Sorularımı Behçet Çelik, Irmak Zileli, Tarık Tufan, Elçin Poyrazlar, Fuat Sevimay ve Ayfer Feriha Nujen’e yönelttim.

Behçet Çelik

Birgül Sevinçli: Kitabın kapağının içeriğini yansıtması gerekir mi? Kapak, kitapla ilgili ne anlatır?

Behçet Çelik: Kitap kapakları konusunda mutlak doğrulardan söz etmek zor. Yayınevinin ya da kapak tasarımcısının tercihi kapağın kitabın içeriğine ilişkin hiçbir şey söylememesi yönünde de olabilir. Bu durumda kapak, yayınevini ya da kitabın içinde yer aldığı diziyi işaret ediyordur. Bu da kitapla ilgili bir şeydir; o diziye alınmış ya da o yayınevinden çıkmış olması da kitaba dair dolaylı da olsa bir şeyler anlatır bize. Kapağın kitapla ilgili olarak öncelikle kitaba hâkim olan genel duyguyu, atmosferi vermesini yeğlerim, karakterleri, mekânı ya da kitabın konusuna dair bir şeyleri söylemesini değil; hatta bunlar olmasa daha iyi. Kitaptan bir sahnenin fotoroman ya da çizgi roman misali kapağa aktarılması da hoşuma gitmez. Kitabı okurken hayal edeceğim, gözümün önüne getireceğim şeylerin kısıtlanması gibi gelir bu bana. Kapağın kitabın atmosferini yansıtmasının yanı sıra buna uygun da olması gerekir. Yalın bir dille yazılmış bir kitabın kapağının süslü olmaması gerekir en azından, tersi de geçerli elbette. Bazı kapaklar o kadar spesifiktir ki onun hangi yayınevine ait olduğunu hemen anlarız ama yayınevinin (markanın) bu kertede baskın olmasının bir handikabı var. O yayınevinden ya da o diziden çıkan kitapların hangisinin kapağında ne olduğu geri planda kalır, çok zaman hatırlamayız bile. Bazen de tasarımcının imzası çok belirgindir, onu hemen teşhis ederiz, ne var ki kitap, yazar, yayınevi öne çıkamaz, arkada kalırlar. Yayınevi ya da tasarımcı kapağın kitaba dair hiçbir şey söylemeyeceği bir tasarımı yeğlememişlerse, kapak, o kitabın biricikliğini bize biraz olsun duyurmalı, o kitabın kapağı olmalı. Doğrudan kitabın konusuna, karakterlerine dair bir görsel şart değil bunun için, dolaylı olarak da kitabın içinde ne olduğunu işaret edebilir. Kitabın meselesini bize hissettirebilmesi önemli. O meseleyi illa yazarın gördüğü yerden görmesi gerekmez tasarımcının.  

Irmak Zileli: Kitap kapağı, okurun metne giriş kapısıdır. O kapıyı açıp açmamaya karar verecek olan okurda içeride ne ile karşılaşacağına dair bir izlenim, bir fikir yaratır. Dolayısıyla kitapla elbette ki ilgili olması gerekir. Aslında kitapla demeyelim de metinle ilgili olması gerekir. Çünkü kapak zaten kitabın bir parçasıdır. Ancak, kitap kapağı metnin bütününü yansıtmak zorunda değildir ya da doğrudan hikâyeyi açıklayıcı bir kapak da olmayabilir. Bazen metnin okurda yaratmak istediği duyguyu uyandıracak bir imge, bir renk seçilir. Bu da o kapak ile metin arasındaki o bağı kurmaya yetebilir. Kitap kapağının amacı, okuru içeriye davet etmektir. Okurda ilgi uyandırmak, kapağı açma isteği yaratmaktır. Ancak bu isteği yaratmak adına metinle hiç ilgisi olmayan bir kapak kurgulanırsa, okur kendini kandırılmış hisseder. Dolayısıyla kapağın çağrısına uyan ve kitabı okuyan kişi, kapağın uyandırdığı izlenime aykırı ya da alakasız bir içerikle karşılaşmasa iyi olur.

