Dokunma bana,

Böyle buyurdu! Tren garında hayatını karalayanlar. Dün gece yarınını kaybeden ve dünde kalan aptallar. İbrahim’in bıçağı ile kesin dilinizi. Atın Kerberos’a yesin ve beslensin güzel sözlerinizden

Ya da götürün Vulcanus’a dövsün silah yapsın,

Öldürün, sevmeye değer her şeyi

Sadece kâğıtlarda konuşan ağdalı sözlerin şairleri. Yüreğiniz varsa yazın, en derin sessizlikleri

Sevişmelerinizi haykırın kâğıtlara, edepsizce

Dokunamadığınız ne kadar yer kaldıysa

Dokunsun çığlıklarınız

Korkmadan girin kaybedeceğiniz her savaşa

Ölü bedenleriniz aşkın gübresi olsun

Bir halk sadece siz sevdiniz diye yok olsun gitsin. Severken her gün vücudunuzda intiharlar çıksın. Yalnızlık eşliğinde günde beş vakit kesin bileklerinizi

Tükeneceği günü bilmeden kaleminiz ile girin Yeruşalim kapısından

Korkmayın ölüme giden yolda alkışlanmaktan. Unutmayın, horozlar ötmeden önce üç kez inkâr edecekler şiirlerinizi. Esmeyen rüzgârlar yakacak ciğerlerinizi, ciğerlerimizi

Deimos  eşliğinde rüyalarınızda sevişerek öldürecekler

Ne acı ne de acıma bizlere, başucumuzda Requiem’i çalacak kimse olmayacak

Gökten nasıl düştün, ey güzel sabah yıldızı diyerek kovacaklar. Örs üzerinde her cümlemize çekiçle vuracaklar, her dilde alfabeyi acımadan ezecekler. Başımıza tacı, Tanrıça Amor koyacak göğsümüzden uçan son kuşu vuracaklar. Yazmayın, durun artık

Atlas sanacaklar bizi, verecekler aşıkların gözyaşlarını sırtımıza

O zaman, Tanrıların kanından kaç testi yetecek sarhoş olmamıza,

Dün duvarda kalan o ilk dokunuşu

Her aşığı nasıl kavuşturacak Mikelanj

Tanrı kaç kez yaratacak, hangi cennet pınarı doldurmaya yetecek gözlerimizi

Şimdi korkuyorum Atinalı Kodros

Bir hiç uğruna hiç olmaktan

Gözlerim bu mutsuzluğa alışmışken

Tekrar insan olmaya çekiniyorum

Dünyalarca şiir yazmışken, en sonunda şiir olmuş halimden ürküyorum

Kalbime batan bıçağın üzerindeki elmaslara âşık oldum,

Her gün ölmekten ve gözleri sandığım elmasların ucunda

Lazarus gibi doğmaktan yoruldum

Her akşam yediğim son akşam yemeği sanki

Şimdi teşhir ediyorum kanlı bedenimi

Yazdığım her şiiri sizin önünüzde kendim yargılıyorum

Terk edildiğimiz Golgota tepesi, işte o gün tükenecek sözlerimiz. İşte ben, biz ve siz

Susuyorum. Dilim dilim oldu bedenim

Bitmeyen bir kaşıntı var ayaklarımda

Ağzımda ekşi bir şarap tadı

Göklerin babası, yeraltının celladı

Duyun âşıkların dualarını, ellerimizde kalemden çiviler var

İhanete uğradık, yanıyoruz Truva gibi

Betimlediğimiz her duvar üzerimize yıkılıyor

Yarına uçurduğumuz her kuşu bugün vurdular, eksiliyoruz giden aşka ve gelen yalnız ölüme. Aslında her şey sessiz oluyor

Buna karşı vaaz veriyor şiirlerimiz

Geçin içimizden acılar şehrine, ebedi ıstırap sizindir.