Hilmi Zafer Şahin imzalı “Bir Kümes Hikayesi ” adlı piyesi okurken, çocukluğumun tiyatro oyunları geçti gözümün önünden. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun Fatih ve Üsküdar Sahneleri, çarşamba günü saat 15.00’te son gongun çalmasıyla açılan o bordo kadife perde, alkışlar, alkışlar…

Şimdi düşünüyorum da, nasıl da heyecanla hazırlanırdık tiyatroya gitmek için. Rugan mokosenler, papyon kravat ve tabii, lavanta kolonyasıyla ıslatılıp özenle taranmış saçlar.

Tiyatro, tiyatro diye yeri göğü inlettiğim yıllar, diyelim.”Polyanna”,” Küçük Prenses” ve diğerleri.

“Yakut Balık’ta Nihal Kaplangı’yı, “Milyonluk Yeğen’de Selma Kutluğ’u izlediğim yıllar.

Gelelim “Bir Kümes Hikayesi” ne! Kümes sakinleri; Kara Tavuk, Çilli Tavuk, Ak Tavuk ve Horoz Bey sıradan bir güne uyandıklarını zannederken, Ak Tavuk’un yumurtadan çıkmayı bekleyen civcivlerinden birinin Tilki Bey tarafından kaçırılmasıyla maceralı bir gün başlamış olur. Hem de ne macera.

Sonuçta kandırmaca ve riya doğruluğa yenilir. Mutlaka gerçek olanın araştırılıp sorgulanması, dostluk, koşulsuz ilişkiler, birlik ve beraberlik, yardımseverlik ve yumurtanın beslenmemizdeki önemi öyle güzel anlatılıyor ki kitapta yaşanır bir dünya, anlamlı bir hayat için gerekli kurallar hiç didaktik olmadan sunuluyor. Laf aramızda Sarı Tüy’e bayıldım.

Umarım Hilmi Zafer Şahin’in, Ziya Osman Saba’dan uyarladığı “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” de kısa bir zaman sonra okurla buluşur.