Tarık Tufan: Kitabın içeriği ve kapağı iki ayrı yaratım sürecini ifade ediyor. Hiç kuşkusuz kapak, muhataplarına içerikle ilgili bir şeyler anlatmalıdır. Ancak içeriği yorumlamak ve bir estetik, görsel ifadeye dönüştürmek oldukça öznel bir tasavvurdur. Görmek, anlamak, yorumlamak son derece kişisel eylemler. Her yaratıcı süreçte olduğu gibi kapaklarda da daha ticari düşünmek, trendlerin peşinden gitmek, piyasa koşullarını gözetmek, yerleşik beğenilere yaslanmak mümkündür. Kitap kapağı, tasarımcının, yazarın, editörün ve yayınevinin dâhil olduğu çoklu bir çalışmanın ürünüdür. Her kitabın kapak süreci kendince tek ve biricik deneyimler oluşturur. Tartışmalar, beğeniler, tesadüfler ortaya çıkan sonucu etkiler.   

Elçin Poyrazlar: Kitabın kapağının öyküyü bütünüyle yansıtması beklenmemeli. Ancak romanın ruhuna, can alıcı noktasına işaret eden bir tasarımı, detayı ya da estetiği olmalı. Kapak, kitabın türü, öykünün ana fikri ya da okura içine girdiği dünyaya dair ufak da olsa bir ipucu sunmalı. Ama ben yine de ne kadar beğensem de kapağına göre kitap satın almıyorum. Kitap kapaklarının ayrı bir sanat olduğunu düşünmeme rağmen. 

Fuat Sevimay: İçeriğini değilse de ruhunu yansıtması gerekir bence. Örneğin Leyla Erbil – Kalan kapağı. Ne yöne gittiğini anlamadığımız basamaklar, ne olduğunu sonradan kavradığımız gökyüzü. Çok severim o kapağı. Kalkıp bize, birazdan şunu okuyacaksınız demez ama o basamaklar ve tersyüz hâl, romanın ruhu gibidir. Dolayısıyla kapağın anlatmasını değil de hissettirmesini umarım.

Ayfer Feriha Nujen: Benim için yalnızca adının yazılı olduğu bir kapak da söz konusu o kitabı alıp okumam için yeterli. Neticede bir tablo alıp duvara çakıp durup durup bakmayacağım ona. Okuyan biri olarak ön kapağından ziyade arka kapağı bu nedenle çok daha fazla önemserim.  Yine de bazı kapakları abartılı, bazı kapakları yetersiz bulmuşumdur, ticari gözle de bakmak gerektiğinde. İçinde ne var, ona dair içinin de ötesinde kimlerin o kitapla ilgili neler söylediğini arka kapakta görürüz çünkü. Ama elbette kapak, içeriği yansıtmalı. Çünkü kapağın varoluş ve tasarlanma amacı bu. Kapak kitabın özeti, fragmanı gibi bir şeydir. Hani eski bir fotoğrafa bakarsınız da sanki içinde dolaştım hissine kapılırsınız ya, işte öyle bir şey. Sadece kapağa bakıp adına uygun bir görsel çoğu zaman yanıltsa da kapak kitabın yüzüdür. Dolayısıyla kapak elbette kitapla ilgili bir çekim alanı yaratır. O bir auradır. O kitabın içerideki zamanını, dilini, anlatılan her neyse onun -o içerideki metnin türü de dâhil- tadımlık bir parçasıdır. Kapak, bir simülatör gibi ona bakınca kitabın içini gösteren bir şeydir, öyle olmalıdır.

Irmak Zileli

Birgül Sevinçli: Sizce kitap kapakları yayınevlerinde yalnızca tasarımcıların işi midir? Kitabın editörünün / yazarının kapak konusunda sorumluluk alması gerekir mi?

