İBBŞT yapımı, Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği “Martı” bana göre, sezonun tartışılmaz en iyi çalışmalarından biri olma özelliğini de taşıyor. Sıradan, ucuz, uçucu, geçici, ifadesi hep eksik kalmış, sabuklamadan öteye gidememiş, yetersiz reji, tekst, kostüm, sahne, ışık, müzik tasarımları, oyunculuklar neticesinde salt ‘kayıp zaman’ olarak nitelendirilebilecek kimi sezon oyunundan sonra, hiç kuşkusuz sorusuz bir yanıt gibi “Martı”.

Beyninden, yüreğinden, anılarından kavrıyor seyircisini “Martı”  ve bir daha da bırakmıyor. Hatta oyun bittikten sonra bile, Konstantin, Yevgeni, Maşa, Boris, Yakov, İlya ile devam ediyor yolculuğunuz, kolay veda edemiyorsunuz onlara. Ben, tekrar görüşmek üzere dedim..

Suha Uygur’dan öğrendim. Meğer “Martı” 103 yıllık Şehir Tiyatrosunda ilk kez sergileniyormuş. Belki de böylesine kusursuz bir yapımı bekliyordu yıllardır. Kim bilir? Ustalık katındaki dekor, reji, müzik, oyunculuklarla öylesine bir illüzyon yaratılmış ki sahnede. Kimse “mış gibi” yapmıyor, rol yapmıyor yani, oynuyor sadece. Karakter çözümlemeleri harikulade. Irina Nikolayevna Arkadina’da Jülide Kural ( Lyubov Andreyevna Ranevskaya rolündeki başarısını şimdi nasıl hatırlamam ), Boris Alekseyeviç Trigorin’de Mert Tanık,  Maşa’da Yeşim Koçak,  Afanasyeviç Şamrayev’de Ersin Sanver, Sergeyviç Dorn’da Hakan Arlı, Treplev’de Nazif Uğur Tan, Nina Zareçnaya’da Pelin Abay, Nikolayeviç Sorin’de Mert Asutay, Polina Andreyevna’da Rozet Hubeş, Semyon Semyonoviç ‘de Mert Aykul, Hizmetçi’de Z.Bahar Çebi başta olmak üzere tüm kadro derinlikli, üstün oyunculuklarıyla yaşar kıldıkları kimlikleri, kusursuz bir uyum ve sahicilik, samimiyetle adeta  kendileriymiş gibi aktarıyorlar seyirciye. Hemen her sahne baştan sona tiyatral mucizelerle dolu sanki. “ Market” oyununda canlandırdığı unutulmaz karakterin ardından Kamer Karabektaş ‘Yahov’ olarak, yine çok doğru bir oyun sergiliyor ve gelecek vaad eden bir aktör olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. “Kümes Hayvaları” adlı çocuk oyunundaki başarısı da bu savımın bir başka göstergesi hiç kuşkusuz.

Sahne, müzik, dekor, video tasarımları, reji, oyunculuk ve kareografi benzeri az rastlanır bir ahenk içinde. Sahne üstü eylem, daha perde açıldığı andan itibaren yansılanan gerçeklik duygusu (gölün kokusu, akşam esintisi ) yaratıcılık değerindeki estetik duyarlılıklar,  kesintisiz performansıyla “Martı” bir başka yüz akı.. Bir başka onur madalyası hiç kuşkusuz Anton Pavloviç Çehov’un dehasına yaraşır özenli bir çalışma.

Düşünüyorum da, Yıldırım Fikret Urağ tüm karakterlerin hayatla derdini, hayata dahil ve dair tüm hislerini sahneye, o gerçek er meydanına taşımış. Üstelik izleyicinin nabzını bir an olsun elinden bırakmadan. Bu bağlamda da sanatın zamana meydan okuyan bir özetine dönüşmüş rejisi, doruktaki ustalığının belgesi olmuş adeta. O özel sahne dili, dinamizm ve zamanlama mükemmeliyetiyle de “Martı”ya hayat vermiş yeniden. ”Martı”yı tarihe taşımış..

Evet, büyülenmiştim ilk izlediğimde “Martı”yı. Sonra bir daha, tekrar, bir kez daha izledim. Gerçek oyuncuğa gerçek tiyatroya kavuşmanın erincini yaşadığım üst üste. Bu duyguyu meğer ne çok özlemişim..

Nina Zareçnaya “Martı” diye imzalıyordu mektuplarını. Puşkin’in ‘Deniz Kızı’ oyunundaki değirmencinin kendisini kuzgun sanması gibi, o da mektuplarında bir martı olduğunu tekrarlayıp duruyordu sürekli.

“Martı” da hep birlikte hayal kurduk..tutkunun, özlemin, hüznün gövdesel hayat buluşlarıyla yüzleştik.. Acıya dokunduk. Estetize edilmiş duyarlıklar arasında  nitelikli, ustalıklı oyunculuk gösteriminin virtüöziteye eriştiği, her açıdan yüksek düzeyli, sıra dışı, yetkin, hayata karşı söyleyecek sözleri olan, yaratıcı tiyatro seyircisinin önünü açan, tadına doyulmaz bir oyun seyrettik. Ve bu defa Nina Zareçnaya gibi “Martı” ismini kullanacağım yazımı noktalarken. Sadece “Martı”..o kadar !