“Şanssızları, kıvırcık saçlıları, kırık dökük kalplileri… Onları hep ayrı tut! 

Tiyatral’in yapımcılığını, Can Başak’ın yönetmenliğini, Cihan Aşar’ın sahne, Dilek Kaplan’ın kostüm, Özcan Çelik’in ışık, Cüneyt Büyükkaya’nın müzik, Alper Yılmaz’ın afiş tasarımını üstlendiği, Sibel Yıldırım Başak imzalı Boşlukta Kal Öyle Çok Güzelsin birbirlerini hatalarından öpenlerin komik ve bir o kadar da yürek burkan öyküsü.

Derya Alabora, Şükrü Türen, Can Başak, Sibel Yıldırım Başak, Müslüm Tamer ve Ülkü Şahin yaşar kıldıkları karakterleri sahici ve inandırıcı kılmayı başarmışlar.

Müslüm Tamer, ‘i’ harfini yitiren Barmen rolünde, zamanlama, diksiyon ve mimik kullanımındaki rahatlığıyla oldukça sevimli bir yorum ortaya koyarken Ülkü Şahin canlandırdığı kişiliğin vahim hikâyesini hiç konuşmadan aktarıyor. Derya Alabora, Sibel Yıldırım, Şükrü Türen ve Can Başak rolleriyle kurdukları doğru ilişki, sergiledikleri varsıl, nitelikli oyunculuk örnekleriyle eserin özünü izleyiciye en etkileyici bir biçimde yansıtıyorlar. Kahramanları adeta gerçekten kendileriymişcesine algılatıyorlar.

Her şey o gece bir barda başlamıştı. Altı kişiydiler: Konsomatris, Fizik Profesörü, Diş Hekimi, Barmen, Kadın ve Tuhaf Görünümlü biri… Hepsi kaybetmişti aslında. Gerilerde bir yerlerdeyse sadece yalnızlık vardı. İç dünyalarını altüst eden yalnızlığın o ürkütücü, ıslak, pas kırmızısı ıssızlığı. Ve teşrih masasına yatırılan isyanlar. Yaşam tutanakları. Bireysel ve toplumsal dramların eşlik ettiği hoyrat, kanamalı, çoktan enfekte olmuş hayat tasvirleri. Elde kalan umut kırıntılarıyla yeni bir hayat kurabilirler miydi acaba? Hayallerini, ümitlerini diri tutmaya çalışsalar da, dediğim gibi hepsi en baştan kaybetmişti. Ve varoluşlarına dönüp dönüp sordukları sorularla bir neden arıyorlardı.

Yön değişti. Hep değişir.”

Eyy Şimdi! Zamanın incisi, kıymetlisi şimdi! Bütün yük 

kimin sırtından indi şimdi?

Kimin sırtına bindi şimdi? “

Boşlukta kalmalıydılar, boşlukta her şey daha güzel olabilirdi onlar için. Daha korunaklı, daha huzurlu. Belki de daha mutlu.

“Boşlukta Kal Öyle Çok Güzelsin” içerik, anlatım, bildiri olarak, mizah çizgisini yitirmeden devam eden konusuyla, dozu iyi ayarlanmış ilginç bir çalışma. Kuşkusuz, Can Başak’ın yoğun malzemeyi kıvamında ve doğru kullanarak oluşturduğu pürüzsüz rejisi, Cihan Aşar’ın, yine hiçbir gereksiz ayrıntıya yer vermeyen işlevsel  sahne tasarımı esere çok şey katmakta.

Sibel Yıldırım Başak altı kişinin iç sarsıntılarını, umutlarını, uçsuz bucaksız korkularını, tedirginliklerini, hırçınlıklarını, ilişkilerindeki duyarlı, ince dengeleri abartmadan ustalıkla yazmış.

İzleyici ışıklar yandığında, daha ilk sahnede farklı olaylarla, insanlarla karşı karşıya kalacağını hatta o altı kişiden biri olduğunu hissediyor.

Oyunda yer alan “At” metaforunu sordum Sibel Yıldırım Başak’a:

At bir binek hayvanı olduğu için özellikle seçildi…Burada anlatmak istediğim hassas insanların dünyayı sırtlarında taşıdıkları ve ötekileştirildikleriydi…”

Barmen’in yitirdiği harfler hakkında da şunları söyledi Sibel Yıldırım Başak :

Hayat radikal ve bir o kadar da beklenmeyen değişimlerle doludur. Bir sabah uyanırsınız her şeyinizi kaybetmişsin ya da dünyaları kazanmışsınız. Her iki durumda zirve ve uçurum gibi, birbirinin aynıdır aslında.”

“Boşlukta Kal Öyle Daha Güzelsin” başarıyla yorumlanmış, tüm boyutları ve duygusal derinlikleriyle yaşatılarak aktarılmış, iyi bir ekip oyunu.