Behçet Çelik: Tasarımcıdan yayınevinin yayımladığı bütün kitapları okumasını ve her biri için özgün bir tasarım yapmasını beklemek büyük hayal, özellikle her ay sekiz-on kitap yayımlayan yayınevlerinde bu hiç mümkün değil. Bu nedenle tasarımcıya birilerinin kitaba dair bir şeyler söylemesi gerekiyor. Bu kişi de yazar ya da editör olacaktır. Beri yandan yazarın ve editörün doğrudan kapaktaki görseli seçmesi, söylemesi de beklenmemeli. Tasarımcıyla fikir alışverişinde bulunmaları, tartışmaları, hazırlanan farklı taslaklar hakkında görüşlerini, düşüncelerini söylemeleri ama sorumluluğu tasarımcıya bırakmaları daha doğru olur kanısındayım. Kapak en nihayetinde göze hitap eder, bu nedenle görsellikle daha içli dışlı birinin, meseleleri görsellik üzerinden ortaya koymayı iş edinmiş birinin bakışı daha önemli. Bir yandan da kitabın duygusunu, atmosferini, meselesini bilen de yazar ve editördür. Bu nedenle üçünün birlikte karar vermesi önemli. Kitapla pek alakası olmayan ama çok şık tasarlanmış bir kapağı yazarların tercih etmeyeceğini zannediyorum. En azından yazarın bu gibi durumlarda inisiyatif alıp fikrini söylemesi doğru olur. Kuşkusuz, kapakta ne olduğunu hiç önemsemeyen, mazrufun önemli olduğunu zarfın bir anlamı olmadığını düşünen yazarlar da var. Onları da mutlaka sorumluluk almaya zorlayamayız, bu noktada iş editöre düşüyor.

Irmak Zileli: İş tasarımcınındır. Ama tasarımcıyı yönlendirecek olan, ona kitabın içeriği hakkında bilgi verecek olan editördür. Ancak amaç sadece kitabın içeriğini yansıtan bir kapak tasarlamak değildir. Yayınevlerinin bir pazarlama stratejisi, kurumsal bir kimliği, tüm kitaplarıyla ilgili oluşturdukları bir üslupsal birliği vardır. Dolayısıyla kitap kapağının yayınevinin çizgisine uygun olarak tasarlanabilmesi için hem editör hem yayıncı tasarımcıyı yönlendirir. Ancak iş bununla da bitmez. Yazarlar da okurları karşısında, edebiyat ve yayın dünyası içinde kendi kimliklerini kurgularlar. Bu kurguyu öncelikle metinleri aracılığıyla yaparlar. Üslupları, işledikleri konular, edebî çizgileri onların poetikası oluşturur. Bu poetika da yazarın kimliğinin bir parçasıdır. Diğer bir parça da yazarın kendini sunma biçimidir. Sosyal medyayı kullanış biçiminden güncel politik meselelerde tavır alıp almamasına, nasıl tavır aldığına kadar her insan gibi yazar da bir persona oluşturur. İşte kitap kapaklarının da yazarın kendi oluşturduğu bu yazar kimliği, personasıyla uyumlu olabilmesi için yazarın bu konuda yönlendirmesine ihtiyaç vardır. Örneğin toplumsal cinsiyet konusunda duyarlı bir yazar, kapakta cinsiyetçi bir tasarım yapılmasına izin vermek istemez. Ya da edebiyat piyasasının dayatmalarına itirazı olan bir yazar, bu konuda tavizler vermek istemez ve kitap kapağının albenili olması için yayıncının yaptığı kimi seçimlere itiraz etme hakkı olur. Bu da yazarın kendi edebiyatına, metnine ve okurlarına karşı sorumluluğudur.

Tarık Tufan: Kitap kapaklarında kimlerin sorumluluk alacağı meselesinde “gereklilik” üzerinden tartışmak yersiz. Zaman içinde kurumsal alışkanlıklar gelişiyor. Yazarlar yahut editörler de bu alışkanlıklara kendince katkı sağlıyor. “İyi bir kapak” ortaya çıktığında bu tecrübenin her parçası bir birikim olarak yayınevinin ve diğer katkı sağlayanların hafızasında yer tutuyor. Dolayısıyla yaratıcı sürecin paydaşları tasarımcının tahayyülüne katkı verebilirler.

