçen bu replik ne kadar güzel tanımlar o değerli insanları: “Yaşamı oyuna, oyunu yaşama, düşü gerçeğe, gerçeği düşe çeviren…”

Bugün Dünya Tiyatro Günü madem, tiyatro ile ilk tanıştığım günü anlatmalıyım kısaca. 1965 yılı. Beş yaşındayım. Ve bir çarşamba günü anneannemle birlikte, hayatımda ilk kez tiyatro izlemek üzere İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrolarının sergilediği “Dans Eden Eşek” adlı çocuk oyununa gidiyoruz. İtiraf edeyim ki, bordo kadife perde, koltuklar, kalabalık etkiliyor beni. Ve oyun başlıyor. Büyülenmiş gibiyim. Birsen Kaplangı’ya hayran kalıyorum bir anda.

Ve o çocuk oyunu, Birsen Kaplangı bende tiyatro sevgisini oluşturuyor. Sonrası bilinen hikaye aslında… Tiyatro tutkum bir bağımlılığa dönüşüyor kısa zamanda. Artık her oyunda birinci sırada yer alan koltuklardan birindeyim…. Koltuk tozuyla hemhal olmuş, koltuk tozuna bulanmış bir durumda. Mutlu, heyecanlı.

Şimdi düşünüyorum da, Mehmet Baydur’un , “Vladimir Komarov ” adlı oyununda yer alan bir replik 27 Mart için duygularımın, ruhumun en doğru, en gerçek sözcüsü aslında:

“Dünyayı değiştirebilirsiniz tiyatroyla. Savaşları önleyebilirsiniz. İnsanları daha iyi, daha güzel insanlar yapabilirsiniz tiyatro ile! Tiyatro ile enflasyonu düşürebilir, eğitimi doğrultabilir, adaleti sağlayabilirsiniz. Tiyatro ile insanlar, insan olduklarını hiç unutmamak üzere anlarlar! Tiyatro her şeydir!”

Bin yıllardan süzülüp gelen replikler, hayatlar, öğretiler, yaşamlar… Kısaca siz, Dionysos’un çocukları… Beni eğiten, en gerçek acıları, en yalın kahkahaları, umutları, düş kırıklıklarını, mutlulukları bana yaşatan gerçek tiyatro insanları, sadece 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde değil, yaşadığım sürece sizleri hep ayakta alkışlamaya ve önünüzde saygıyla eğilmeye devam edeceğim. Sizlere asla ödenemez gönül, saygı, hayranlık, sevgi borçlarım var çünkü.. Hepinize tek tek. Sizleri çok seviyorum.

 

Not: Can Doğan’a bu yazıda yer alan fotoğraflar için çok teşekkür ederim.