Elçin Poyrazlar: Sadece tasarımcıların değil, o kitabın okurla buluşmasında emeği geçen herkesi ilgilendirir kapak. Elbette çoğunlukla yazarın beğenisi üstüne şekilleniyor. Ancak yazarın zevkinin genel okur zevkini temsil ettiği düşünülmemeli. O yüzden sürece dâhil olan diğer kişilerin görüşleri de önemli. Örneğin polisiye türündeki romanların şiddet ve tehdidi çağrıştıran daha karanlık temalı kapakları oluyor. Kitabı eline alan okur da ne tür bir kitapla tanışacağını tahmin edebiliyor. Tasarımcı, editör ve yazarın ortak çabası kitap kapağı tasarımı.

Fuat Sevimay: Tasarımcıların işine büyük saygı duyarım. Ama onları doğru yönlendirecek de sanırım editör ve yazardır. Editör veya yazar derdini anlatmalı, sonra işi ehline, yani tasarımcının inisiyatifine bırakmalıdır diye düşünürüm. Dolayısıyla sorumluluktan değil, iş birliğinden bahsedebiliriz.

Ayfer Feriha Nujen: Her işte bir emir-komuta silsilesi vardır. Olmak zorundadır. Ben buna “ekip işi” derim. Tasarımcı, kapak konusunda kitabı okumuş ya da özetini dinlemiş biri olarak çıkmaz karşımıza her zaman. Kitap okumadıkları için değil, anlatılmaz derecede bir yoğunlukları olduğu için. Bu yüzden ilk anda kitabın adına odaklanırlar ve mutlaka arka kapakta verilecek metne uygun ögeler seçerler. Çok az tasarımcı tanıdım, direktifler almadan işini yapan. Yani bu iş sadece tasarımcının işi değildir. Kitabın yazarı, kitaplaşma aşamasına kadar onu yayına hazırlayan editörü ve tabii bütün bu aşamaların onayını veren yayın yönetmeni de bu ekibin bir parçasıdır. Bazı aşırılıklar, tehlikeli bazı unsurlar ve ögeler içeren kapakların yazarın da yayıncının da başını ağrıtacağını herkes bilir. Zaten kurumsallaşmış bütün yayınevlerinde kapak bir tek örnekle yapılmaz. Birkaç çalışma yapılır. Editörün, yayın yönetmenin onayı alınıp yazara da yollanır. Son tahlilde ortak bir kararın ürünü olarak ortaya çıkar. Her yayınevinde bu iş böyle mi yürür peki? Tabii ki böyle yürümez. Bazen yazar kapağı basıldıktan sonra görür, bazen de kapak tasarımcı ile yazar arasında bir meseleye döner. Ve yazar kapakta içerikteki bütün ögeleri görmek istediği için bu iş arapsaçına döner. En çok da bu yüzden bu süreci ve ekibi yöneten her zaman söz konusu o kitabın editörü olmalıdır. İster istemez bu ekibin her üyesi bu kapaktan zaten sorumlu olur ve olmalıdırlar.

Tarık Tufan

Birgül Sevinçli: Arka kapak yazısı kimin işidir? Arka kapak yazılarının uzunluğu sizce ne kadar olmalıdır?

Behçet Çelik: Arka kapak yazısını editörün yazması bence çok daha uygun. Yazardan kendi kitabına dair cümleler kurması beklenmemeli. Kaldı ki yazarın yazdığı metin hakkında nesnel olabilmesi de çok zordur. Arka kapak yazısını kaleme alan kişi, kitaba dışarıdan bakabilen biri olmalı; sonuçta arka kapak bir tavsiye mektubu, o kitap hakkında hiçbir şey bilmeyen birine alıp okursa neyle karşılaşacağının ipuçlarını veren bir metin. Yazar, o kitabı yazarken niyet ettiklerini kâğıda geçirdiğini zannedebilir, iyi bir editör onun niyetiyle önündeki metin arasındaki açının farkındadır. Ayrıca editör, arka kapak yazısının nasıl olması gerektiği konusunda daha önce pek çok kez kafa yormuş ve bunu hayata geçirmiş, tecrübe etmiştir. Uzunluk konusuna gelince: Bütün arka kapağı kaplayan arka kapak yazılarının okunduğunu zannetmiyorum, bir kitaba hızlıca göz gezdirirken okuyabileceğimiz uzunluk dört beş cümle olsa gerek. Daha uzunu artık kitap tanıtma yazısı ya da deneme olma yolundadır. Aman, kitaptaki şu nokta da eksik kalmasın, burası da atlanmasın kaygısıyla çok uzun tutulmuş arka kapak yazıları görebiliyoruz. Bunun beklenenin tersi etkisi olduğunu düşünüyorum. Arka kapak yazısı uzadığında, bu, okura ne satın almak üzere olduğu konusunda daha çok bilgi, dolayısıyla güven veriyor zannedilebilir ama çok uzadığında okurun nezdinde bir şüphe de uyandırabileceği akılda tutulmalı. “Bu kadar uzun uzadıya niye anlatmışlar ki?“ sorusunun olası yanıtı her zaman olumlu değildir.

Irmak Zileli: Arka kapak yazısı, editörün işidir. Editör de elbette bu arka kapak yazısını yazarken yayıncı ve yazarla iş birliği içinde olur. Genellikle editörün kaleminden çıkar ama yazarın onayı ve yönlendirmesi kapak tasarımında olduğu gibi ve benzer sebeplerle gereklidir. Benim idealimdeki kapak yazısı metinle ilgili fazladan tek satır söz söylemeyen arka kapak yazıları. Bence en güzeli, metnin içinden kitabı yansıtacak ve doğru izlenimi uyandıracak, okurun da ilgisini çekecek bir alıntı yapılmasıdır. Başka söze gerek olmamasını dilerdim. Ancak yayın piyasası bizi ne yazık ki kitabı okura “tanıtmaya” zorluyor. Bu noktada da tavizler vermek gerekiyor. Benim tavizim şu noktaya kadar: Aman kitabı özetlemeyelim, aman kitabın içeriğini tümüyle açıklamaya çalışmayalım. Özündeki meseleye dair bir fikir verelim, gerisine karışmayalım. Okurun metinle karşılaştığı o anın üzerinde fazla gölge etmeyelim yeter.

Tarık Tufan: Arka kapak yazısı normal koşullarda kitabın içeriğine vakıf olanların işidir. Editör de yazar da bunu üstlenebilir. Yahut her ikisi bu sorumluluğu paylaşabilir. Bazı yayınevleri daha ticari bir yaklaşımla içerik üzerinden geliştirdikleri bir çerçeveyi reklam metni yazarlarına teslim ediyor olabilirler. Bazı arka kapak yazıları bende böyle bir his uyandırıyor. Uzunluğu konusunda bir kesin yargıya sahip değilim. Birkaç cümlelik çok vurucu arka kapak yazıları olduğu gibi, daha uzun uzun anlatılmış ve muhatabına etki eden arka kapak yazılarını da gördüm. Sanıyorum asıl mesele ikna olmakta. Yeterli bulduğunuz kadar yazıyorsunuz.   

Elçin Poyrazlar: Arka kapağı bence yazar yazmamalı. Kitap üstüne çalışan editör ya da tanıtım ekibinden birileri bu işi üstlenmeli. Kitabın ruhunu yansıtan ancak fazla detayla okuru sıkmayan kısa ve güçlü bir metin olmalı. 

Fuat Sevimay: Bana kalırsa editörün işidir. Çünkü editör romanın aslında ilk okuyucusudur ve uzmanlığını da işin içine katarak nereden etkilendiğini görmek, doğru alıntıyı yapmasını beklemek gerekir. Okura kestirmeden yön gösterecek, basmakalıp cümlelerden uzak birkaç satır kuracak kişi editördür. 2-3 satır yönlendirme, 2 cümle de alıntı doğru miktar olabilir. Bir de neyi sevmediğimi belirtmek isterim: bilmem ne gazetesinin “fantastik, olağanüstü” cümlesi, pek meşhur bilmem kimin “eşsiz bir roman” cümlesi, romandan fellik fellik kaçmama yol açabilir. Dilerim hiçbir eserimin başına böyle bir kepazelik gelmez.

Ayfer Feriha Nujen: Arka kapak yazısına elbette kitaba yayınlanacak son biçimi veren editör karar vermelidir. Çünkü çalışma boyunca kitabın kalbini eline alan kişi editördür. Ve bunu yaparken aynı oranda hem duygusal zekâsını hem de ticari zekâsını kullanır. Yani öyle yapılırsa iyi olur. Arka kapak yazısı ister kitabın içinden bir kısım alıntı olsun ister kitap hakkında yapılmış yorumlardan seçilsin, kapağı kesinlikle boğmayacak kadar olmalı ve anlatılan meselenin en alıcı cümlelerini içeren paragraflarından seçilmeli. O kitabı satmak ve okutmak istiyorlarsa tabii.

Elçin Poyrazlar

Birgül Sevinçli: Kapak tasarımını beğenmediğiniz eseriniz oldu mu?

Behçet Çelik: İçlerinde daha çok beğendiklerim oldu ama beğenmediğim olmadı. Çalıştığım yayınevleri, sağ olsunlar, her seferinde fikrimi aldılar, taslakları gönderdiler, eleştirdiğim ya da eksik bulduğum yerler olduğunda bunu tasarımcıya ilettiler. Bazen doğrudan tasarımcıyla da muhatap oldum. Uygun olduğunu teyit etmediğim, içime hiç sinmemiş bir kapak olmadı. Bazısı dar zamana geldi, çok seçenek üretilemedi, sonrasında daha iyi olabilirdi diye düşündüm ama kötü bir kapak oldu diye üzüldüğüm, canımın sıkıldığı bir kitap olmadı.

Irmak Zileli: Sonradan böyle olmasaydı keşke dediklerim oldu elbette. Ama yayınlanmadan önce onay verirken çoğunlukla içime sindiği için onay vermişimdir.

Tarık Tufan: Elbette beğenmediğim tasarımlar oldu. Kişisel olarak farklı düşündüğüm hâlde, diğer arkadaşlarımızın iyi bulduğu tasarımlara razı geldim. Bazen de çok beğendiğiniz bir tasarım, zaman içinde ilk andaki kadar güzel gelmiyor. Bunun tersi de mümkün.

Elçin Poyrazlar: Evet. İki romanımın kapaklarını pek beğenmemiştim. Ancak zaman kısıtlaması ve tasarımcının değiştirmeyi reddetmesi nedeniyle öyle basılmak zorunda kaldı. İzninizle isim vermek istemiyorum. 

Fuat Sevimay: Anarşık romanımın Hep Kitap kapağına ısınamadım. Aslında renkler, çizim çok hoştu ama hep romanın ruhundan uzak olduğunu düşündüm. Belki ilk sorunuzun yanıtı da burada saklıdır. Benim romanımda İzmir sıcağında, kendi seçimiyle paspal bir karakter varken kapaktaki görsel, omzuna astığı bitirim paltosuyla, 1930’larda New York mafyasına kapak atacak birini anıştırır. İşte bu nedenle tasarımcıyla editörün, editör ile yazarın dirsek teması ve birbirini anlaması çok önemlidir.

Ayfer Feriha Nujen: Kendi kitaplarımdan söz etmekten pek hoşlanmıyorum fakat kapaklar konusunda kendi kitaplarım da dâhil bir dönem yayıncılık/editörlük yaptığım için de beğenmeme durumum olmadı doğrusu. Bazı hedefler doğrultusunda içime sinmeyen şeyler yapmadım zaten. O dönem bastığımız başka yazarların kitapları için de bu böyle oldu. Bu işin içinde biri olunca bu işle ile ilgili her şeyi öğrenmek gerekiyordu. Uzun bir süre Emir Tali ile çalıştım ve onun tasarlayıp da benim beğenmediğim hiçbir kapak olmadı. Çekirdekten geldiği için değil, kendini gerçekten yaptığı işe verdiği için. Kapak tasarım programlarını kullanmayı ben de ondan öğrendim zaten. Bu soru vesilesiyle de kendisine teşekkür ederim. Soruya geri dönecek olursak kendi kitaplarımdan değil ama kapaklarını beğendiğim birkaç yayınevi adı verebilirim: Metis, Sel, Everest, Jaguar ve İthaki’nin Poetik serisinde çalıştığı kapaklar.

Fuat Sevimay

Birgül Sevinçli: Sizce kitabın kapak tasarımı, kitabın okuyucuyla kurduğu ilişkide ve satışında önemli mi?

Behçet Çelik: Az ya da çok bir önemi olduğunu düşünüyorum. Kapağın özenli çalışılmış olması bende kitaba ve yayınevine yönelik bir güven oluşturur. Fakat şunu da eklemeliyim, bir yayınevinin ya da yazarın daha önce yayımlanmış kitaplarının bende yarattığı güven duygusu kapağın nasıl olduğunun önündedir. Kitap kapakları her şeyi söylemese de, tam doğruyu ifade etmese de, bize bir şeyler söylüyor. Kapak konusunda yerleşmiş algılar, alışkanlıklar var. Bir kitabın çok-satar olmasının amaçlandığı mesela kapak tasarımından kolayca anlaşılır. Yazarın adının kocaman yazılması, kitabın değil yazarın adının “satışının” öne çıktığını duyurur. Kapağın satışa doğrudan etkisi ne kadardır bilemiyorum ama kötü bir kapak tasarımının caydırıcılığının iyi bir kapağın satışı artırmasından daha yüksek olduğu kanısındayım. Kapaktaki özensizlik bizi kitabın içi konusunda da bir miktar uyarır. Beri yandan bir edebiyat kitabı olmaktan çok bir tasarım nesnesine dönüşmüş kitaplardan da, ne yalan söyleyeyim, biraz korkarım. Kitabın okunmak için satın alındığı gözden kaçmamalı. Görsel olarak göze hoş görünen ama renk ya da punto seçimi nedeniyle arka kapak yazısını okumakta zorlandığım bir kitaba elim hemen varmaz.

Irmak Zileli: Kitap tasarımının, kitabın okurla ilişkisinin başlangıç aşamasında, okurun o kapıdan girmeye karar vermesini sağlamak ya da sağlamamak noktasında önemi var. Her kitap kapağı, her okuru çağırmaz elbette. Aslında yazar ortaya çıkardığı metinlerle okurunu seçtiği gibi, kitap kapağıyla da bir eleme yapmış olur. Mesela minimalist bir kapak tasarımı, çok satar kitapları tercih eden okuru en başından elemiş sayılabilir. Yani aslında okurlar kitapları seçmez yalnızca, kitaplar da kendi okurlarını seçerler. Böylece sorunuzun ikinci kısmını da yanıtlamış oldum. Kapak tasarımının özellikleri kitabın satışında rol oynar. Ortaya çıkan kapak tasarımı, bu kitabın hitap ettiği okur kitlesi konusunda bir fikir verir. Çok satar kitapların tarz ve üslubunu benimserseniz kitabınız o okurun ilgisini çeker ve bu da satışını etkiler. Tersi de geçerlidir. Seçilen renkler, imgeler, kapağın ne ölçüde kalabalık ya da sade olduğu gibi tercihler kitabın seslendiği okuru belirleyeceği için yine satışı etkiler.

Tarık Tufan: Kitabın kapağı elbette okuyucunun metinle ilişkisinde bir duygu yaratır. Oradaki duygusal atmosfer metne dâhildir. Daha kitaba başlarken okura şunu söylüyoruz: Okuyacağınız kitabın dünyası, ruhsal atmosferi, renkleri yaklaşık böyle bir şeye karşılık geliyor. Oradaki doğrudan yahut dolaylı ifadeler, semboller okur için metnin içindeki yolculuğunda bir şeyleri işaret ediyor. Eğer bir karakter varsa tasarımda, buna benziyor diyorsunuz. Bir mekândan bahsediliyorsa ve kapakta bir mekân tasarımı varsa, okur doğal olarak hikâyenin burada geçtiğini düşünecektir. Satış konusunda bir yargıda bulunma yetisini kendimde görmüyorum. Kapağın kitap satışını etkilediğini duyarım ama bunu doğrulayacak veya çürütecek bir tecrübeye sahip değilim.  

Elçin Poyrazlar: Satışında ne kadar etkili emin değilim. Ama edebiyatın okura ulaşmasında önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Çok yalın, sadece kitap ismi ve yazarın adının olduğu kapaklar da bir çeşit pazarlama taktiği olarak görülebilir. Çok sanatsal veya mesaj içeren kapaklar da öyle. Ben ayrı bir sanat dalı olarak gördüğüm kitap kapaklarını estetik bir eser olarak seviyorum. Kitaptan da biraz bağımsız olma hakları olduğunu düşünüyorum. 

Fuat Sevimay: Elbette. Son yazdığım roman Bendeniz James Joyce’ta, kendi romanını okumaktaki ve onu kitabın kapağındaki resminden tanıyan liselilerle ayaküstü muhabbet eden Joyce, “Ben kapak değilim evladım, roman kapaktan ibaret değildir,” der ama günümüz dünyasında görselin önemini yadsımak safdillik olur. Yani iyi kapak, kesinlikle romanın ayrılmaz parçasıdır ve hem satışta hem de okurla ilişkide aracıdır.

Ayfer Feriha Nujen

Ayfer Feriha Nujen: Tabii ki önemli. İçini göremediğiniz bir şeyi satın alıyorsunuz. Her şeyden önce ona müşteri oluyorsunuz. Bir diğer taraftan onu pazarlıyorsunuz. İnsanlar satın aldıkları şeylerin içini görmek, tadına bakmak isterler. Çoğunluk bunu kapağa bakarak yapar. Ve elbette ticari açıdan onu pazarlayanlar fiyat etiketinden önce çekici bir albenisi olsun isterler. Kapak bu anda alıcı ve satıcılar arasında karar verme olayını netleştirir.  Dediğim gibi benim gibiler için arka kapaktaki metin, onu alıp almama konusunda yeterli ve bir de okurken harmanlanan sayfalar dağılmasın diye. Benim gibi antikalar azaldığı için kapak okura hitap eden, onu yakalayan bir aura yaratmak zorundadır. (Ne de olsa akıllı insanlar duygularıyla hareket ediyorlar.) Üzerindeki renkten, herhangi bir nesneye ya da betimlenmiş (hikâyeleştirilmiş) görsel bütün ögelere kadar okurda duygusal bir tetiklenme yaratması da satışında etkilidir.  Çok satan yazarların kitaplarında da bu böyledir. Çoğunlukla gözler beyni aldatır.   Bir yazarı gerçekten her kitabında, verdiği her demeçte takip etmeyen okur için kapak bir çağrı, bir davettir. Görür, beğenir, alır. Kitabı satın aldıktan sonra okurun okuyup okumadığını sadece yazar umursar. Kapak okur için gerçekten de duygusal bir ögedir. Kitaplar da bu nedenle bir alışveriş nesnesi olarak da psikolojik ve duygusal çekicilik içerir okur için. Buna ne kadar mantıkla karar vermeye çalışsa da.